Dijitalleşme ve toplumsal kutuplaşma: “Filtre balonları”nın siyasete etkisi

“En iyi savunma, saldırıdır” düsturuyla, dijitalin zararlı yönlerini bireylerin, ailelerin ve toplumların aslî düşmanı varsayarsak, taarruzun hangi yolla olacağını saptamak hayatî bir önem arz ediyor demektir.

TEKNOLOJİ, hayatı kolaylaştıran bir nimet diyerek, beklenen, makbûl ve genelgeçer bir saptama ile söze gireyim. Ne de olsa akış boyunca antagonist yaklaşımlarla bu sabit gerçekliği esnetecek bir dolu yankılanmaya denk geleceğiz. Hayatın her bir parkurunda bu zıtlığın getirdiği geniş renk skalasına maruz yaşayıp gidiyoruz. Tabii zıtlık gibi olumsuz görünen bir kavramı, renk çeşitliliği tamlamasının iç ısıtan sıcaklığıyla birlikte telaffuz etmem de boşuna değil. Zira bu vasat, sanıldığı kadar menfi bir rezonans değildir. Evet, kısmen zorlayıcı, kabul ediyorum. Ama bu ayrışık düzen, insanın tabiatında, kâinatın düzeninde ve tüm canlıların temayülünde mecburi bir varoluştur. Her şeyin faydacı ve zararcı bir yönü vardır mukabilinden, her şeyin kullanım amacına uygun tüketimi elzemdir sonucuna varış için çok da çetrefilli yollar geçmiyoruz kanımca. İşte teknoloji ve onun zirve ürünü dijitalleşme ile eriştiğimiz menzil tam da böyle… 


Hemen dijitalleşmenin var ettiği ve var etme potansiyeli bulunan ve pek tabii kişilerin, ailelerin, toplumların ve topluma yön veren tüm ana odakların tesirine bağlı bulunan faydalardan bazılarına değinerek olumlama ile serin bir girizgâh yapalım.


Dijitalin gücü: Verimlilikten inovasyona köklü değişim


Dijital kazanımların reel hayata etkisi ve faydacı gücü deyince akla ilk gelen, bilgi edinme hızı ve çerçevesi olacaktır. Çerçeveden kasıt ise basit bir misal ile açıklanabilir. Dijital ortam, rafların, ciltlerin ve manuel tüm imkânların ötesinde son derece geniş bir depolama alanı ve hızlı ulaşım sağlıyor. Bu iki pozitif cihet bir taraftan da birbirini tekraren büyütüp birbirine dayanak sağlıyor. Nasıl mı?


Hızlı ulaşılan her nesnenin miktarı artar. Seri üretim mantığından bu süreci çözümlemek mümkün. Bir ürün ne kadar hızlı bir imalat vetiresine sahipse, o kadar çok sayıda istihsal edilmesi de mümkün olacaktır. Bu yoldan hareketle, bilgiyi de bir ürün/nesne kıymetinde eşkale kavuşturur ve var edilmesine dair aşamaları mal üretim süreçlerine benzetirsek ne kadar hızlı erişim o kadar çok bilgi neticesine pekâlâ varabiliriz. 


Mecburen değinilen bu kazanımı ve diğer çoğaltılabilir örnekleri; kolay ulaşım, kesintisiz iletişim, hızlı ve verimli iş gücü vb.’ni bir kenara atarsak, dijitalleşmenin var ediliş amacını da aşan bir kontrolsüzlüğe eriştiği savına değinmek istiyorum.


Evet, verimlilik ve inovasyondan bahsetmem gereken bir satırdayım. Ama bunu bilginin hızlı akışına kısaca değinerek yaptığım kanısındayım. Asıl vurucu olan ve dijital araçların var ediliş amacını aşan ve hatta var edilişine meydan okuyan bazı faydalar var ki; değinmeden geçmek mevzuun kalbini es geçmekle eş değer olacaktır. 




Tabiat boşluk kabul etmiyor. İnanç, kültür, aile ve tarih, kişini zihninde en geniş alanı kaplar. Bu bilgilerden azade bırakılmış zihinlerde çok fazla boş alan olacaktır ve dijital saldırılar da bu boşlukları çok çabuk dolduracak, geri dönüşümsüz yıkımlar bırakacaktır. 


En özet hâliyle: Gerçeğin pandemisi


Yine bir zıtlıkla söze girişimi izah etmeden yol alamayacağım. Hakikat en çok aranan ve sevilen kavramken onu pandemi (küresel salgın) mefhumuyla anlam düşüklüğüne uğratışımda oldukça manidar bir sebep var.


Elbette küresel salgın, mikropların yol açtığı ve yayılmacı eğilim gösteren, canlılarda hastalık ya da ölüme sebebiyet verebilen olumsuz bir zinciri ifade etmek için kullanılıyor. Fakat burada insanı ve insanlığı iki gruba ayırarak, bahsettiğim hakikatin ne olduğuna ve kimler için bir pandemi tesiri var ettiğine daha yakından bakabiliriz.


Hiç eğmeden bükmeden, insanlık en kompakt hâliyle ikiye ayrılır. Bu ikiye ayrılma evresinden sonra elbette daha yüzlerce hatta binlerce makuleye ayırmak, rafinajdan geçirerek değer biçmek, elimine ederek farklı alt gruplarda anlam bezemek mümkün. Ama ilk anda yapılabilecek tek nüans şudur ki, insan iyi ve kötü olmak üzere iki ana başlıkta toplanabilir. 


O hâlde hakikat, iyilerin yaşam kaynağıyken, kötülerin pandemisidir. 


Peki dijitalleşmeyle yayılan hakikatin kötülere bir pandemi etkisi yaptığı kanısına nereden vardık? Kısaca cevaplamak gerekirse, FİLİSTİN...


Evet… İnsanlığı kırıma uğratarak gövde büyüten modern firavunlar için dijital aparatların hepsi, bu kıyıcı eylemleri kolay, pratik ve hacimce yoğun bir şekilde icra edebilme gayretine hizmet ediyordu. Ama işler pek de öyle yürümedi. Ben ki tasavvufi ve İlâhî manaları hayatın tüm adımlarında hisseden ve kaleme döken biri olarak tam burada İlâhî Kudret Eli’nin muradından ve OL deyişinden bahsetmeden de geçemem. Yaradan, kötünün elinden çıkardığı imkânları kötünün aleyhine çevirdi. Tamam bu makale daha farklı bir yörüngede teşkilatlandığından bu İlâhî anlama daha fazla değinmeyeceğim. Ama o kısmı yazan kadar okuyanların da es geçmemesi muradıyla bir cümle de olsa akıllara yazmalı. 


Peki kötünün teknolojide ilerlemiş oluşu, teknolojiyi kendi hain planları uğrunda kullanmasına olanak tanırken, bununla hudutlandırılması için hiçbir akılcı önlemi, daha ziyade hiçbir imkânı bulunmuyor diyebiliriz. Filistin soykırımında teknolojinin, bebek öldürme güdüsüyle kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Peki aynı elden çıkan benzer teknolojik imkânlar sayesinde eski çağlarda yaşanagelen sessiz soykırımların bugün var edilemediği hakikatine ne demeli?


Hakikatin pandemisi (kötüler için öldürücü etki) demeli bence.


Şayet dijital imkânlar dünyanın her bir kıtasına tüm getirileriyle erişilebilecek kadar yaygın ve hacimli olmasaydı, tüm erişimin kısıtlandığı, insan, gıda, erzak ve ilaç girişinin bile engellendiği, kanlı bir abluka ile dört bir yanı sarılmış olan Gazze’ye uygulanan bütün insanlık dışı eylemler nasıl en sağır kulaklara bile yayılabilirdi ki?


Bir soru, bazen onlarca cevabın iç organlarını taşıyan bir beden gibidir. 


O hâlde devam edelim… Dijitalleşme, çağın canavarları tarafından var edilmiş, geliştirilmiş ve hem toplumsal yaşama katkı hem de hain eylemlerde şeytanî bir yardımcı olarak tasarlanmış olsa da, hudut kabul etmeyen ve belli kesimlerin menfaatine göre kurgulanıp geri kalan kesimler için saf dışı bırakılamayan şeffaflığı sayesinde, hakikatin, tıpkı bilgi akışındaki hızı ve yoğunluğu gibi göz alıcı bir nispette yayılmasına olanak sağlamıştır. Tabii tekraren altını çizmeli ki, bu aslında Allahu Teala’nın zalimleri kendi elleriyle boğduğu bir ilahi adalet tecellisidir. 


Dijitalleşme çağının kilit avantajları


Dijital imkânlar ve sistemler sosyal hayata temas eden köklü değişimlerden de sorumlu. İşte bu tam olarak modern çağda rağbet gören inovasyon faydasının altını dolduracak bir okuma. Her ne kadar insan emeğinin giderek fire verdiği bir kaybediş öyküsü gibi dursa da, bir yandan da insan eliyle var edilmesi müşkül dönüşümlerin ve değişimlerin de bu yolla sağlanabildiği gerçeğini görmek gerek.


Aslında dijital kazanımları insan emeğine ve gücünün yerine değil, ona eklenti bir uzantı dosyası şeklinde gördüğümüz çok fazla kulvar var. Otomasyon ve yapay zekâ dahil olmak üzere, en insansız sistemlerde bile insan kabiliyetinin ya da gücünün bir uzantısı olduğunu söylemek mümkün.


Tıpkı İHA’lar, SİHA’lar gibi…


Bir sistem her ne kadar insan gücü ve aklı olmadan kendine yön verebilme, düşünebilme, düşünüleni hayata geçirebilme ve arzu edilen amaca uygun hareket edebilme yetisine sahip de olsa, eylemler dizisinin başında ya da sonunda insan kumandasına ihtiyaç duyacaktır. Üretimden kullanıma ve hatta pasif hâlde bekletilmesine kadar pek çok yönlendirme sürecinde insansızlık mevzubahis olmayacaktır. Yarı otonom sistemler çok daha fazla insan kabiliyetine muhtaç olmakla birlikte tam otonom ve insansız olarak adlandırılan sistemler dahi insansızlık iddiasının muhatabı olamazlar.


Peki insana ihtiyaç duyan ama insan elinin en az müdahil olduğu tüm dijital ve yenilikçi sistem, aygıt, araç ve yöntemleri düşünerek kilit avantajları sıralayacak olursak, uzun uzun açıklama yapmadan maddeler hâlinde sıralamak arzu edilen vasatı tarife kâfi gelecektir. 


Az kaynakla çok iş… Daha az hata oranı… Hızlı iletişim ile çözüm odaklılık… Daha az enerji daha fazla üretim… Çalışma sürelerinin kısalması… Yeni (çağdaş) iş modelleri… Pazara çıkış hızı… Kişiselleştirme (müşteri odaklılık)… Risk yönetimi… Ticarette coğrafî sınırsızlık… Geniş ürün havuzu… Daha adil rekabet ortamı… Çağdaş eğitim modelleri… Tıbbî yenilikler/ alternatif tedavi yöntemleri/ yüksek iyileşme oranları… Hızlı ulaşım/ muvasala vb….


Bu konu, teknolojinin toplumsal psikoloji ve siyasal davranışlar üzerindeki etkisinimerkeze alır.


Dijital duvarlar: Sosyal medya algoritmaları toplumu nasıl kutuplaştırıyor?


Teknoloji ve tüm dijital olanaklar, toplumsal psikoloji üzerinde olumlu/ olumsuz pek çok tesirin de müsebbibi. Bir patojen, insan psikolojisine direkt ya da dolaylı bir etkide bulunuyorsa bu asla tekil bir enerji değildir. Kişiyi etki altına alan iç ve dış dinamiklerin hepsi, eksiksiz bir şekilde, toplumsal psikolojinin genel hatlarını belirler. Ve bu denklem bu kadarla sınırlı da kalmaz. Eğer bir patojen, toplumsal psikolojinin belirleyicisi ise o muhakkak siyasal davranışlar ve yönelimler üzerinde birincil faktördür. 


Toplumların siyâsî tercihleri ve davranışları üzerine çalışanlar, elbette geleneklerin, kültürün ve inanç sisteminin öncül olduğu bir vasattan dem vururlar… Ki bu son derece doğrudur. Tek ayrım şu ki, günümüzde pek çok hissedişi, beğeni eşiğini, rağbet kümelerini ve kutuplaşmayı belirleyen, tüm kategorileşme süreçlerini doğrudan etkileyen en etkin unsur teknolojidir. Zira teknoloji, tümevarımla, öncül diğer etkenleri de kapsayacak kadar sosyal hayatı esir almış bir vaziyette. İzahla; patojen olarak adlandırdığım kötücül etkilerle birlikte, sosyal hayatı kısmen ya da tümden etki altına alan cari, faydalı ve olumlu etkilerin tamamı; kültürleri, inançları ve geleneklere olan bağlılığı da hacimce ya da manaca dönüşüme uğratırlar. Bu tümevarımdan sonra varacağımız ilk durak, siyasal davranışlardaki etkin madde olan sosyal medya algoritmalarının zihinler üzerindeki kuşatıcı potansiyeli olacak.


Filtre balonları ve yankı odası


Toplumlarda gerginliği tetikleyen ve kutuplaşmanın mesafesini açan, hatta mesafeyi açmakla kalmayıp kutup sayısını da çoğaltan dijital urların başında filtre balonları geliyor.


Nedir bu filtre balonları?


Kısa ve sarih bir tanımlama yapacak olursak… Herkesin günümüzde tekil bir internet kullanıcısı olduğu varsayımıyla, kullanılan alt yapının ve sitelerin kişiyi yönlendirdiği bir abluka olarak tanımlamak mümkün. Şöyle adlandıranlar da var: “Algoritmik kişiselleştirme” ya da “algoritma destekli kişiselleştirme”…


Kişinin bir ya da birkaç merak eğilimi ya da alışkanlığı, internet sayfaları tarafından kaydedilir ve raporlanır. Bu raporlanan veriler, kişinin bir sonraki adımında da etkin bir eleme sistemine tabii tutulur. Bu her zaman kişinin güncel talebi ve zevkleri doğrultusunda da gerçekleşmez. Bu bazen sarı rengini tarayıcıya fısıldayan bir kullanıcının sarı tonlarına daha az irade ile erişimi anlamına gelse de asıl tehlikenin başladığı nokta şudur ki, sarıya meraklı ya da bağlı bir kullanıcıyı laciverte yönlendirmede kullanılacak yolların bu algoritma tarafından çoktan kodlanmış oluşudur.


Ama daha da vahimi, kişinin sarıdan kırmızıya, lacivertten beyaza, turuncudan griye geçişini tesis eden tercih süreci sistemin algoritması tarafından belirlense de kullanıcının bu süreçte kendi iradesinin hâkim olduğu zannıyla yaşayıp gitmesidir. 


Ve çok hazin ki insan, iradesi dahilinde var olduğunu sandığı pek çok şey gibi, dijital ortamda da büyük oranda yönlendirilmiş bir zihinle hareket etmesine karşın, hür iradesiyle varlık sürdürdüğü aldanışına duçar olur.


Bu, yetişkinler için bile tehdit içeren bir vaziyettir. Ama daha ziyade genç kuşak ve çocuklar üzerinde son derece yıkıcı etkileri de beraberinde getirir. 


Eski çağlarda denk gelinen bütün denklemler, bu filtre balonları sayesinde yıkıma uğrar. Çünkü artık kişinin çocukluktan bu yana büyüdüğü çevre, çekirdek ailesi ve diğer aile büyükleri, okuduğu okul, seçtiği kitaplar ve arkadaşları üzerinden şekillenen iç dünyası ve zihin aritmetiği, bu filtre balonlarının ablukasında tamamen esir düşecektir. Böylece bir insanı ve bir insan yoluyla bir toplumu, yaşadığı çevreden ve coğrafyadan bağımsız ama yaşadığı çevreye ve coğrafyaya uyumlu bir dijital filtrasyon ile arzu edilen odaklara yönlendirmek son derece kolay.


İşte dış mihraklar denilen tüm kötücül odaklar, toplumları ayrıştırmada ve kutuplaştırmada artık modası geçmiş yöntemleri çok da fazla kullanmıyorlar. Daha ziyade gezindiğimiz sayfalarda karşımıza çıkan reklâmlar, renkler, müzikler, frekanslar aracılığıyla zihnimize ilk uyaranı gönderiyor, öneri ve mecburi yönlendirmeler aracılığıyla aklımızda ve merakımızda bulunmayan propagandalara bizi maruz bırakıyorlar.  Eğer devlet eliyle alınan baskın önlemler alınmaz ve kişilerin dijital kullanıcı kimliğinde yetkin bireyler olması hedeflenmezse sadece bir inancı, bir siyâsî düşünceyi değiştirmekle kalmayacaklar, toplum inşâsında istenmeyen ve kalıcı sonuçları da çok kolay var edecekler. 


Bir o kadar zararlı ve uyuşturucu etkisinde olan diğer etken ise yankı odaları… Bu yankı odalarını yakın çevremizle de benzeştirmek mümkün olsa da birebir aynı kısıtlayıcı tabiattan bahsetmek doğru olmaz. İnsanın yakın çevresi, düşünce yollarına daha yakın bir skalada var olsa da, aksi tesirler tüm hayatın akışında kaçınılmazdır. Genellikle aile içinde, akrabalar arasında, iş ortamında aynı takımı tutanlar, aynı partiye oy verenler, aynı inanca sahip olanlar, aynı rengi sevenler, aynı hayale tutunanlar kadar, en ayrık düşünce ve duygulara sahip olanlar da var olacaktır.


Fakat bu yankı odalarında böyle bir demokratik ortam var olmayacak, insanı, tercihen hapsolduğu ya da istemsiz bir şekilde esir alındığı düşünce yollarında çıkışsız bir esarete mecbur edecektir.


Bireylerin ya da grupların aynı duyguda birleştiği dijital ortamlara yankı odası deniyor. Bu odalar ya aynı ideanın ya aynı hissedişin ya da aynı amacın paydaşı olanları bir araya getiriyor. Bu odalarda kabul gören ana mevzuya aykırı hiçbir düşünce kabul görmüyor. Zaten aykırı birey ya da gruplar farklı yankı odalarında buluşuyor. Bu odalara bir düşüncenin sempatizanı olarak giren, o düşüncenin iman edeni olarak çıkıyor. Daha da beteri yankı odalarından çıkan milyonla grup birbirine düşman, birbirinden farklı bir gezegenin insanı gibi absürt bir kimliğe bürünüyor. İşte bir toplumda kutuplaşmayı tetikleyen ve daha önce de dile getirdiğim üzere kutup sayısını her geçen gün artıran iki patojenden biri de yankı odalarıdır. Hür düşünce yollarını felç eden ve üçüncü eller tarafından yönlendirilen bu filtre balonları ile yankı odaları, uyuşturucu maddelerden daha beter bir tesirle gençleri zehirliyor. Ve tıpkı yasaklı maddeler gibi sadece zihni ve ahlâkı dejenere etmekle kalmıyor, beden ve ruh sağlığını da yıkıma uğratıyor. 


Dijitalin yan etkilerinden korunma yolları 


En iyi savunma saldırıdır düsturuyla, dijitalin zararlı yönlerini bireylerin, ailelerin ve toplumların aslî düşmanı varsayarsak, taarruzun hangi yolla olacağını saptamak hayatî bir önem arz ediyor demektir. 


Burada saldırı kavramı katiyen olumsuz bir anlama hizmet etmiyor. Çünkü asıl amacın savunma olduğu bir vasatta taarruzdan bahsediyorsak bu olumlu, gerekli ve hayatî bir süreçtir. 


Dijital ortamın bahsettiğimiz yan etkileri ve olumsuz yönleri dışında kalan daha pek çok etki alanı mevcut. Sınırsız bir mecranın sınırsız iyi/kötü tesirinin bulunması da son derece akla yatkın. Öyleyse tek tek unsurlar üzerinden hareket etmek hem akılcı bir yaklaşım olmayacak hem de pek kâr etmeyecektir. Yapılması gereken savunma hattının dinamizmini her an güncel tutmak ve sağlamlaştırmak…


Olumlu ve gerekli taarruz ise şudur: Bir bünyeye zehir, zarar ve yıkım getirdiğinde, onun panzehri yüzde yüz iyileşme vaat etmez. Öyleyse zehrin girişini engelleyecek ya da en azından metabolizmayı güçlendirerek o zehri herhangi bir eklentiye ihtiyaç duymadan asimile edebilecek bir silah geliştirmek lazım. İşte o silah, dijital dünyada boğulan insan için evvela inanç, gelenek, aile gibi ulvî değerlerin kazanımı olacaktır. Ama bunlara ek önlemlerden biri de bilgi çağının gerektirdiği eylem pratiğini hayata geçirmektir. Toplum bilgisi, çocukların ve gençlerin yöneliminde en az dijital çarpanlar kadar ehemmiyetlidir. Kişinin yaşadığı topluma olan yakınlığı ve geçmişi, tarihi, gelenekleri hakkındaki bilgi deposu zihin kimyasında bir bariyer görevi görür. Böylece dıştan gelen zehirli materyallere karşı direnci artar ve onlarla savaşmasını sağlayacak tüm metabolik sistem unsurları mukavemet kazanır.


Tabiat boşluk kabul etmiyor. İnanç, kültür, aile ve tarih, kişini zihninde en geniş alanı kaplar. Bu bilgilerden azade bırakılmış zihinlerde çok fazla boş alan olacaktır ve dijital saldırılar da bu boşlukları çok çabuk dolduracak, geri dönüşümsüz yıkımlar bırakacaktır.