BU yazıyı neden yazmaya karar verdiğimi belirteyim öncelikle: NBA’da forma giyen millî basketbolcu Alperen Şengün’ün bir hareketi, beni bu yazıyı yazmaya yöneltti.
Kulaklarını aç ve iyi dinle Alperen Şengün!
Sen de, senin dâhil olduğun zihniyete sahip olanlar da bilmeli ki, rakı bizim millî içeceğimiz değildir. Kimseyi alkole özendiremezsin. Hele bir millî sporcuysan, bunu hiçbir şekilde yapamazsın. Muhterem annenin örtüsünden de mi utanman yok?
Nasıl Ebrar Karakurt rezaletinde sesimizi çıkardıysak, bu durum da aynısı. Alperen, verdiğin görüntüden sonra, İslâm’ın sancaktarı olan Türk milletinin bayrağını yani o şerefli formayı hak etmiyorsun, hiç kusura bakma. Zira hiçbir başarı İslâmî duruştan önemli değildir.
Bak kardeş, Anayasa Madde 58 diyor ki, “Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır”. Peki, sen ne yapıyorsun? Gençliğin örnek aldığı bir millî sporcu olarak onları alkole özendiriyorsun.
Söyleyeceğim şu: Eğer bu topraklarda geçmişte olduğu gibi din “İslâm” olarak yaşansaydı, bugün yaşadığımız birçok sorun yaşanmaz veya daha kolay çözülürdü. Çünkü İslâm'da ırkçılık yoktur, uyuşturucu ve alkol yasaktır, fuhuş yasaktır, aile esastır, hırsızlık yasaktır, dürüstlük, ahlâk ve edep esastır. Peki, ne hâle geldiğimizin farkında mıyız?
Aymazlık diz boyu
Gelelim diğer aymazlık ve toplumu zehirleyen farklı olaylara...
Küfür ve zorbalığın, hatta taciz ve şantajın boy gösterdiği sosyal platformlar, uyuşturucu ticareti ve terör örgütü yapılanmasının yaygınlaştığı zeminler olarak boy gösteriyorlar her yerde. Sanal kumar ve dolandırıcılık faaliyetlerinin rahatlıkla yapıldığı diğer mekanizmalarla ne yazık ki her türlü kötülük meşrulaştırılıyor ve özendiriliyor.
Ülkemizin geleceği ve gençlerimizin aydınlık yarınları için, özetle geleceğimizi kurtarmak için, artık sosyal medya platformlarının kendilerine çekidüzen vermesi hakkında Devlet’in gerekli adımları atması ve yasa boşluğunu doldurması şarttır. Hatta TV ekranları için dahi… Öyle ya, sabah kuşakları her türden kötü örneğe sahip içerikteki programlarla teslim alınmış. Akşam kuşakları ise dizilerden geçilmez hâlde. Evlerimizde oturup ailece iki kelâm edemez durumdayız.
O sosyal hayatını eleştirdiğimiz Batı’nın hiçbir ülkesinin medya düzeninde böyle bir dizi işgali yok be kardeşim! Acil bir şekilde gereken yasalar çıkarılmalı. Mümkünse denetim, mümkün değilse temelli biçimde engelleme ve yasaklama bu kapsamda yer almalı. Gereği yapılmaz ise, “özgürlük” adı altında gençlerin geleceği çalınıyor, ülkemizin istikbâlinin altına dinamit konuluyor demektir.
Alkole erişimdeki kısıtlamalar yükseltilmeli ve sanal kumara izin verilmemeli
Ya alkol? Bugün neredeyse her sokak başında alkol satan bir büfe var. Yaş denetimi yok. Ver parayı, al istediğini... Hangi saatte mi? Her saatte. 15-16 yaşında çocuğa dahi alkol satanlar mevcut. Hatta evlere servis bile yapan var.
Alkol ve sigara, erişimi en kolay iki ürün günümüzde. Bugün taze meyve sebze almak isteseniz, büyük bir market bulmanız gerek. Belli bir saatten sonra bulabilmekse neredeyse imkânsız. Hasta olsanız nöbetçi eczane için sokak sokak dolaşmanız gerekir. Ama alkol ise her köşe başında ve istenen saatte hazır.
Öyle acı manzaralar var ki… Bursa'da 16 yaşında bir “çocuk”, arkadaşlarıyla alkollü içki tüketerek dedesinin evini soymaya gitmiş. Sonuç mu? 3 ölü!
Alkolün verdiği sahte cesaret olmasaydı işlenmeyecekti bu suç. Ölmeyecekti insanlar. Çoğu cinayetin, trafik kazasının ve boşanmanın da ana aktörü alkol olmuş durumda.
Dünyanın hiçbir yerinde alkole erişimin bu kadar kolay olduğu bir başka ülke yok. Alkol, sadece büyük bazı marketlerde ve belki Devlet’e ait alkol mağazalarında, her kişiye sınırlı sayıda ve belirli saatlerde satılmalı.
Ayrıca... 18 yaşına giren bir gencin iradesini kazandığını kabul ederiz, tamam. Ama iradesini henüz kazanmış bu gence, iradesini sakatlayan alkol kullanımını serbest bırakmak da tuhaf bir durum değil mi? Belki alkol satın alma yaşını biraz arttırmayı da tartışmak gerektir.
Bir de son dönemlerin en tehlikeli boyutlarından biri dijital evrendeki kumar ve bahis konusu. 7/24 online/çevrimiçi kumar ve bahis, bir tür yeni nesil terör başlıklarından biri. Bir başka deyişle “sanal kumar”...
Yasa dışı bahis sadece bireylerin değil, toplumun geleceğini de tehdit eden bir suç unsuru. Bu apaçık ortada. Aslında yasal bahis, bu çerçevede bir kör nokta. Doğru soruyu yönelterek, suçluları yakalamaktan başka, suçu önleyici çapta ne yapıldığını bilmeliyiz. Necip milletimizi bu illetten uzak tutmak için hangi çalışmaların ortaya konulduğunu yetkililerden öğrenmeliyiz. Öyle ya, kimi hesaplamalara göre sanal kumarın Türkiye’ye maliyeti 40 milyar dolara ulaşmış.

Alkol ve sigara, erişimi en kolay iki ürün günümüzde. Bugün taze meyve sebze almak isteseniz, büyük bir market bulmanız gerek. Belli bir saatten sonra bulabilmekse neredeyse imkânsız. Hasta olsanız nöbetçi eczane için sokak sokak dolaşmanız gerekir. Ama alkol ise her köşe başında ve istenen saatte hazır.
Sanal kumar, vatandaşlarımızı kaçak maç yayını ve SMS mesajı gibi yöntemlerle yakalıyor. Her gün telefonlarımıza çok sayıda mesaj geliyor. Bu kadar yıl geçti, ilgili bakanlık ve firmalar hâlâ bu mesajları engelleyecek bir yöntem geliştirmedi. Avrupa ülkelerinde telefonlara bu tür mesajlar gelemiyor. Onların yapabildiğini biz neden yapmıyoruz? Sosyal medyada aktif engelleme sistemi mevcut değil. GSM operatörleri bu tür mesajları engelleyecek sistemi neden geliştiremediklerini sorgulamalı ama hiçbirinin umurunda değil. Vatandaşın kamu kurumları ve bu tür şirketler içinden destek verildiğini düşünmesi de gayet doğal değil mi?
Bunlara engel olmak Devletimizin görevi. Güçlü devletler bunu yapar. Yapmalıdır da. Sanal kumar nedeniyle aileler parçalanıyorken, gençlerin hayatı sönüyorken, ülke kaynakları yurtdışına kaçırılıyorken beklenemez. Hatta bu nedenle kumarla alâkası olmayan bireyler dahi artan enflasyonla bedel ödüyorlar.
Unutmayalım ki, dolandırıcılık ve sanal kumar bu ülkeye bugün belâ olmadı. Özellikle son 4-5 yılda ciddi tahribat oluşturdu. Çok daha öncesinde işe yarayacak önlemler alınmalıydı elbette. Fakat geç de olsa bugün ciddiye alınmasını bir başlangıç olarak görüp umutlanmak istiyoruz. Bu konudaki sacayakları da kırılmalı. İş ise BDDK’yla birlikte Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yanı sıra tüm bankalara düşüyor.
Üçüncü şahıslar (gençler, kadınlar, yaşlılar) çoğu zaman bu işin ciddiyetini anlayamıyorlar. BDDK, bir talimatla bankaların hesap açılışında bu konu hakkında bilgi verilmesini mecbur hâle getirebilir. Öyle ya, kısa bir bilgilendirme formu okutulmalı ve imzalatılmalı. Yeni hesap açılırken olduğu gibi, mevcut hesaplar için de kısa bir sürede bilgilendirme ve imza süreci uygulanmalı. Sonrasında da bile bile bu işe alet olanlara ciddi ceza verilmeli. Öğrenciydi, ev kadınıydı, emekliydi demeden hem de...
Günümüzün en büyük hastalığı olan sanal bahis ve online/çevrimiçi kumar, gençliğimizi esir alma noktasına kadar erişmiştir. Yarın geç olmadan, mutlaka ama mutlaka, her türlü önlemi almak, bizim için zarurî hâle gelmiştir.
Sanal bahis nasıl bir insan avı?
Sistem sanki çok küçük bir parayla dev paralar kazandırabilecekmiş gibi kullanıcılarını yemliyor. Herkesin hesabına günde birkaç tane yasadışı bahis/kumar reklâm mesajları geliyor. İnternet üzerinden oynanan bu kumar türüne yetkililer maalesef bir müdahalede bulunmuyor.
Alım gücünün düşüklüğü, kaliteli bir yaşamın azlığı ve ruhsal doyumun yetersizliği, bazı kişileri bu gibi alternatif sayılabilecek saniyelik haz arayışlarına sürüklüyor. Ne yazık ki entelektüel anlamda da yaşamdan doyum almayan bir kişilik türü ortaya çıkmış oldu böylece.
Bir haber yorumla bu işin vahametini anlamanız için sizlerle paylaşmak istiyorum. Başlığı şöyle: “Yasal kumarın millî adresi”.
“Millî Piyango İdaresi (MPİ) Genel Müdürlüğü, bugüne kadar 419 bin 158 sanal kumar ve yasa dışı bahis sitesi için suç duyurusunda bulunmuş. Finansal işlemler askıya alınırken bu kapsamda ertelenen işlem tutarı 2024’te 2,2 milyar lira. Bu yılın 7 ayında 3,6 milyar lira olmuş. Mayıs-Ekim döneminde 10 bin 519 sunucu adresi ile kumar ve yasa dışı bahis sitesine reklâm ve yönlendirme yapan bin 473 internet sitesi için erişim engeli kararı alınmış...”
Allah aşkına, manzaraya bakınız sevgili dostlar! Devletimiz kadar, biz ailelere de büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Denetim mekanizmasını evimizin içine kadar sokacağız. Aileler, bütün toplum ve elbette Devlet üzerine düşeni yapacak. Yoksa gencecik insanlar tuzağın tam ortasında. Koca bir nesil elden gidiyor!
Fuhuş ciddi bir ahlâk terörü meselesidir
Bir başka rezalet de fuhuş ve sanal fuhuş. Türkiye’nin Epstein’i kim? Sapıklar şebekesinin Türkiye ayağında kimler var?
Siyaseti dizayn ederken kasetler kullanıldığını daha önce gördük. Arşiv var mı? Varsa kimlerin elinde? Hâlâ kullanılmadığını nereden bileceğiz?
Ortadaki kabadayılara bakınca insan şüphelenmiyor değil. Bu iş büyüyor. Epstein fuhuş trafiği genişliyor. Batı medyasında ve Türkiye’de Batı'nın fonladığı medyada ses yok, aksine özendirme var. MOSSAD şantajı ile İsrail soykırımına ortak edilen bu isimlere başka kimler eklenecek? Gazetecilerin en önemli araştırma konusu bu olmalı ama kimsenin umurunda değil adeta. Hatta fuhuştan zevk alan ve azgınca bunu öven gazetecilerin sayısı da az değil. Herkes bir aynaya bakmalı. “Fuhuş kapitalizmi” bu.
2021’de kaybolan bir kız çocuğu, sanal fuhşa sürüklenmiş hâlde karşımızda. Neler oluyor? Epstein rezaleti, depremden kaçırılıp uluslararası partilerde tecavüz edilen çocuklarla gün yüzüne çıkıyor.
Artık sadece yetişkinlerin, kadınların değil, genç kızların, hatta kız çocuklarının, hatta ve hatta bebeklerin istismar edildiği korkunç bir beden ticareti söz konusu. Sosyal medyaya sürekli önümüze düşen ve sözde seksopalitesini pazarlayan insanlar, bedenini/mahremiyetini fiyatlandırıp para karşılığında satan beden istismarcıları, teşhirciler var. Çıplaklık propogandası, çocuk yaşlarda uyandırılan ve ranta dönüştürülen cinsellik kışkırtması derken, artık ciddî bir fuhuş kapitalizmi furyasının içindeyiz. Görmeli ve çözüm üretmeliyiz artık!
Devlet’in resmî birimlerinin hepsinin acilen sanal fuhşun bu yeni yüzlerinin ticaretini yapanlara ve hatta özendirenlere ciddi yaptırımlarda bulunması gerekiyor. Çok acil!
Bu eşiğe maalesef gelindi. Hatta geç bile kalındı. Diyanet İşleri Başkanlığı, Müslümanlara “Fuhuş haramdır” hutbesi veriyor, af buyurun, tecavüze uğramış gibi ciyaklayanlar hangi dine mensuplar, bilen var mı? Hutbede deniliyor ki, “Fuhuş haramdır”; fakat bu güruh, yine af buyurun, “Sevişirim ama evlenmem” diye tutturuyor.
Öyle bir hâle bürünüldü ki, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nüfus plânlaması için yaptığı “3 çocuk” tavsiyesini, bunlar “Hamile kalırım ama doğurmam” diye yanıtlıyorlar. Bu toplum ne yedi, ne içti de bu hâle geldi?!
“Onlyfans” adı verilen fuhuş yuvasına Türkiye’de erişim yasağı getirilmek istendiğinde, “Özgürlüğümüz elimizden alınıyor” diye bağırıyorlar. Ülkede Onlyfans üyeliği yüzde 10 seviyelerine ulaşmış ve daha düşük seviyesi olan Tiktok platformu rezaletleri her geçen gün artıyor. Nereye el atsak çamura bulaşıyor ne yazık ki.
Adına sanatçı denilen reziller, Onlyfans üyelerini programlarına çıkarıp, af buyurun, “seks işçisi” diye tanıtıyor, gençlere örnek diye gösteriyor. Sanat camiasındaki fuhuş, soygun ve uyuşturucu zemininde kurulan tekelleşme ile gençlik yok ediliyor.
Ahlâkî erozyonun temel sebeplerinin başında, gençlere yeterince sahip çıkamayan yetişkinler var. Büyükler gençlere rol model olamıyorlar. Ona rehberlik edecek, yön gösterecek bir duruş sergilenmediğinde, genç, yönünü sosyal medyada ya da popüler kültürde aramaya başlıyor. Sonuçsa anlattığım gibi, malûmun ilâmı oluyor.
Unutmayalım; Allah insanı yaratırken hem hakkını, hem de sorumluluğunu beraber yaratmıştır. Cemil Meriç’in çok ama çok anlamlı bir sözü ile bitirelim: “Bir ülkede ilerici, gerici, sağcı, solcu yoktur. Namuslu insanlar ve namussuz insanlar vardır.”
Allah, bizi namussuz insanlardan korusun!



