BİLGİ ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, son 10 yılda sağlık sektöründe önemli bir dönüşüme yol açarak, sağlık iletişiminin yapısını, kapsamını ve uygulama biçimlerini köklü şekilde değiştirdi. Sağlık iletişimi, bireylerin sağlık bilgisine erişimini, sağlık profesyonelleriyle etkileşimini ve sağlık davranışlarının şekillenmesini doğrudan etkileyen kritik bir alandır. Dijitalleşme sayesinde bilgiye erişim kolaylaştı. Sağlık hizmeti sunumu hızlanarak, bireylerin sağlıkla ilgili karar alma süreçleri daha bilinçli bir hâle geldi. Bununla birlikte, dijitalleşmenin getirdiği yenilikler çeşitli etik, sosyal ve psikolojik sorunları da beraberinde getirdi. Bu yazıda dijitalleşmenin sağlık iletişimine olan olumlu ve olumsuz etkilerini ele almaya çalışacağım.
Dijitalleşmenin sağlık iletişimine olumlu etkileri
Dijitalleşmeyle, sağlık iletişiminde devrim niteliğinde değişiklikler yapıldı. Özellikle sağlık bilgi teknolojilerinin kullanımı hasta-hekim ilişkisini güçlendirirken, sağlık bilgilerine hızlı ve doğru erişim imkânı sunarak tedavi süreçlerini iyileştirdi. Ayrıca dijital platformlar, toplum sağlığına dair farkındalığın artırılmasına ve sağlık hizmetlerine ulaşımda eşitsizliklerin azaltılmasına imkân sağladı.
Sağlık hizmetlerine erişimin artması
Türkiye’de dijitalleşmenin sağlık iletişimine en somut katkılarından biri erişim alanında oldu. Sağlık Bakanlığının dijitalleşme vizyonu doğrultusunda MHRS, e-Nabız ve tele-tıp uygulamaları geniş kitlelere ulaşarak vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırdı. Dijital sağlık hizmetlerinin özellikle randevu süreçlerinde zaman tasarrufu sağladı ve sağlık kurumlarındaki yoğunluğu azalttı. Daha doğrusu çok daha etkin ve doğru bir şekilde yönetilmesine imkân sağladı.
COVID-19 pandemisi sırasında tele-tıp uygulamaları Türkiye’de de hızla yaygınlaşarak, hastaların uzaktan muayene edilmesi ve bilgilendirilmesini mümkün hâle getirdi. Tele-tıp uygulamalarının pandemi döneminde kronik hastaların sağlık hizmetlerine ulaşımını olumlu yönde etkiledi ve hastaların tedavilerinin sürekliliğinin sağlanması noktasında önemli bir rol oynadı.
Elektronik sağlık kayıtları (e-Nabız) ve bilginin hızlı paylaşımı
Türkiye’de 2015 yılında kullanıma açılan e-Nabız sistemi hasta ve hekim arasında bilgi akışını hızlandırdı. Özellikle e-Nabız uygulaması, sağlık verilerinin bütünleşik bir şekilde izlenmesine imkân tanıdı ve özellikle acil durumlarda hekimlerin hastanın geçmiş sağlık bilgisine hızla erişmesini sağlayarak hasta güvenliğini artırdı. Bu da tedavinin çabuk ve daha verimli olmasını sağladı. Ayrıca elektronik kayıtlar sağlık profesyonelleri arasında iletişimi güçlendiren bir rol oynayarak, gereksiz tetkik ve işlem tekrarlarını azalttı. Bu durum hem ekonomik fayda sağladı. Hem de sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırdı. Özellikle sosyal güvenlik sisteminin ekonomik yükünü çok daha yönetilebilir kılan bu durum, olası aksaklıkların da önüne geçti.
Sağlık okuryazarlığının ve bilinçlenmenin artması
Dijitalleşme ile birlikte sağlık kurumlarının sosyal medya kullanımı yaygınlaştı. Sağlık mesajlarının daha geniş kitlelere hızlı bir biçimde ulaştırılması mümkün hâle geldi. Süreç içerisinde sosyal medyanın özellikle genç nüfus üzerinde sağlık farkındalığını artırmada etkili olduğu, kamu spotlarının ve bilgilendirme kampanyalarının davranış değişikliğine katkı sunduğu görüldü.
Sağlık Bakanlığı’nın dijital kampanyaları (bilgilendirme videoları, sağlıklı yaşam uygulamaları, kronik hastalık farkındalık içerikleri vb.) geniş kitlelere ulaşarak sağlık iletişiminin etki alanını genişletti.
Kişiselleştirilmiş sağlık ve mobil sağlık (m-Sağlık) uygulamaları
Dijitalleşmeyle birlikte mobil sağlık uygulamaları hayatın bir parçası hâline geldi. Adım sayar, beslenme takip ve egzersiz takip sistemleri gibi uygulamalar, bireylerin yaşam tarzı davranışlarını olumlu yönde etkileyerek sağlıklı yaşama yönelik motivasyonlarını artırdı. Bu uygulamalar, kişiye özel öneriler sunarak hastalıkların önlenmesine ve sağlıklı yaşamın teşvik edilmesine katkı sundu.
Dijitalleşmenin sağlık iletişimine olumsuz etkileri
Dijitalleşmenin sağlık iletişimine getirdiği birçok faydanın yanı sıra, bazı olumsuz etkileri de ortaya çıktı. Bu etkiler, özellikle veri güvenliği, dijital uçurum ve yanlış bilgilendirme gibi konularda sağlık hizmetlerinin kalitesini ve erişilebilirliğini tehdit edebiliyor. Ayrıca, dijital platformların aşırı kullanımı, bireylerde sağlık kaygılarını artırabiliyor ve sağlık profesyonelleriyle olan insani etkileşimi zayıflatabiliyor.
Veri güvenliği ve mahremiyet sorunları
Dijitalleşmenin getirdiği en önemli risklerden biri, sağlık verilerinin güvenliğidir. Türkiye’de her ne kadar sağlık verilerinin korunmasına yönelik güçlü düzenlemeler bulunsa da (KVKK kapsamı), dijital sistemlere yönelik siber saldırı riskleri de çok yüksektir. Sağlık sektörünün siber saldırılara karşı en kırılgan sektörlerden biridir. e-Nabız gibi geniş veri tabanlarında mahremiyet ihlali riski kritik öneme sahiptir. Her ne kadar kamu otoritesi bu alanda güvenlik önlemleri alsa da sağlık verilerinin üçüncü taraf uygulamalarla paylaşılması, bilinçsiz veri depolama ve zayıf şifreleme yöntemleri gibi nedenlerden dolayı mahremiyet ciddi derecede zarar görebilir. Bunu önlemek için bireylerin de sağlık verilerinin üçüncü taraf uygulamalarla paylaşılması, bilinçsiz veri depolama ve zayıf şifreleme yöntemleri gibi riskleri en aza indirmek için üzerlerine düşenleri yapmaları gerekiyor.
Bunun için sağlık bilgi sistemlerinde gelişmiş şifreleme yöntemleri kullanılmalıdır. Örneğin, sağlık verilerini depolayan uygulamalar, güçlü şifreleme protokollerini kullanarak, hasta verilerinin çalınmasını veya izinsiz erişimini engelleyebilir. Bunun yanı sıra sağlık çalışanlarına düzenli siber güvenlik eğitimi verilmelidir. Örneğin, sağlık çalışanlarına, phishing (kimlik avı) saldırıları gibi siber tehditlere karşı farkındalık kazandırıcı eğitimler verilerek, güvenlik ihlallerinin önüne geçilebilir.
Dijital sağlık platformları, KVKK ve uluslararası veri güvenliği standartlarına uygun olmalıdır. Hali hazırda kim tarafından yapıldığı belli olmayan ya da veri güvenliğini çok dikkate almayan çok sayıda dijital uygulama bulunuyor. İnsanlar da bunları kullanıyor. İnsanların bu uygulamaları edinirken verdiği bilgiler üçüncü taraflarla paylaşılıyor. Bu nedenle üçüncü taraf uygulamalara veri aktarımı sınırlandırılmalı ve sıkı bir şekilde denetlenmelidir. Bu konuda kanunlar sıkı tedbirler ön görse de bilinçsizlik gibi nedenlerle bunlar etkili olamayabiliyor. Örneğin, çoğu uygulama kullanıcılardan “rıza alma” hususunu kâğıt üzerinde yapıyor. Ama kullanıcılar çoğu zaman neye izin verdiğini bilmiyor ya da uygulamalar “verilerin paylaşılması” hususunda kullanıcı izni olmadan uygulamanın etkin bir şekilde kullanılmasını kısıtlayarak kişileri verilerin paylaşılması hususunda “rıza göstermeye” zorluyor.
Dijital uçurum ve eşitsizlikler
Dijital uçurum, toplumun farklı kesimlerinin dijital teknolojilere ve internet erişimine eşit oranda ulaşamaması durumunu ifade ediyor. Bu kavram, özellikle eğitim, gelir düzeyi, coğrafî konum, yaş ve engellilik gibi faktörlere bağlı olarak bazı bireylerin dijital hizmetlere (internet, mobil cihazlar, dijital sağlık hizmetleri vb.) erişiminde ve kullanımında büyük eşitsizlikler olduğunu anlatmak için kullanılıyor. Yapılan araştırmalar, özellikle 65 yaş üstü bireylerde internet kullanım oranının düşük olduğunu, kırsal bölgelerde dijital sağlık hizmetlerine erişimde sınırlılıklar bulunduğunu, ileri yaş gruplarında dijital becerilerin zayıf olduğunu gösteriyor. Dijital sağlık uygulamalarına erişimde sosyoekonomik eşitsizliklerin bu şekilde belirgin olması ve dijital uçurum, sağlık hizmetlerinin toplumsal katmanlara yaygınlaştırılmasını zayıflatıyor. Bu durum, sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı hâle getiriyor veya bazı bireylerin dijital sağlık süreçlerinin tamamen dışında kalmasına neden oluyor.
Dijital uçurumun azaltılması hususunda en başta dijital sağlık okuryazarlığı eğitimleri özellikle yaşlılara ve düşük gelirli gruplara yönelik olarak artırılmalıdır. Örneğin, kırsal alanlarda ve düşük gelirli mahallelerde sağlık okuryazarlığı dersleri vererek, bu kesimlerin dijital sağlık uygulamalarına olan erişimini ve kullanımını artırabilir.
Ayrıca kırsal bölgelerde internet altyapısı güçlendirilmelidir. Örneğin, fiber optik kablo döşeme gibi projelerle, kırsal alanlarda internet hızının artırılması sağlanarak bu bölgelerde yaşayan kişilerin sağlık hizmetlerine dijital erişim imkânları artırılabilir.
Bunların yanında erişilebilir mobil uygulamalar tasarlanmalı; görme veya işitme engelli bireyler için özel ara yüzler geliştirilmelidir. Örneğin, görme engelli kullanıcılar için sesli komutlar ve işitme engelliler için altyazılı video içerikler sunan mobil sağlık uygulamalarının sayısı artırılabilir.
Kamu tarafından ücretsiz dijital sağlık erişim noktaları oluşturulmalıdır. Örneğin, şehir merkezlerinde uygun bölgelere, kullanıcıya bilgi sağlamak veya belirli bir işlemi gerçekleştirmek amacıyla tasarlanmış, genellikle dokunmatik ekran veya fiziksel tuşlar ile etkileşime girilebilen bir tür self-servis terminali veya bilgi noktası olarak tabir edilen kiosklar kurulabilir. Bu kiosklar, vatandaşların e-Nabız gibi platformlara ücretsiz olarak erişmelerini sağlar.
Dezenformasyonun yayılması
Dijital platformlar sağlık mesajlarının hızlı yayılmasını sağlasa da yanlış bilginin de aynı hızla yayılmasına neden oluyor. Özellikle sosyal medyada tıbbi yetkinliği olmayan kişilerin paylaştığı bilgi ve öneriler toplum sağlığı açısından risk oluşturuyor. Uzmanlar, sosyal medyada yayılan yanlış bilgilerin toplumda kaygıyı, aşılama gibi konularda tereddüdü artırdığını ve sağlık iletişimini olumsuz etkilediğini belirtiyor. Yanlış bilgi, özellikle düşük sağlık okuryazarlığına sahip bireylerde daha hızlı etki gösteriyor.
Dezenformasyon, dijital platformların en önemli sorunlarının başında geliyor. Bununla mücadele etmek, bilginin çok çabuk bir şekilde dolaşıma sokulmasından dolayı kolay değil. İlgili kuruluşların bu noktada sosyal medya iletişimi daha etkin, düzenli ve hızlı olmalıdır. Örneğin, ilgili kamu kurumları ve sivil toplum örgütleri, sağlıkla ilgili doğru bilgiler paylaşmak amacıyla sosyal medya platformları üzerinden belirli periyotlarla bilgilendirme yayınları yaparak, doğru sağlık bilgilerini hızla yayabilir. Bu tür platformların sayısını ve yaygınlığını artırabilir.
Akademisyenler ve sağlık profesyonelleri dijital platformlarda daha görünür olmalıdır. Örneğin, sağlık profesyonelleri YouTube ve Instagram gibi platformlarda, halkı bilgilendirici canlı yayınlar yaparak, sağlık konusunda güvenilir bilgi sağlayabilir.
Bunların yanı sıra halkın sağlık okuryazarlığı artırılmalı; doğru bilgi kaynağını ayırt etme becerileri geliştirilmelidir. Örneğin, okullarda ve yerel topluluklarda düzenlenecek sağlık okuryazarlığı seminerleri ile bireylerin güvenilir bilgi kaynaklarını tanımaları ve yanlış bilgilerden korunmaları sağlanabilir.
Teknolojik bağımlılık ve psikolojik etkiler
Giyilebilir teknolojilerle sürekli veri takibi, bireylerde sağlık kaygısını artırabiliyor. Uzmanlar, dijital sağlık uygulamalarının aşırı kullanımının bireylerde “siberkondri” olarak adlandırılan dijital kaynaklı sağlık kaygısına yol açtığını ifade ediyor. Bu durum, bireyleri gereksiz test ve muayenelere yönlendirebiliyor. Bu da sağlık sistemine ek yük getiriyor.
Bunların önlenmesi için aşırı dijital sağlık takibine yönelik farkındalık kampanyaları düzenlenmelidir. Örneğin, bireylerin sürekli sağlık verilerini takip etmenin psikolojik etkilerini anlatan bilinçlendirme kampanyaları düzenlenebilir. Bu kampanyalar, dijital sağlık araçlarının sağlıklı bir şekilde kullanılmasını teşvik eder.
Bireylere dijital araçları dengeli ve sağlıklı kullanma eğitimi verilmelidir. Örneğin, sağlık uygulamalarını kullanan bireylere, cihazların sağlıklı kullanımı ve “ekran süresi” sınırları hakkında rehberlik ve eğitim sağlanabilir.
Giyilebilir cihazların ürettiği verilerin yorumlanması için rehberlik hizmetleri sunulmalıdır. Örneğin, bireylerin fitness takip cihazları ve akıllı saatler ile topladığı verileri doğru bir şekilde anlayabilmeleri için, uzman rehberliği ve eğitim seminerleri düzenlenebilir. Bu, yanlış yorumlanan sağlık verilerinin yol açabileceği endişeleri en aza indirebilir.
Bu sürecin başarıyla uygulanabilmesi için, STK’lar, sağlık alanında faaliyet gösteren dernekler, vakıflar ve hemşeri dernekleri gibi kuruluşlar, bu tür organizasyonlar düzenleyerek kamu kurumlarının üzerindeki yükü hafifletebilir. Kısacası, sağlık iletişimi ve dijital sağlık çözümlerinin etkili olabilmesi için kamu, STK’lar ve bireylerin iş birliği içinde hareket etmesi büyük önem taşımaktadır.
Tüm bunların hayata geçirilmesi için kamu kurumlarının yanı sıra sivil toplum kuruluşları (STK’lar) da üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Sağlık alanında faaliyet gösteren dernekler, vakıflar ve hemşeri dernekleri gibi kuruluşlar, bu tür organizasyonlar düzenleyerek kamu kurumlarının üzerindeki yükü hafifletebilir.
Kısacası, sağlık iletişimi ve dijital sağlık çözümlerinin etkili olabilmesi için kamu, STK’lar ve bireylerin iş birliği içinde hareket etmesi gerekiyor.



