Derdimiz olmalı

Artık bütün Siyonistlerin bedel ödemesi gerekliliğine inanıyorum. Varlıkları, fikirleri, açgözlülükleri yeryüzüne fazla gelmeye başladı. Onlara vaat edilen sürgünü ziyadesiyle hak ettiklerini kabul ediyor ve Yüce Rabbim’den acı çeken Gazze için yardım dileniyorum. Ya Rab! Kudüs ve o kutsal belde bizim için olduğu kadar tüm İslam âlemi için çok değerli. Bu değerimize sahip çıkmayı bize nasip et.

ÇIĞLIKLARI arşa ulaşan çocukların sesini bombalar bastırdı. Yuva olan evlerine veda edemeden yola düşen analar, kadınlar ve kızlar uykuya hasret kaldı. Her gün onlarca insanın katledildiği bir yerde, ufacık kara toprağına düşen yaşlılar kendilerinden çok öldürülen bebeklere üzüldü. Vatanını korumak için eşinden, çocuğundan, evinden geçen erkeklerin yürekleri dağlandı. Açlığın pençesindeki evladına yemek bulamamanın kederi nice babanın sırtında demirden dağlar gibi kambur oldu. Anneler, kızlar, kadınlar ve çocuklar hedef tahtası gibi keskin nişancıların adeta eğlencesine dönüştü. İnsanlığı bitirdiler, yürekleri yaktılar ve “Esfele Safilinden” daha aşağıyı hak ettiklerini tüm dünyaya gösterdiler. Utanmadan verdikleri demeçlerinde çocuklara terörist, kadınlara teröristleri üreten diyerek ne kadar aşağılık olduklarını aleni bir şekilde ilan ettiler. Daha ne kadar alçalabiliriz, insanlığı daha ne kadar yerin dibine batırabiliriz bilmiyorum ama bir tek İslam âlemine yetmedi ölümün sayısı, yıkılan şehir ve zulüm gören kutsal mabetlerimiz. Bir tek bize ölçüt olmadı olmaması gereken nice olayın yaşanması.

Biz kimiz? Dünyaya hükmeden imparatorluklar kurmuş, yüce dinin neferleri olan iki milyarlık ümmetiz. Yazarken oldukça süslü kelimeler kullanabiliyoruz. Efendimizle, ecdadımızla gurur duyuyoruz. Geçmişte yaptıklarımız ile övünüyoruz. Bugün savunma sanayimiz, kalkınma ve diplomasi alanlarında yaptıklarımız ile övünmek hakkımız. Ancak, dün mazluma uzanan kollarımız bugün uzanamıyor. Dün düşmanlarımız İslam âlemi denildiğinde titriyorken bugün aynı karşılığı alamıyoruz.

Ne oldu, nasıl oldu da bu hâle gelindi? Son iki asırda yaşananları dikkatle incelediğimizde aslında bu vahim sorunun cevaplarını kısmen bulabiliyoruz. Maddesel bağımlılığımızın ukba sevgisinin ve Allah inancımızın önüne geçtiği düşüncesi çoğu kişinin bildiği bir durumdur. Bu durum en büyük bozulmayı, yoldan sapmayı destekledi. Sosyal ve inanç hayatımızda yaşanan sapmalara maddiyat sevgisi eklenince ortaya görünüşü biz olan ama bizden olmayan bir toplum çıktı. Hepimizin içinde olduğu bu toplumsal yön değişimi zamanla derinleşip daha büyük yön kırılmalarına neden oldu.

İlmin ve aydınlık geleceğin temelleri doğu medeniyeti aracılığıyla atılırken bilimsel ve ilmî gelişimin yönü Batı medeniyetinin eline geçti. Temelleri Doğu’ya dayanan matematikten felsefeye, fizikten edebiyata uzanan bilimsel çalışmalar Doğu’nun elinden kayıp gitti. Henüz yeniden çalışmaların ilerlemeye başladığı bugünler elbette sancılı günler. Çünkü unuttuğumuz benliğimizi geri kazanma yolunda ilerlemek için önce geçmiş iki asırda bize dikta edilen sosyal ve inanç yaşam şeklinin iyi irdeleyip masaya getirmeliyiz. Bu çok önemli iki varlığımızın yönünün yeniden, eskiden olduğu gibi İlâhî emirlere ve gerçek mânâda ataların yoluna dönmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Varlık ve benlik kavgalarının dizginlenmesi, yerine dinî ve örfî sosyal modelin yeniden gündeme alınması gerekliliği elzemdir.

Biz, biz olmaya başlamadan gözümüzün önünde akan kanı, soykırımı, zulmü durdurmamız oldukça zor olacaktır. Teknik imkânlar, teknolojik gelişmeler elbette toplumumuzun ilerleyişi, güvenliği, caydırıcılığı ve ekonomik durumunu iyileştirmek için lazımdır. Bu ihtiyacı karşılamak için yoldan sapmak veya benliğimize darbe vuracak kırılmaları yaşamak zorunda değiliz. Biz, biz olarak da bu ihtiyaçları karşılayabilecek güçte ve tarihsel birikime hem de inançsal fikre sahibiz. 

Öteden beri sahip olduğumuz ve değişmeyen hasletlerimizden birisi “devletçilik” durumumuzdur. Ne olursa olsun Devlet’in yanında olmak, hürriyetsiz yaşamamak, özgürlüğümüze engel olmak için yapılan kalkışmaların dimdik karşısında olmak milletimizin güzel hasletidir. Ancak bu haslet tüm İslâm beldelerinde yoktur. Hâl böyle olunca bir zulme karşı durmak için genellikle yalnız kalan veya git gide yalnızlaşan devletler ortaya çıkıyor. Devletlerin özellikle İslâm devletlerinin yalnızlaşması işte bugün ortaya çıkan duruma karşı bir türlü tek ses çıkaramama veya zulme karşı harekete geçememe sorununu göz önüne serdi. Zulümden ve soykırımdan bütün bir âlem olarak sorumluyuz. Devletler de sorumlu milletler de… Topyekûn insanî bir tükenmişliğin boşluğunda adeta düşüyoruz. Ya bu düşüşümüzü tersine çevirecek ya da nasıl olduğunu bilmediğimiz bir zemine fena hâlde çarpacağız.

Ama bir ışık yandı. Nihayet bir ışık yandı. İki yönlü ışığın bir ucunda henüz insanlığını yitirmemiş Doğu’dan veya Batı’dan fark etmez insanlar diğer yandan Devletimizin öncülüğünde atılan adımlar. Umut ediyoruz ve diliyoruz ki bu kez başarıya ulaşacak ve yola düşen o gemiler bu ablukayı delecek. Katil devletin Sumud Filosu’na yaptığı alçak saldırıyı gördük, ihtimaldir ki devamı gelecek. Ama milletlerin mensubu yüzlerce hatta binlerce insanın bağlı olduğu devletlerin vatandaşlarını koruma hakları gereği o filoya destek vermek üzere yola düşen askerî gemiler bu umuda yeni tomurcuklar ekliyor. Durmamalı, gerekirse şehit olmayı göze alarak yoldan dönmemeli Sumud Filosu. Onlar yalnızca bedenlerini ve gemilerini götürmüyorlar; hepimizin yüreklerini taşıyor hepimizin dualarını alıyorlar. Umut o filoyla yeniden havalandı. Yıkılmış, harap olmuş Gazze’ye erişmeleri ve ablukayı delmeleri duamızdır. O filodaki her bir gemi ve kişi hangi millete mensup olursa olsun her biri bizimdir. Kardeşimizdir. Onların yolları kutlu bir yoldur ve büyük bir dâvâya hizmet ediyorlar.

Birleşmiş Milletler toplantılarının yine aynı günlere denk gelmiş olması güzel bir tevafuk oldu. O salonlarda Filistin Devleti’ni tanıyan Batılı devletlerin olması, soykırımın mutlaka bitirilmesi aksi hâlde daha büyük önlem ve çözüm yollarının tartışılması meselesi güzel gelişmelerdir. Bu gelişmelerin yaşanması için keşke resmiyette altmış bin gerçekte kim bilir yüz binden fazla insanın şehit olması gerekmeseydi. Geç olmuş olması hiç olmamasından iyidir diyerek atılan her adımı dikkatle takip ediyoruz. 

Bir yanda uluslararası arenada koşturan ve çabalayan Devletimizin gayretleri, diğer yanda direnişin ve inancın sembolü olan Gazze için yola düşen yürekler adım adım ilerliyor. Sumud Filosu’nun oraya varmasına yakın bir zamanda Türkiye ve Mısır Deniz Kuvvetlerinin ortak tatbikat kararı ise bu işin artık geri dönülmez olması için büyük bir destek. İnşallah bu kez olacak, katil devletin sonunu getiren adımların ilki Gazze’nin kurtarılmasıyla başlayacak. 

Bozgunculuklarının bedelini önceden yalnızca Siyonist hükumetlerinin ödemesini dilerken artık bütün Siyonistlerin bedel ödemesi gerekliliğine inanıyorum. Varlıkları, fikirleri, açgözlülükleri yeryüzüne fazla gelmeye başladı. Onlara vaat edilen sürgünü ziyadesiyle hak ettiklerini kabul ediyor ve Yüce Rabbim’den acı çeken Gazze için yardım dileniyorum. Ya Rab! Kudüs ve o kutsal belde bizim için olduğu kadar tüm İslam âlemi için çok değerli. Bu değerimize sahip çıkmayı bize nasip et.