ÇOK depremler yaşadık. Şahsi hayatımda da ikinci defadır siyâsî depresyona şahit oluyorum. Hem depremi hem siyâsî depresyonu mukayese ediyorum ve şaşırtıcı sonuçları sizlerle de paylaşmak istiyorum. Zira siyâsî depresyonu deprem kadar çabuk fark etmek kolay olmuyor. Belli bir süre çalışanı olmuş yöneticilerin, elemanını daha iyi anlayabilmesi gibi siyâsî depresyonu anlamak, farkında olmak için de masanın dört bir yanında oturmuş olmak büyük avantaj. Siyasetin içinde, oy veren, tarafları gözlemleyip yorumlayan ve hatta akademik çalışmalarla teoriler, stratejiler geliştiren kişiler arasında olmak çok çok büyük avantaj. O yüzden gözlemlediğimiz siyâsî depresyonu bu avantajlarımızdan yararlanarak tarif ve tasvir etmenin yanı sıra çare teklif etmenin de bir mesuliyet olduğunu düşünerek burada sizlere arz etmeye çalışacağım…
Bir yıkıntının altında, bir köşede sıkışmış kalmış gibi bir durum
Depremi hepimiz yakinen bildiğimiz için ilk önce “siyâsî depresyon”u tarif ederek söze başlayalım. Ben siyâsî depresyonu, “Yaşadığımız ülkedeki siyaset sebebiyle kendimizi bir çıkmazda, çaresiz, ümitsiz, sıkıntılı hissetme hâli” olarak anlıyorum. Depremle ilişkilendirirsek, bir yıkıntının altında, bir köşede sıkışmış kalmış gibi bir durum… Depremde o köşede sıkışıp kalan kişinin oradan kurtulma ümidi vardır ancak siyâsî depresyon hâlindeki kişilerin o duyguları bile maalesef yoktur. İyi de bu kadar vahim durum mânâsına gelen siyâsî depresyonun görünen sebepleri nelerdir?
Bu durum, yaşadığınız her olumsuz olayı, duyguyu, davranışı siyasetle ilişkilendirmek ve çaresini de siyasetten beklemekten kaynaklanır.
Hatta şahıslardaki olumsuzluğun sebebinin bile siyaset olduğunu düşünenlerin sayısı hiç de az değildir. Bu tür bir düşünme, beklenti, çözüm şekli, eski tabirle söylersek, tam bir daire-yi faside yani kısır döngü demektir.
Meselâ hastanede, adliyede, okulda, elektrik idaresinde, belediyede, otobüste, minibüste bir görevlinin olumsuz bir davranışıyla karşılaştınız. Bunun sebebi size göre Ankara’daki siyasetçiler ise onlara ulaşıp problemi söylemeniz ve çözümü talep etmeniz gerekmez mi? Ankara’daki siyasetçilere ulaşıp sıkıntıyı aktarıp çözüm talep etmek de hiç kolay olmayacağından o problemi, sıkıntıyı yaşamaya devam edeceksiniz ve çözümsüzlüğe mahkûm olacaksınız demektir. Bu hâlin düşüncesi bile depresyon anlamına gelir. Böylesi her olay çözümsüzlük demektir, sıkıntıların, problemlerin devamı demektir. Bir nevi depremdeki yıkıntının altında, bir köşede sıkışıp kalmanızdan daha kötü bir durumdur.
Belki az sonra “Sesimi duyan var mı?” diye bir ses duyabilirsiniz. Bilirsiniz ki deprem olduğunda birileri enkaz altındakileri çıkarmak için canla başla uğraşırlar, çabalarlar. Buna mukabil siyâsî depresyondan bizi kim çıkaracak? Çünkü, soruna yol açanla çözümü umduğumuz kişi hem aynı değil hem de onun yapabileceği bir şey yok. Onun yerine şu aşamaları düşünsek nasıl olur acaba?
1. Problemli şekilde davranan görevli ile iletişim kurmak
Bu yöntemi geliştirsek, o davranışın bizde yol açtığı duyguyu ve zararı bildirsek ve ona başka bir şekilde davranmasının mümkün olup olmadığını sorsak, öyle davranmasının arka planını anlamaya çalışsak. Bu, becerilebilirse çok güzel sonuçlar alınabiliyor. Genellikle bunu yapıyorum ve olumlu sonuçlar alıyorum.
2. O görevlinin amiri veya o kurumun yöneticisiyle konuyu ele almak
Bu da çok önemli çözüm yöntemlerinden biri. İlk aşamadaki kadar kesin ve hızlı çözüm olmasa da yine de önemli sonuçlar alınabiliyor. Bazen de arzu edildiği şekilde çözüm bulunamıyor. Bunun bir sebebi o yöneticilerin yöneticilik formasyonunun çok iyi olmamasıdır. Bir başka sebebi de ülkemizin yönetici belirleme yöntemlerinin maalesef çok ilkel oluşudur. Yazılı sınavla yönetici belirlemeye çalışıyoruz. Bir kişinin sabrını, iletişim becerisini, yönetim becerisini, pratik çözümler bulabilme kapasitesini, insanlara karşı davranışını, personeliyle ilişkilerini hangi sorularla ölçebilirsiniz ki?
3. Kuralları ve kurumları çalıştırmak
Tüketici hakem heyetleri ve mahkemeleri ciddi mânâda sorun çözümlerinde sonuç alabildiğiniz kurumlar. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi yani CİMER ilk zamanlardaki kadar başarılı olmasa da yine de sonuç almada işe yarıyor. Telefon, internet, kargo gibi iş ve işlemlerde BTK ciddi anlamda sonuç veren bir kurum. TİHEK bence son zamanların en başarılı kurumlarından biri. Şu ana kadar çok ciddi kararlar verdi ve vatandaşların dertlerine derman oldu. Bunlara benzer pek çok kurum ile sorunların çözümünde, sıkıntıların giderilmesinde ilerleme sağlamak mümkün. Bu süreçte tabii çok dikkat edilmesi gereken hususlar var.

Çok acı bir durum daha var. Maalesef siyâsî sebeplerle yalan, iftira, karalama, kandırma gibi söz ve davranışlarda bulunan siyasiler, STK’lar mevcut. Özellikle kendilerini seven, takip eden, onları parti, STK, lider bilmiş insanlara kazık atıyorlar ve yazık ediyorlar.
Siyâsî depresyon etkisiyle vatandaşlarımız güzelim cennet ülkemizden soğuyorlar
Öncelikle kurumların müracaat şekillerine harfiyen uymak lazım. Onların anladığı dil o… Asla söz ile, telefon ile görüşerek ilerlemeye kalkmamak lazım. Şifahi müracaatlar belgelenemez ve sonuç almayı geciktirir. O yüzden her ne yaparsak yapalım yazılı halletmeye çalışalım. Bunun için de her görüşmenin saatini, tarihini, kiminle yapıldığını not edelim. Yazılı her türlü belgenin fotoğrafını çekip yazılı müracaatımıza ek olarak ekleyelim. Aynı sistemleri işletmeye çalışan biri olarak ben sonuç alabiliyorsam siz niye alamayasınız?
Siyâsî depresyon etkisiyle vatandaşlarımız güzelim cennet ülkemizden soğuyorlar. Yurtdışına gitmeye kalkıyorlar. Oralardaki sorunları yakından uzaktan bilmiyoruz. Ancak çözümleri de yukarıda sunmaya çalıştığım 3 yöntemle halledilmek zorunda. Orada da halk, sorunlarını bu şekilde çözüyor. Aynı yöntemi kullanacaksak ne işimiz var oralarda? Dilini, kültürünü bildiğimiz ülkemizde bunu yapmak daha doğru gelmiyor mu size de? Özellikle Batı ülkeleri bizim gibi siyâsî depresyonlardan sonra bunları öğrenmiş, yöntemler geliştirmiş ve şu anda da sıkı sıkıya bu çözüm yollarına sarılıyorlar.
Ta ne zamandan beri biliyor musunuz? Sene 1215… Halk kendi de çözümün bir parçası olmak istedi ve kraldan çare, çözüm, derman beklemek yerine “Kardeşim, ben de meselelerin nasıl çözüleceğini belirleyen tarafta olmak istiyorum” dedi. Buna demokrasi ve hukukun üstünlüğü de diyorlar. Bu, bir başka ifadeyle, çözümlerin hukuk çerçevesinde ve herkesinkiyle aynı şekilde çözülmesi demektir.
Önemli soru şu: Biz başkalarıyla aynı çözümü istiyor muyuz? Çünkü, tanıdık bularak ayrıcalıklı çözüm talebimiz ve arzumuz olabiliyor. Ciddi bir çoğunluk olarak ayrıcalıklı değil, hukuk çerçevesinde adil bir çözüm bekliyoruz. Hastanede sıra beklerken birilerinin aradan kaynak yapmasını istemiyoruz. Eğer durumu gerektirmiyorsa bu teklif ettiğimiz çözüm yolları ayrıcalık veya imtiyaz bekleyenlerin işine yaramaz. O tür beklentileri olanlar Batı’ya gitmeyi akıllarından bile geçirmesinler. Oralarda öyle şeyler hiç olmaz…
En fazla bu konuda karar verenlere oy vermeyiz olur biter
Başka bir durum da bizimle ilgili olmayan ve çözülmesi veya çözülmemesi tamamen algısal bir durum olan sorunlar meselemiz var. Mesela, “Yap, işlet, devret” türü işlerimiz… Bunlarda yanlışlık olmuş olabilir veya hiç olmamış da olabilir. Teknik bilgi seviyemizle bu tür sorunları bilemeyebiliriz. Bunları günlerce düşünerek, kaygılanarak ömür geçirmemize gerek yok. Zira bu konuların teknik boyutlarını öğrenmek için günlerce uğraşmamız gerekecek. Diyelim ki günlerce uğraştık, yanlışlık fark ettik. Bu durumda yapabileceğimiz şey nedir? Oturup bu durumu değiştiremeyiz. En fazla bu konuda karar verenlere oy vermeyiz olur biter. Hâlbuki bunun yerine bilgisine güvendiğimiz birinin tavsiyelerine uyarak seçim zamanı ona göre oy veririz olur biter. Eğer güvendiğimiz kişi “sorun yok” diyorsa bu tür hizmetleri verenlerin hizmetlerine devam etmesi yönünde oyumuzu kullanıveririz.
En önemli avantajımız, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın güvenilir oluşudur
Aslında çok acı bir durum daha var. Maalesef siyâsî sebeplerle yalan, iftira, karalama, kandırma gibi söz ve davranışlarda bulunan siyasiler, STK’lar mevcut. Özellikle kendilerini seven, takip eden, onları parti, STK, lider bilmiş insanlara kazık atıyorlar ve yazık ediyorlar. Geçen Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde CHP liderliğindeki 6’lı masa yüzde 60’larda oy alacaklarına taraftarlarını inandırdı. O ümit ve beklentiyle milyonlarca vatandaş söz söyledi, sosyal medyada paylaşımda bulundu, hatta ona göre davrandı. Peki sonuç? Hayâl kırıklığı… Bu insanlara yalan söyleyerek kandırmak doğru mu? Bu insanların iyi niyetiyle, ümitleriyle, hayâlleriyle niye oynuyorsunuz? “Siyasi depresyon” sıkıntısı hiç mi aklınıza gelmiyor? Şu anda, “Artık bu memlekette bir şey yapılamaz. En son bizimkiler tam bir şey yapacaklardı ki onu da yapamadılar. Bundan sonra hiç yapılamaz…” halet-i ruhiyesindeler. Önemli bir kitlenin, yarınlarından ümitleri, beklentileri yok. Değerleri, inançları zayıflıyor. Bu insanlara bu kötülük yapılır mı? Şu anda en önemli avantajımız Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güvenilir oluşudur. Kendisini sevmeyenler de ona oy vermeyenler de dahil olmak üzere neredeyse Türkiye’nin tamamı güvenir. Bu, bir ülke için büyük bir şanstır. Diyelim ki Cumhurbaşkanımız bir program açıkladı ve muhalifler bunu istemiyor. Muhalifler de bilir ki o program hayata geçirilecektir. O yüzden de karşı da olsalar ona göre pozisyon alabilirler.
Peki, söylediklerine güvenilmeyen biri olsaydı ne olacaktı? Yarınki her şey belirsiz olacaktı. Meselâ bugünlerde muhalefet liderleri parti içi muhalifleri bastırmak için “Önümüzdeki Kasım seçim var” diye atıp tutuyorlar. O an için parti içi muhalifler teskin ediliyor. Peki taraftarlar ne oluyor? Artık onlara asla güvenmiyor. Tüm bunlar, siyâsî depresyon anlamına geliyor.
Netice-i kelam… Sorunları çözümsüz gibi görmemize gerek yok. Hatta bunların, küçük gayretlerimizle çözülebileceğine inanmamız gerekiyor. Siyâsî sebeplerle halkı kandırmak, yalan söylemek, iftiralarda bulunmak halkımıza, insanımıza yapılabilecek en büyük kötülüklerdendir. Hele STK veya akademik sıfatlarla halkı ümitsizliğe sevk etmek, çözümsüzlüğe mahkûm etmek, bu yönde algılara sebep olmak uzun yıllar boyu düzeltilemeyecek hasarlara yol açar. O yüzden Allah her türlü deprem ve siyâsî depresyondan ülkemizi, insanımızı muhafaza etsin.



