BU yazımızda,
11
Aralık 1971 tarihinde darbeci generallerin kurduğu hükûmetlere Başbakanlık yapan
CHP’li Nihat Erim’in kurduğu kabînelerden bahsedeceğiz.
12 Mart 1971 Darbesi ve
CHP’li Nihat Erim’in birinci Başbakanlığı
Darbenin
ardından Başbakan Nihat Erim’in televizyon ekranında yumruğunu sıkarak “Savulun, balyoz harekâtı geliyor!”
demesinin ardından Türkiye’de yeni bir süreç başlar.
Tıpkı
27 Mayıs Darbesi’nin ardından orduda ve üniversitede büyük tasfiyelerin
yapılması gibi, 12 Mart Darbesi de aynı geleneği tevârüs eder. Darbeciler ilk
darbeyi kendi meslektaşlarına vururlar. Önemli görevlerdeki 5 general, 1 amiral
ve 35 albayı emekliye sevk ederler.
İkinci etapta yapılan tasfiye daha ağır olur: “Daha
sonra Kara Kuvvetleri bünyesinden 115 subay, 89 astsubay, 64 Hava Harp Okulu
öğrencisi, Deniz Kuvvetleri’nden 78 subay, 10 astsubay, 32 öğrenci, Hava
Kuvvetleri’nden 264 subay, 54 astsubay ve 70 öğrenci atılır” (Yalçın ve Yurdakul, 2000:178).
Hikmet
Özdemir’e göre tasfiye, ordu içindeki Sol Kemalist cuntacıları kapsamaktadır.
Ülke, Sol eğilimli bir askerî diktatörlüğün eşiğinden dönmüştür. Erim hükûmetinde Başbakan
Yardımcılığı görevine getirilen Sadi Koçaş, terör olaylarının tırmanması ve İsrail
Konsolosu Elrom’un kaçırılması üzerine Türkiye radyolarından bir hükûmet
bildirisi okudu. Bu bildiriyle birlikte, ülke genelinde yüzlerce kişi gözaltına
alındı.
Balyoz
Harekâtı bilâhare üniversiteyi kapsayacak şekilde genişletildi. Talihin
tecellisidir, daha 10 yıl önce darbecilere 1961 Anayasası’nı yapmış ünlü
akademisyenler de tutuklananlar arasındadır.
9
Mart darbe girişimine destek verdikleri gerekçesiyle tutuklanan akademisyenler
şu isimlerden oluşuyordu: Mümtaz Soysal, Doğan Avcıoğlu, İlhami Soysal, Altan
Öymen, Uğur Alacakaptan, Uğur Mumcu, Uluç Gürkan, Bahri Savcı, Muammer Aksoy,
Bülent Nuri Esen, Behice Boran, Sadun Aren, Nihat Sargın, Adil Özkol, Tarık
Zafer Tunaya, Yaşar Kemal, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Fakir Baykurt, Kemal Türkler…
Ankara’da
gece sokağa çıkma yasağı ilân edildi. İstanbul’da sıkıyönetimin iki ay daha
uzatılmasından sonra Türkiye çapında daha da büyük bir gözaltı dalgası yaşandı.
Uğur
Alacakaptan, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, İdris Küçükömer,
Behice Boran, Sadun Aren, Fakir Baykurt, Azra Erhat, Vedat Günyol, Bahri Savcı,
Mümtaz Soysal, Bülent Nuri Esen, Tarık Zafer Turaya, Emil Galip Sandalcı, Sevgi
Soysal ve Muammer Aksoy, tutuklanan şahıslar arasındalardı.
27
Mayıs Darbesi’nin kudretli generali Cemal Madanoğlu da tutuklananlar arasındaydı.
Bilâhare İlhan Selçuk, Sabahattin Eyüboğlu ve Azra Erhat da tutuklandı. Aydınların
tutuklanması başlar başlamaz işkenceler de beraberinde geldi. Gazeteci Emil
Galip Sandalcı’ya gözaltında işkence yapıldığı, gazeteci Nimet Arzık tarafından
hükûmete duyuruldu. Balyoz Harekâtı, bir yangın gibi bir süre sonra basına
sıçradı. “Çetin Altan başta olmak
üzere bazı gazeteciler tutuklanarak darbeciler tarafından dövüldüler, işkence
edildiler” (Mısıroğlu, 1995:182).
Komutanlar
dergi idarehânelerini arayıp telefonla baskı yapıyorlardı. “Cumhuriyet ve Akşam gazeteleri
on gün süre ile kapatılmış, yayınevlerine kitap satma yasağı getirilmişti.
Askerler evleri basıp kütüphânelerde kitap ve yayın arıyorlardı” (Dursun,
2000:158).
Türkiye
tam bir askerî dikta dönemine adım atmıştı. “Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, bakanların araç plâkalarına kadar
her işe karışıyor, Başbakan Nihat Erim ise 1961 Anayasası’nı lüks olmakla
niteliyordu” (Altuğ, 1973:71-72).
Tüm
Türkiye’de süren beş günlük Balyoz Operasyonu’nun sonucu, 547 tutukluydu. 26 Nisan’da
11 ilde sıkıyönetim ilân edildi.
CHP’li
Nihat Erim, askerlerin vesâyetinde dikensiz gül bahçesi gibi bir ülke yöneteceğini
zannederken, hiç ummadığı olaylar tek tek kapısını çalmaya başladı.
17
Mayıs’ta İsrail’in İstanbul Başkonsolosu anarşist öğrenciler tarafından
kaçırıldı. 23 Mayıs itibarıyla İstanbul’da sokağa çıkma yasağı başlatıldı.
ODTÜ’de
Jandarma ve öğrenci arasında çıkan çatışmada 3 kişi öldü, 26 kişi yaralandı. Öyle
ki, Türkiye’yi yönetmeye tâlip anayasa profesörü, Anadolu Ajansı gibi bir tek
kurumu dahi yönetmekten aciz kalmıştı.
Eylül
ayının sonlarına gelindiğinde, devrik Başbakan Süleyman Demirel, kabîneye
verdiği bakanları geri çekmek istemiş, bakanlardan ikisi istifa etmiş, ikisi
kabînede kalmıştı. Maya bir kez bozulmuştu. Kabîne artık eksik toplanıyor,
Başbakan tayin yapamıyordu.
CHP
ise üç anarşist, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarının
önlenebilmesi için seferber olmuştu o günlerde. Bu yüzden köy kahvelerinde
İnönü’nün Dev-Genç’e arka çıktığı, Erdal İnönü’nün onlarla birlik olduğu
konuşuluyordu.
Anayasa
Mahkemesi, 6 Nisan’da CHP’nin başvurusunu yerinde buldu ve idamlarla ilgili kanunu
usûl yönünden iptal etti. Paşa, parti tabanından ve kamuoyundan gelen tepkilere
18 Nisan’daki PM toplantısında cevap verdi.
Kanun
Meclis’te 48’e karşı 275, Senato’da da 34’e karşı 111 oyla kabul edildi. CHP’li
144 milletvekilinden Paşa ve Bülent Bey dâhil 47’si, 34 CHP’li senatörden de
sadece 18’i idamlara karşı çıktı. Gruptan hatırı sayılır miktarda milletvekili
kabul oyu verdi.
Dönemin
şâhidi Muazzez Aktolga’ya göre, “Gürler
ve Batur’a kadar uzanan bir cunta zinciri içinde yer alan ve darbe yapılsa
Gençlik Bakanı yapılacak olan Deniz Gezmiş, fedâ edilmişti” (Aktulga, 2000:91).
Erim
ilk icraat olarak, 27 Nisan’da Ankara, İstanbul ve İzmir dâhil olmak üzere 11
ilde sıkıyönetim ilân etti. Dev-Genç, Ülkü Ocakları, Devrimci Doğu Kültür
Ocakları kapatıldı, Cumhuriyet ve Akşam gazetelerine yayın yasağı getirildi,
Çetin Altan ve İlhan Selçuk gözaltına alındı.
Millî
Birlikçilerden kontenjan senatörleri Cemal Madanoğlu ve Osman Köksal da
cuntacılıkla suçlandı ve dokunulmazlıkları kaldırıldı.
Balyoz
Harekâtı ile tutuklanan anarşist Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 16 Temmuz
1971’de başlayan dâvâları 9 Ekim 1971’de sona ermiş, mahkeme 18 adet idam
kararı vermişti. Bu kararların 15 tanesi bozulmuş, üç kişinin idamı
onaylanmıştı. Askerî
Yargıtay da bu kararı 10 Ocak 1972’de kısmen onayladı ve Deniz Gezmiş, Yusuf
Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarına hükmetti (Akdoğan, 2011:170).
Nihat
Erim “Her şey düzeldi” diye umutlanırken, bir başka sorun karşısına çıktı.
Erim, AP’li Mesut Erez’i kabînesine haber vermeden Başbakan Yardımcısı olarak
atayınca, 11 bakan böyle bir kabînede yer almayacaklarını açıklayarak 6 Aralık
günü istifalarını açıkladılar. Demirel’in ısrarıyla Nihat Erim’in yanında Başbakan
Yardımcısı yapılan Mesut Erez de Başbakan Demirel gibi önemli bir Mason idi.
Erez, 1965 yılında da ilk Demirel kabînesinde Tarım Bakanı olarak yer almıştı.
Erim,
istifasını Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a sundu. Ne var ki, artık kurtulmak
istese de kurtulamıyordu. “Cumhurbaşkanı Sunay, Erim’in istifasını kabul
etmedi; Demirel, tekrar kurulacak yeni kabîneye destek vereceğini açıkladı”.
Nihat
Erim’in ikinci darbe hükûmetini kurması
11’lerin
istifasından sonra Nihat Erim, 11 Aralık 1971 günü ikinci hükûmetini kurar.
Fakat bu kabîne de 22 Mayıs 1972’ye kadar ancak 5 ay dayanabilmiştir.
Orhan
Oğuz, “büyük beyinler kabinesinin” başına gelenleri şöyle anlatır: “1973 yılına girmiştik. Nihat Erim, hükûmeti
yeniledi. O ünlü ‘Beyin Takımı’nın işleri yürütemediği anlaşılmıştı. Başbakan
bunu görmüş olacak ki, büyük iddialarla hükûmete aldığı o beyinleri bir ölçüde
dağıttı. Nihat Erim, istediği istikamette hükûmet edemiyordu. Bunun için onların
dışarıda kaldığı yeni bir hükûmetle daha etkin bir yönetim kurmak istedi. Silahlı
Kuvvetler de vaziyetten memnun değildi.” (Oğuz, 2004:244)
Lütfü
Akdoğan da 12 Mart darbe hükûmetini şöyle anlatıyor: “Başbakan Yardımcıları
Sadi Koçaş ile Atilla Karaosmanoğlu ve 11 bakan, kalkınma hamlesini ve
reformları Atatürkçü bir görüşle gerçekleştirme imkânını bulamadıkları için
istifa ettiklerini açıkladılar. Böylece Birinci Erim Hükûmeti de tarihe
karıştı.”
Öte
yandan İnönü’nün de darbe hükûmetine desteği ise ısrarla devam ediyordu.
Teknokrat hükûmeti 3 Aralık 1971’e yani “11’ler Olayı”na kadar işbaşında kaldı.
AP’den yedi, CHP’den dört (Ali İhsan Göğüş, İsmail Arar, Mukadder Öztekin, Ali
Rıza Uzuner), MGP’den bir ve Meclis dışından 12 kişinin yer aldığı İkinci Erim
Hükûmeti, 22 Aralık’ta güvenoyu alarak yeni bir başlangıç yaptı.
İlk
Erim Hükûmetinde olduğu gibi bu kabîneye katılım konusu da CHP’yi karıştırdı.
Seçileli 20 gün bile olmayan Genel Sekreter Kırıkoğlu, Paşa’nın kendisine ve
PM’ye danışmadan CHP’nin hükûmete katılacağını açıklaması üzerine, “Tamamıyla dışımızda gelişen olaylara oylarımızla
katkıda bulunamayız” diyerek grup toplantısını boykot etti. Birler, bundan
sonrasını şöyle anlatıyor: “Gerçekten de
Paşa, grubun karar alma yetkisini kısıtladığı gibi, grubu âdeta bir tasdik
organı hâline getirmek istiyordu. Kırıkoğlu olmaksızın yapılan toplantıda, 11
Aralık’taki ortak grup toplantısına katılmama kararı aldık. Pasif direnişimiz
Paşa’yı hiddetlendirdi, gelmeyenlerin isimlerini tek tek tespit ettirmiş.
Hepimizi evlerimizden tek tek çağırttı, epey direndiysek de grubu toplayacak
nisaba saat 12’de ulaşılabildi; yine de çağrıya uymayanlar oldu.” (Birler,
2010:266)
Erim,
yeni hükûmetin kurulmasını dahi beklemeden görevden ayrılmıştı. Darbe Başbakanı
Nihat Erim, danışmanı Kurtul Altuğ’a, “ne kadar büyük bir yalnızlık çektiğini”
itiraf etmişti. “Hâlbuki
ilk başlarda Erim, kendisini 1931’de Büyük Britanya’da kurulan ulusal hükûmetin
efsanevi önderi gibi görüyordu” (Ahmad, 1999:179).
Büyük
heves ve heyecanlarla darbe Başbakan’ına danışman olan Kurtul Altuğ’un
itirafları ise çok daha çarpıcıdır. İktidardaki iki kişi arasında geçen diyalog,
bütün darbe hükûmetlerinde görev yapmaya hevesli şahıslar için bir ibret
vesikası niteliğindedir:
“-Beyefendi
bütün bunların hepsini yazacağım.
Başbakan güldü.
-Adını ne koyacaksın?
-Adını şimdiden koydum Beyefendi: İktidarsız
iktidarımız!” (Altuğ, 1973:205)
Erim’in
ikinci kabînesinde de böylece dikiş tutmamış, Cumhurbaşkanı Sunay bu kez,
kendisini Mason yapan Suat Hayri Ürgüplü’ye kabîneyi kurma görevini vermişti.
Kaynakça
Ahmad Feroz, (1999), Modern Türkiye’nin Oluşumu,
İstanbul: Kaynak Yay.
Akdoğan Lütfü, (2011), Hatıralar, Ankara:
Gazeteciler Cemiyeti Yayınları
Aktolga Muazzez, (2000), 68 Anıları, İstanbul: Sistem
Yay.
Altuğ Kurtul, (1973), 12 Mart ve Nihat Erim Olayı,
İstanbul: Yedigün Yay.
Birler İ. Hakkı, Hristidis Şengül Kılıç,
Ergüz Ersel, (2010), CHP’li Yıllar, Ankara: İş Bankası Yay.
Dursun Davut, (2000), Ertesi Gün, İstanbul: İşaret Yay.
Mısıroğlu Kadir, (1995), Geçmiş Günü Elerken, Cilt 2, İstanbul:
Sebil Yay.
Oğuz Orhan, (2004), Cumhuriyete Yaşıt Bir Hayat,
İstanbul: Doğan Kitap
Yalçın Soner-Doğan Yurdakul, (2000), Bay Pipo, İstanbul: Doğan Kitap



