Darbe Başbakanı CHP’li Nihat Erim’in kabîneleri

Erim, yeni hükûmetin kurulmasını dahi beklemeden görevden ayrılmıştı. Darbe Başbakanı Nihat Erim, danışmanı Kurtul Altuğ’a, “ne kadar büyük bir yalnızlık çektiğini” itiraf etmişti. “Hâlbuki ilk başlarda Erim, kendisini 1931’de Büyük Britanya’da kurulan ulusal hükûmetin efsanevi önderi gibi görüyordu”.

BU yazımızda, 11 Aralık 1971 tarihinde darbeci generallerin kurduğu hükûmetlere Başbakanlık yapan CHP’li Nihat Erim’in kurduğu kabînelerden bahsedeceğiz.

12 Mart 1971 Darbesi ve CHP’li Nihat Erim’in birinci Başbakanlığı

Darbenin ardından Başbakan Nihat Erim’in televizyon ekranında yumruğunu sıkarak “Savulun, balyoz harekâtı geliyor!” demesinin ardından Türkiye’de yeni bir süreç başlar.

Tıpkı 27 Mayıs Darbesi’nin ardından orduda ve üniversitede büyük tasfiyelerin yapılması gibi, 12 Mart Darbesi de aynı geleneği tevârüs eder. Darbeciler ilk darbeyi kendi meslektaşlarına vururlar. Önemli görevlerdeki 5 general, 1 amiral ve 35 albayı emekliye sevk ederler.

İkinci etapta yapılan tasfiye daha ağır olur: “Daha sonra Kara Kuvvetleri bünyesinden 115 subay, 89 astsubay, 64 Hava Harp Okulu öğrencisi, Deniz Kuvvetleri’nden 78 subay, 10 astsubay, 32 öğrenci, Hava Kuvvetleri’nden 264 subay, 54 astsubay ve 70 öğrenci atılır” (Yalçın ve Yurdakul, 2000:178).

Hikmet Özdemir’e göre tasfiye, ordu içindeki Sol Kemalist cuntacıları kapsamaktadır. Ülke, Sol eğilimli bir askerî diktatörlüğün eşiğinden dönmüştür. Erim hükûmetinde Başbakan Yardımcılığı görevine getirilen Sadi Koçaş, terör olaylarının tırmanması ve İsrail Konsolosu Elrom’un kaçırılması üzerine Türkiye radyolarından bir hükûmet bildirisi okudu. Bu bildiriyle birlikte, ülke genelinde yüzlerce kişi gözaltına alındı.

Balyoz Harekâtı bilâhare üniversiteyi kapsayacak şekilde genişletildi. Talihin tecellisidir, daha 10 yıl önce darbecilere 1961 Anayasası’nı yapmış ünlü akademisyenler de tutuklananlar arasındadır.

9 Mart darbe girişimine destek verdikleri gerekçesiyle tutuklanan akademisyenler şu isimlerden oluşuyordu: Mümtaz Soysal, Doğan Avcıoğlu, İlhami Soysal, Altan Öymen, Uğur Alacakaptan, Uğur Mumcu, Uluç Gürkan, Bahri Savcı, Muammer Aksoy, Bülent Nuri Esen, Behice Boran, Sadun Aren, Nihat Sargın, Adil Özkol, Tarık Zafer Tunaya, Yaşar Kemal, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Fakir Baykurt, Kemal Türkler…

Ankara’da gece sokağa çıkma yasağı ilân edildi. İstanbul’da sıkıyönetimin iki ay daha uzatılmasından sonra Türkiye çapında daha da büyük bir gözaltı dalgası yaşandı.

Uğur Alacakaptan, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, İdris Küçükömer, Behice Boran, Sadun Aren, Fakir Baykurt, Azra Erhat, Vedat Günyol, Bahri Savcı, Mümtaz Soysal, Bülent Nuri Esen, Tarık Zafer Turaya, Emil Galip Sandalcı, Sevgi Soysal ve Muammer Aksoy, tutuklanan şahıslar arasındalardı.

27 Mayıs Darbesi’nin kudretli generali Cemal Madanoğlu da tutuklananlar arasındaydı. Bilâhare İlhan Selçuk, Sabahattin Eyüboğlu ve Azra Erhat da tutuklandı. Aydınların tutuklanması başlar başlamaz işkenceler de beraberinde geldi. Gazeteci Emil Galip Sandalcı’ya gözaltında işkence yapıldığı, gazeteci Nimet Arzık tarafından hükûmete duyuruldu. Balyoz Harekâtı, bir yangın gibi bir süre sonra basına sıçradı. “Çetin Altan başta olmak üzere bazı gazeteciler tutuklanarak darbeciler tarafından dövüldüler, işkence edildiler” (Mısıroğlu, 1995:182).

Komutanlar dergi idarehânelerini arayıp telefonla baskı yapıyorlardı. Cumhuriyet ve Akşam gazeteleri on gün süre ile kapatılmış, yayınevlerine kitap satma yasağı getirilmişti. Askerler evleri basıp kütüphânelerde kitap ve yayın arıyorlardı” (Dursun, 2000:158).

Türkiye tam bir askerî dikta dönemine adım atmıştı. “Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, bakanların araç plâkalarına kadar her işe karışıyor, Başbakan Nihat Erim ise 1961 Anayasası’nı lüks olmakla niteliyordu” (Altuğ, 1973:71-72).

Tüm Türkiye’de süren beş günlük Balyoz Operasyonu’nun sonucu, 547 tutukluydu. 26 Nisan’da 11 ilde sıkıyönetim ilân edildi.

CHP’li Nihat Erim, askerlerin vesâyetinde dikensiz gül bahçesi gibi bir ülke yöneteceğini zannederken, hiç ummadığı olaylar tek tek kapısını çalmaya başladı.

17 Mayıs’ta İsrail’in İstanbul Başkonsolosu anarşist öğrenciler tarafından kaçırıldı. 23 Mayıs itibarıyla İstanbul’da sokağa çıkma yasağı başlatıldı.

ODTÜ’de Jandarma ve öğrenci arasında çıkan çatışmada 3 kişi öldü, 26 kişi yaralandı. Öyle ki, Türkiye’yi yönetmeye tâlip anayasa profesörü, Anadolu Ajansı gibi bir tek kurumu dahi yönetmekten aciz kalmıştı.

Eylül ayının sonlarına gelindiğinde, devrik Başbakan Süleyman Demirel, kabîneye verdiği bakanları geri çekmek istemiş, bakanlardan ikisi istifa etmiş, ikisi kabînede kalmıştı. Maya bir kez bozulmuştu. Kabîne artık eksik toplanıyor, Başbakan tayin yapamıyordu.

CHP ise üç anarşist, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarının önlenebilmesi için seferber olmuştu o günlerde. Bu yüzden köy kahvelerinde İnönü’nün Dev-Genç’e arka çıktığı, Erdal İnönü’nün onlarla birlik olduğu konuşuluyordu.

Anayasa Mahkemesi, 6 Nisan’da CHP’nin başvurusunu yerinde buldu ve idamlarla ilgili kanunu usûl yönünden iptal etti. Paşa, parti tabanından ve kamuoyundan gelen tepkilere 18 Nisan’daki PM toplantısında cevap verdi.

Kanun Meclis’te 48’e karşı 275, Senato’da da 34’e karşı 111 oyla kabul edildi. CHP’li 144 milletvekilinden Paşa ve Bülent Bey dâhil 47’si, 34 CHP’li senatörden de sadece 18’i idamlara karşı çıktı. Gruptan hatırı sayılır miktarda milletvekili kabul oyu verdi.

Dönemin şâhidi Muazzez Aktolga’ya göre, “Gürler ve Batur’a kadar uzanan bir cunta zinciri içinde yer alan ve darbe yapılsa Gençlik Bakanı yapılacak olan Deniz Gezmiş, fedâ edilmişti” (Aktulga, 2000:91).

Erim ilk icraat olarak, 27 Nisan’da Ankara, İstanbul ve İzmir dâhil olmak üzere 11 ilde sıkıyönetim ilân etti. Dev-Genç, Ülkü Ocakları, Devrimci Doğu Kültür Ocakları kapatıldı, Cumhuriyet ve Akşam gazetelerine yayın yasağı getirildi, Çetin Altan ve İlhan Selçuk gözaltına alındı.

Millî Birlikçilerden kontenjan senatörleri Cemal Madanoğlu ve Osman Köksal da cuntacılıkla suçlandı ve dokunulmazlıkları kaldırıldı.

Balyoz Harekâtı ile tutuklanan anarşist Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 16 Temmuz 1971’de başlayan dâvâları 9 Ekim 1971’de sona ermiş, mahkeme 18 adet idam kararı vermişti. Bu kararların 15 tanesi bozulmuş, üç kişinin idamı onaylanmıştı. Askerî Yargıtay da bu kararı 10 Ocak 1972’de kısmen onayladı ve Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarına hükmetti (Akdoğan, 2011:170).

Nihat Erim “Her şey düzeldi” diye umutlanırken, bir başka sorun karşısına çıktı. Erim, AP’li Mesut Erez’i kabînesine haber vermeden Başbakan Yardımcısı olarak atayınca, 11 bakan böyle bir kabînede yer almayacaklarını açıklayarak 6 Aralık günü istifalarını açıkladılar. Demirel’in ısrarıyla Nihat Erim’in yanında Başbakan Yardımcısı yapılan Mesut Erez de Başbakan Demirel gibi önemli bir Mason idi. Erez, 1965 yılında da ilk Demirel kabînesinde Tarım Bakanı olarak yer almıştı.

Erim, istifasını Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a sundu. Ne var ki, artık kurtulmak istese de kurtulamıyordu. “Cumhurbaşkanı Sunay, Erim’in istifasını kabul etmedi; Demirel, tekrar kurulacak yeni kabîneye destek vereceğini açıkladı”.

Nihat Erim’in ikinci darbe hükûmetini kurması

11’lerin istifasından sonra Nihat Erim, 11 Aralık 1971 günü ikinci hükûmetini kurar. Fakat bu kabîne de 22 Mayıs 1972’ye kadar ancak 5 ay dayanabilmiştir.

Orhan Oğuz, “büyük beyinler kabinesinin” başına gelenleri şöyle anlatır: “1973 yılına girmiştik. Nihat Erim, hükûmeti yeniledi. O ünlü ‘Beyin Takımı’nın işleri yürütemediği anlaşılmıştı. Başbakan bunu görmüş olacak ki, büyük iddialarla hükûmete aldığı o beyinleri bir ölçüde dağıttı. Nihat Erim, istediği istikamette hükûmet edemiyordu. Bunun için onların dışarıda kaldığı yeni bir hükûmetle daha etkin bir yönetim kurmak istedi. Silahlı Kuvvetler de vaziyetten memnun değildi.” (Oğuz, 2004:244)

Lütfü Akdoğan da 12 Mart darbe hükûmetini şöyle anlatıyor: “Başbakan Yardımcıları Sadi Koçaş ile Atilla Karaosmanoğlu ve 11 bakan, kalkınma hamlesini ve reformları Atatürkçü bir görüşle gerçekleştirme imkânını bulamadıkları için istifa ettiklerini açıkladılar. Böylece Birinci Erim Hükûmeti de tarihe karıştı.”

Öte yandan İnönü’nün de darbe hükûmetine desteği ise ısrarla devam ediyordu. Teknokrat hükûmeti 3 Aralık 1971’e yani “11’ler Olayı”na kadar işbaşında kaldı. AP’den yedi, CHP’den dört (Ali İhsan Göğüş, İsmail Arar, Mukadder Öztekin, Ali Rıza Uzuner), MGP’den bir ve Meclis dışından 12 kişinin yer aldığı İkinci Erim Hükûmeti, 22 Aralık’ta güvenoyu alarak yeni bir başlangıç yaptı.

İlk Erim Hükûmetinde olduğu gibi bu kabîneye katılım konusu da CHP’yi karıştırdı. Seçileli 20 gün bile olmayan Genel Sekreter Kırıkoğlu, Paşa’nın kendisine ve PM’ye danışmadan CHP’nin hükûmete katılacağını açıklaması üzerine, “Tamamıyla dışımızda gelişen olaylara oylarımızla katkıda bulunamayız” diyerek grup toplantısını boykot etti. Birler, bundan sonrasını şöyle anlatıyor: “Gerçekten de Paşa, grubun karar alma yetkisini kısıtladığı gibi, grubu âdeta bir tasdik organı hâline getirmek istiyordu. Kırıkoğlu olmaksızın yapılan toplantıda, 11 Aralık’taki ortak grup toplantısına katılmama kararı aldık. Pasif direnişimiz Paşa’yı hiddetlendirdi, gelmeyenlerin isimlerini tek tek tespit ettirmiş. Hepimizi evlerimizden tek tek çağırttı, epey direndiysek de grubu toplayacak nisaba saat 12’de ulaşılabildi; yine de çağrıya uymayanlar oldu.” (Birler, 2010:266)

Erim, yeni hükûmetin kurulmasını dahi beklemeden görevden ayrılmıştı. Darbe Başbakanı Nihat Erim, danışmanı Kurtul Altuğ’a, “ne kadar büyük bir yalnızlık çektiğini” itiraf etmişti. Hâlbuki ilk başlarda Erim, kendisini 1931’de Büyük Britanya’da kurulan ulusal hükûmetin efsanevi önderi gibi görüyordu” (Ahmad, 1999:179).

Büyük heves ve heyecanlarla darbe Başbakan’ına danışman olan Kurtul Altuğ’un itirafları ise çok daha çarpıcıdır. İktidardaki iki kişi arasında geçen diyalog, bütün darbe hükûmetlerinde görev yapmaya hevesli şahıslar için bir ibret vesikası niteliğindedir:

-Beyefendi bütün bunların hepsini yazacağım.

Başbakan güldü.

-Adını ne koyacaksın?

-Adını şimdiden koydum Beyefendi: İktidarsız iktidarımız!” (Altuğ, 1973:205)

Erim’in ikinci kabînesinde de böylece dikiş tutmamış, Cumhurbaşkanı Sunay bu kez, kendisini Mason yapan Suat Hayri Ürgüplü’ye kabîneyi kurma görevini vermişti.


Kaynakça

Ahmad Feroz, (1999), Modern Türkiye’nin Oluşumu, İstanbul: Kaynak Yay.

Akdoğan Lütfü, (2011), Hatıralar, Ankara: Gazeteciler Cemiyeti Yayınları

Aktolga Muazzez, (2000), 68 Anıları, İstanbul: Sistem Yay.

Altuğ Kurtul, (1973), 12 Mart ve Nihat Erim Olayı, İstanbul: Yedigün Yay.

Birler İ. Hakkı, Hristidis Şengül Kılıç, Ergüz Ersel, (2010), CHP’li Yıllar, Ankara: İş Bankası Yay.

Dursun Davut, (2000), Ertesi Gün, İstanbul: İşaret Yay.

Mısıroğlu Kadir, (1995), Geçmiş Günü Elerken, Cilt 2, İstanbul: Sebil Yay.

Oğuz Orhan, (2004), Cumhuriyete Yaşıt Bir Hayat, İstanbul: Doğan Kitap

Yalçın Soner-Doğan Yurdakul, (2000), Bay Pipo, İstanbul: Doğan Kitap