Daimî devlet için millî bürokrasi şart!

Devlet daim, iktidarlar geçicidir. Halkın devlete olan inanç ve bağlılığı bu şekilde güçlenecektir. Bu hususta başta Sayın Cumhurbaşkanımıza ve AK Parti’ye büyük iş düşüyor. Hiç kuşku yok ki, millî bir bürokrasi, Sayın Erdoğan’ın ve AK Parti’nin en değerli miraslarından biri olacaktır.

31 MART 2024 Yerel Seçimleri tamamlandı. Sonuçların ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini diliyorum. Seçimin doğasıdır; biri veya birileri kazanır, biri veya birileri kaybeder. Yerel seçim sonuçlarına baktığımızda, genel olarak iktidar blokunun (AK Parti ve MHP) ciddî kayıplar yaşadığı, ana muhalefet partisi CHP’nin (DEM Parti’nin desteği ile) önemli kazanımlar elde ettiği, aslında CHP’lilerin kendilerinin bile beklemediği sürpriz sonuçlara şahit olundu. 

“Cumhur İttifakı neden kaybetti, CHP nasıl kazandı?” sorusunun cevapları etraflıca yazılır, çizilir, tartışılır; ancak şimdi, aslında tam da şu an bizler için konuşulması gereken bir başka önemli konu var: Millî bürokrasi...

Tabiî ki akıllara şu soru gelecek: “Seçim sonrası öncelikli olarak partileri, liderleri, adayları, vaatleri, yapılan yanlışları, doğruları konuşmamız gerekmez mi?”

Bunlar elbette önemli, fakat aynı zamanda meselenin bir başka yönü olarak toplumumuzun çoğunluğunu bekleyen diğer büyük risklere odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum. 

Son 30 yıla baktığımızda görülür ki, Türkiye’de siyâsî anlamda ciddî bir değişim yaşandı. Rahmetli Turgut Özal’la başlayan, rahmetli Necmettin Erbakan’la devam eden ve nihayet Recep Tayyip Erdoğan vesilesi ile gerçekleşen devrim niteliğinde değişimler oldu. Rahmetli Menderes sonrası Türk siyaseti asker eliyle yeniden dizayn edilmişti. Statükocu ve amacı tamamen muhafazakâr kesimi sindirmek olan bir sistem kuruldu. Adına sözde “Cumhuriyet Rejimi” dediler. Cumhurla yani halkla ilgisi olmayan, sözde demokratik ama dayatılan dışında seçme hakkı verilmeyen, sözde şeffaf ama perde ardında türlü oyunların döndüğü, üstelik emirlerin dışarıdan, bizden olmayanlardan alındığı garabet bir düzen...

Her biri bağımsız olması gereken yargı, yasama ve yürütme organları perde arkasında bu sisteme bağlandı. 82 Anayasası ile sisteme balans ayarı çekilerek son şekli verildi. 

Bu anayasa ve kurulan sistem, sözde Atatürk İlkeleri ve Cumhuriyet’i korumak adına kurulmuştu. Ancak görüldü ki, bu sistem belli bazı kesimlerin çıkarlarını korumak, Batılılaşmak adına aslında sekülerleşmek, lâiklik adına altında sadece muhafazakâr insanlarla uğraşmak ve onları sindirmek üzerine kurulmuştu. Sistem halkı korku ve tehditle eziyor, belirli bir kesimi imtiyazlı hâle getirerek yükseltiyor, yargıda, askeriyede, bürokraside kimliğine ve seçimine göre ayrıştırıyordu. Belirli bir azınlığın tahakkümü altındaydı ülke. Millî ve manevî değerlere saygısı olmayan belirli azınlık, bu değerlerle uğraşmayı öncelikli gündemi hâline getirmişti. Basın ellerindeydi. Bize kimi, neyi, nasıl inandırmak isterlerse ona inandırıyorlardı.

Rahmetli Turgut Özal’la başladı ilk sivil direniş. Ancak ömrü ve dahi gücü yetmedi. Sonra rahmetli Erbakan ile devam etti bu mücadele. Fakat sistem yolları öyle kapatmıştı ki Erbakan Hoca’nın da gücü yetmedi. Sonra Erdoğan geldi…

Yıllarca süren büyük mücadeleler sonrası halk ve iktidar el ele vererek, her türlü tehdide, şantaja ve oyuna rağmen, bu statükocu düzeni büyük oranda değiştirmeyi başardık. Kurdukları düzen yıkıldı. “Bin yıl sürmesini” bekledikleri rejim değişti. Halk gerçek anlamda iktidara sahip oldu. 

Evet, özellikle yeni nesil bu yakın tarihi ve verilen mücadeleleri bilmiyor. Onların özgür ve rahat bir ülkede yaşamaları için çekilen çilelerin, ödenen büyük bedellerin farkında değiller. Eskileri anlatırken en fazla kullandığım örnek şu: “Biz eskiden Cumhurbaşkanı, Başbakan ve hemen ardından Genelkurmay Başkanının ismini öğrenirdik. Sonra kuvvet komutanlarının çoğunu ezbere bilirdik. Bakanlardan bazılarını bilirdik. Siyasilerden çok askerler ekranlarda olurdu. Siyasete Meclis’in değil Genelkurmay’ın ışıkları yön verirdi. Işıklar kapalı ise biz de rahat bir uyku çekerdik. Kabineyi ve muhtemel kabineyi gazetelerden öğrenirdik. Gazete patronları siyâsî parti başkanlarından önemli idi…”

Şimdi gelinen noktaya bakınca, “Hakikaten neler yaşamışız böyle!” diyorum. Evet, AK Parti sonrası 20 yılda özgürlükler adına, hak ve hürriyetler adına, toplumsal refah ve eşitlikler adına gerçekten çok büyük kazanımlar elde edildi. Başörtüsü ile okula bile alınmayan kızlarımız bugün bırakın okumayı, asker, hâkim, polis, vali oldular. Hamdolsun. 

Ancak, bahsettiğim gibi, bu sistemin kurucu partisi belli başlı nedenlerle gücünü kaybetmeye başladı. 90’lı yıllardan sonra doğan nesil, özellikle 2000’den sonra doğanlar, eski Türkiye’yi bilmiyorlar. Z kuşağı ve Alfa kuşağı, seçme-seçilme yaşına geliyor. AK Parti öncelikle bir metal yorgunluğu yaşıyor. Bir partinin bu kadar süre ile tek başına iktidarda kalması zaten olağanüstü bir durum. Ancak maalesef Sayın Cumhurbaşkanımız bir yana, AK Parti bir yana!

Son yerel seçimler de bunu açıkça ortaya koydu. Millet AK Parti’yi değil Reis’i, Reis-i Cumhur’u seçiyor. Türkiye’nin eski düzenden kurtulması için Erdoğan gibi bir lidere ihtiyacı vardı, şimdi ise eskisinden daha fazla Erdoğan’a ihtiyacımız var.

Şu an tıpkı Birinci ve İkinci Dünya Savaşı öncesi zamanlar yaşanıyor. Her bölge adeta barut fıçısı. Bölgemiz ve sınırlarımız kaynıyor. Ukrayna’nın ardından Rusya, Avrupa ile de savaşın eşiğinde. Ortadoğu zaten savaşta ve bu savaşlar yayılıyor. Böyle bir zamanda Sayın Cumhurbaşkanımızın başımızda olması gerçekten büyük lütuf. Aksini düşünmek bile istemem. Ancak Zât-ı Âlileri 2028’de aday olmayacaklarını açıkladılar. Neler değişir bilemeyiz, ancak Erdoğan çok yoruldu. 2023 yılında küçük bir farkla kazanmış, halkımız maalesef eskiyi çabuk unuttuğunu göstermişti. Gelişimi, refahı, büyümeyi, kazanımlarını kime borçlu olduğunu maalesef çabuk unuttu millet.

2028 Seçimlerinin risk taşıdığı ortada. Muhalif kesimin kazanması durumunda tüm bu kazanımların kaybedilmesi, kısa sürede eskiye dönülmesi, yeniden dışa bağımlı hâle gelinmesi işten bile değil. Bunu engellemek için yapılması gereken en önemli stratejik hamlenin, önümüzdeki 4 yıl içinde hayata geçirilecek millî bir bürokrasi olduğunu düşünüyorum. 

İktidarlar ve liderler geçicidir, devlet ise bâki. Devletin devamlılığı ve korunması için, 20 yılda sağlanan kazanımların korunması ve gelişmesi için de sağlam ve millî bir bürokratik sistemin kurulması elzem. Bu bürokratik sistem en başta millî, liyakat esaslı, ideolojilerden uzak, toplumu kucaklayıcı, ötekileştirmeyen, millî ve manevî değerlere saygılı ve önceleyen, toplumun temel birimi olan aileyi koruyan, insanına değer veren, insanına hizmet etmeyi amaçlayan, temeli adalet üzerine kurulmuş bir yapı olmalı.

Maalesef mevcut bürokratik yapımız sağlam kural ve kaideleri olmayan, siyasete göre şekillenen esnek bir tarza sahip. Millî bir bürokrasinin kurulması ve sağlam temeller çerçevesine inşâ edilmesi çok önemli. Bu sağlanırsa, her gelenin düzeni sil baştan değiştirdiği, kendi seçmenini, eş dost ve akrabasını kayırdığı, ülke kaynaklarını ve geliri yandaşlarına peşkeş çektiği, toplumu ayrıştırıp kişileri inançlarına, fikirlerine ve düşüncelerine göre ötekileştiren devir kapanmış olacaktır. Siyâsî partiler aslî görevlerine dönecek, millete hizmet etmek için yarışan, “Bu ülkeyi daha iyi nasıl idare edebilirim, insanları nasıl daha fazla mutlu edebilirim, nasıl daha fazla refah ve huzur sağlayabilirim?” sorusunun derdinde olacaklardır. Bu şekilde hiçbir siyâsî parti millî ve manevî değerleri, dini, mezhepleri, Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü kullanamayacaktır. 

Avrupa’da yapılan seçimlerde liderlerin değişmesi, o ülkenin millî siyasetini çok fazla değiştirmez, değiştiremez. Hangi lider gelirse gelsin, vatandaşlar temel hak ve özgürlüklerinin korunacağını bilir. Belediyedeki bir işçi, kamuda çalışan bir memur veya bir bürokrat işini lâyığı ile yapıyorsa gönderilmeyeceğini bilir. Devlet ve iktidarın ayrılması ancak bu şekilde olacaktır.

Devlet daim, iktidarlar geçicidir. Halkın devlete olan inanç ve bağlılığı bu şekilde güçlenecektir. Bu hususta başta Sayın Cumhurbaşkanımıza ve AK Parti’ye büyük iş düşüyor. Hiç kuşku yok ki, millî bir bürokrasi, Sayın Erdoğan’ın ve AK Parti’nin en değerli miraslarından biri olacaktır.