ÇEVREMİZ ateş çemberi. Tarih ve coğrafya yeniden şekillendiriliyor. Bir tarafta Suriye’de yeni bir düzen inşâ ediliyor. Ve küresel vampirler, bu düzenin içerisinde Türkiye’nin kilit rolünden rahatsız. Buna karşı hamleler denemekteler.
Diğer tarafta “İsrail, İran’ı vuracak mı, vurmayacak mı?” sorusu var. Bence vurmayacak, iki ülke de bir diğerinin bölgedeki meşruiyet kaynağı ama olsun yine de böyle bir gündem var. Bölge diken üzerinde…
Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ediyor. Her gün kartlar yeniden dağıtılıyor. Ukrayna, ABD’nin de Rusya ile anlaşması ile hazin bir sona doğru ilerliyor. Görünen o ki, günün sonunda hem yer üstünde, hem de yer altında çok ciddi kayıplar bekliyor Ukrayna’yı. Bu durumun illâki bize de birtakım yansımaları olacak. En azından Kırım konusunda.
Küresel finans savaşları yeni bir dünya savaşı için tüm dünyayı ısıtmaya başladı. Tüm dünyada borsalar allak bullak. Yarın ne olacağı konusunda kimsenin bir fikri yok.
Tayvan konusunda Çin Denizi de ısınıyor ufaktan. Tayvan Çin’in mi olacak, ABD’nin mi, bekleyip göreceğiz. Lakin yeni bir dünya savaşı çıkacaksa bence bu bölgeden başlayacak.
Bir başka konumuz, Kıbrıs… Birileri KKTC’nde yeni bir şeyler deniyor. Kıbrıs Türkleri Türkiye’ye karşı kışkırtılıyor. 28 Şubat kokuları geliyor güneyden buram buram.
***
Lakin bütün bunlara ve daha fazlasına rağmen haberlerin ve tartışma programlarının yarıdan fazlasını CHP’deki gelişmeler kaplıyor. Dünyada bunca şey yaşanırken ve gelecek yeniden şekillendirilirken bizim gündemimizin en önemli maddesi CHP uzunca bir zamandır.
Nasıl olmasın ki?
Bir gün geçmiyor ki, CHP kanadında bizleri hayrete düşürecek yeni bir gelişme yaşanmasın.
Erdoğan CHP hakkında diyor ya hani, “Öyle bir siyâsî parti ki ortalıkla ne kadar başıboş gezen küfürbaz, marjinal ve tembel varsa hepsini paratoner gibi kendisine çekiyor. Muhatap alıp cevap versek inanın bize yazık. Cevap vermesek millete ve memlekete yazık”.
Vallahi öyle… Biz de daha önemli konuları yazalım istiyoruz lakin CHP’den ne fırsat geliyor, ne sıra…
Parti, parti değil, “Hisseli Harikalar Kumpanyası” mübarek!
Her gün yeni bir tuhaflık, her gün yeni bir entrika, her gün yeni bir skandal… Allah bereket versin.
***
Özgür Özel’in “normalleşme” çağrılarına ve girişimlerine en başından beri mesafeli ve temkinli idim zaten. O dilin en kısa sürede fabrika ayarlarına döneceğinden emindim. Öyle de oldu.
Özgür’cüğüm, Erdoğan için “cunta başı” dedi, iyi mi? Bu söz, tefecinin “faiz haramdır” demesi kadar gülünç geldi bu kardeşinize.
Özgür’cüğüme bir sözlük alıp hediye etmekte fayda olacağı kanaatindeyim. Hediyeleşmek sünnettendir nihayetinde. Bilmediği kavramlar için Özgür’cüğüm açar bakar arada. Cunta, bir ülke yönetimine silah zoru ile el koyan çeteye denir; en azından TDK sözlüğü böyle söylüyor.
Erdoğan, çeyrek asırdır, halkın oyları ve teveccühü ile ve cunta girişimlerine karşı dimdik durarak ve Muharrem İnce’nin ifadesiyle bu kafayı “yenmiş de yenmiş, yenmiş de yenmiş” ve her seferinde sandığa gömmüş. En son seçimde de arkasından bıçakladığı ve şaibeli bir kurultay ile koltuğu altından çektiği eski başkanını yenmiş o “cunta başı”.
Halkın iradesiyle gelen bir yönetimi, silah zoru ve cebren ele geçirilmiş bir yönetim olarak ifade etmek, tam da verdiğim tefeci örneğindeki gibi Özgür’cüğümün ağzında çok komik duruyor. İşin acı tarafı, bundan sanırım bir tek kendisinin haberi yok. Çok rezil ve sefil bir durum bu.
Özgür’cüğümün dilinin kemiği yok ama dert değil, surat derisinde de kırmızı renk pigmenti yok. Utanıp kızardığını hiç görmedim o yüzün.
Özgür’cüğüm, Afyonkarahisar Belediye Başkanı Adayı Burcu Köksal’ın HDP hakkındaki sözlerini kendince düzeltmeye çalışmış, “Burcu Başkan beni aradı. Aman başkanım benim dilim sürçtü, lütfen beni düzeltin” dedi demişti. Bunun üzerine Burcu Köksal, “Hayır, ben Özgür Bey’e öyle bir şey demedim, sözlerimin arkasındayım” dediğinde de kızarmamıştı o yüz.
***
Peki nereden çıktı bu “cunta başı” zırvası? Elbette İmamoğlu’nun örgüt lideri olarak rüşvet, yolsuzluk, irtikap ve terör örgütüne destek suçlamaları ile içeri alınmasından dolayı.
Suçlanan CHP’liler, suçlayan CHP’liler, mağdurlar CHP’liler, şahitler CHP’liler, bilgi ve belgeleri savcılara veren CHP’liler, itirafçılar CHP’liler, soruşturma açılacağı haberini alınca kuyruğu kıstırıp yurt dışına kaçanlar ve kaçarken enselenenler CHP’liler… Bunları isim isim yazacak olsam bu yazı bitmez. Soruşturmayı yürüten de hâkim ve savcılar. Erdoğan bunun neresinde kuzum?
Sadece Murat Ongun’dan bahsetmek yeterlidir. Ongun, “görünen” maaşından daha yüksek kiralı bir villada oturduğu ve hatta kirasını yıllık olarak peşin verdiği ortaya çıkınca açıklama yapma gereği duymuş. Kendisine Ekrem abisi deste(k) veriyormuş meğer. Abi desteğinin dozu biraz fazla kaçmış olmalı ki aynı villadan deste deste dolarlar, avrolar da çıkıverdi. Allah herkese böyle abiler nasip etsin, ne diyelim.
Ama CHP konfor alanı tam da böyle bir şey. Her herzeyi yersin lakin kendini savunmak yerine Erdoğan’ı suçlarsın, ellerini yıkamana bile gerek kalmaz. Kitle de buna gayet müsait zaten.
Daha birkaç yıl evvel, CHP binalarındaki taciz ve tecavüz vakaları ayyuka çıkıp, artık gizlenemeyecek hale gelince, o dönemin CHP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, hem de TBMM kürsüsünde “CHP’de tacizler, tecavüzler oldu mu? Evet oldu. Elbette olacak. Çünkü yönetimde AKP var” demişti.
Kadıgil böyle demişti de o kitleden bir kişi de “Ne alakası var kardeşim, AKP’mi size ‘git tecavüz et’ diyor?” dememiş, en azından şaşırma belirtisi bile göstermemişti. Böyle bir kitleden bahsediyorum işte.
Oysa 2019 seçimlerinden kısa bir süre sonra ve henüz Genel Başkanlık koltuğunu devretmeden hemen önce Saraçhane’de “çak yaptığı” Meral Ablası Ekrem’ciğim için hatırlayınız neler demişti: “Dürüst olduğuna kefil olup seçilmesine vesile olduğumuz kişilerin kocaman birer hırsız olduklarını anladığımızda çektiğimiz acıları anlatmam mümkün değil.”
Peki şaibeli kongre ile CHP Genel Başkanlığı koltuğunu kaybeden “Pirom” ne diyor veciz tiviti ile? “Aday olmayacağım. Kararımın nedeni, ‘Yüzüne tükürürler’ tehditleri değil. Çünkü çalanların yüzüne tükürülür ve ben çalmadım.”
Bu cümleleri Karaambar Kamyoncular Derneği Başkanı için söylemedi herhalde Meral “Aplam” ile “Piro Dedem”.
Bir de bu nasıl bir kitledir ki iki sene önce uğrunda ölüp bittikleri, ayılıp bayıldıkları o “Pirolarının”, o pamucuk elleri ile kalp işareti yapan “Dedelerinin” yüzüne tükürecek hale geldiler. Tersten soralım bir de sorumuzu: Yüzüne tükürecekleri adamı Cumhurbaşkanı yapmaya mı çalıştı bu kitle? Yumurtaya can veren Allah’ım…
Hoş, Kız Kulesi’nin çalındığına inanan, inanabilen bir kitleden bahsediyoruz haddizatında. Çok da “şeetmemek” lazım.
***
CHP kanadında, tepeden tabana kadar kimse “İBB’de hırsızlık, yolsuzluk yok” diyemiyor. Geçen gün bir dost meclisinde konu açıldı ve CHP’li bir abimize soruverdim: “Abi, İBB’de hırsızlık, yolsuzluk, usulsüzlük, irtikap yoktur, ‘kefilim’ diyebiliyor musun?”
Aldığım cevap tam da beklediğim gibi “Herkes yapıyor” oldu. Gerçekten durum bu ve herkes dönen dolapların iyi kötü, az çok farkında. Lakin siyâsî saiklerle konuya yaklaşıyor. “Sizin hırsız kötüdür, bizim hırsız iyidir” mantığı bu, ne acı…
Herkes gibi Özgür’cüğüm de durumun farkında ve mevcut durumu lehine kullanabilmek için -az biraz da üzülmüş gibi görünerek ve içten içe göbek atarak- birtakım atraksiyonlar peşinde.
Bir türlü siyaset üretemeyen, böyle bir tecrübe ve becerisi de bulunmayan Özgür Özel, ülkemiz için böyle kritik bir dönemde fazla mesai de yaparak kaos üretmeye başladı. Sanırım yüklü bir sipariş almış olmalı.
Aslında kaos üretmenin de bir adabı, ciddiyeti vardır. Özgür’cüğümde o da yok maalesef.
Mesela vatandaşa seslendiği otobüsün altından birkaç genç istedi diye dünya çapında yüzlerce dükkânı olan, yerli bir kahve markasını boykot listesine alıverdi kendisi ve hançeresini yırta yırta “Boykot edin” dediği bir başka markayı da ertesi gün “Yanlışlık olmuş” diyerek boykot listesinden çıkarabildi kendisi. Ciddiyetin seviyesi bu kadar işte.
Geçenlerde ABD Adalet Bakanı Pam Bondi, Tesla araçlarına yönelik saldırı ve boykotlara katılanların tutuklanacağını, terör suçu kapsamında 20 yıl hapis cezası ile yargılanacağını açıkladı. Bize de tam böyle bir demokrasi lazım işte. Zaten Özgür’cüğüm de ABD’den demokrasi dilenmemiş miydi?
Özgür’cüğüm sokağa döktüğü gençleri toparlayamayınca, pisliğini temizlemek yine güvenlik güçlerine düştü. Şehzadebaşı Camii avlusunda ve haziresinde şahit olduğumuz ve burada tekrar etmekten bile ar ettiğim rezillikler, bir anda toplumsal bir krizi tetikleyebilirdi. Özgür’cüğümdeki öngörü ve feraset de sadece bu kadar.
Bir de çıkmış “Biz Jön Türkleriz” diye açıklama yapmış Özgür’cüğüm. O Jön Türkler, Avrupalı ağababalarının destekleri ile Abdülhamid Han’ı tahttan indirmişler ancak ülkeyi dokuz yılda batırmışlardı. Özgür’cüğümün Jön Türkler’e özenmesi boşuna değil hani. Allah muhafaza, devleti eline versek Özgür’cüğüm bu kafayla o kadar da idare edemez.
***
Özgür’cüğüm, üzgün görünmek için yoğun çaba göstererek gittiği İmamoğlu’nun memleketinden bir imza kampanyası başlattı bu arada. İmamoğlu’nun serbest kalması ve erken seçime gidilmesi için kitleyi imza kampanyasına katılmaya çağırmış.
Devlet ciddiyetinden bu kadar uzak kendisi işte. Mahkemelere ve Yüksek Seçim Kurulu’na gerek yok memlekette. Yeterli sayıda imza topla, beraat et. Biraz daha topla, seçim olsun. Mesela bir katilin serbest bırakılması için kaç imza gerekiyor acaba? Daha basit suçlar için sanırım daha az sayıda imza yeterli gelecektir. İşlek bir meydana stant açıyoruz, imzaları topluyoruz ve doğruca ilgili hapishane müdürüne götürüp mahkumumuzu alıp geliyoruz. Nasıl bir işleyiş ama? Mahkemelerdeki iş yoğunluğu da azalmış olur böylece.
Bir de bu imza kampanyasında Aysun Kayacı ile bir çobanın imzası aynı mı olacak sorunsalımız var tabii ama bu detay çözülür bir şekilde.
***
Bizim iki de bir “şaibeli kurultay” dediğimize bakmayınız. Özgür Özel’e göre analarının ak sütü gibi helal kazanılmış bir kurultaymış o. Yine de insan düşünmeden edemiyor hani; madem o kurultay tertemizdi de yangından mal kaçırır gibi ikinci bir kurultaya ne gerek vardı?
O kurultay bu kadar temizse, insan CHP’ye kayım atanmasından neden endişe duyar ki?
O tertemiz kurultay hakkında iddialar havalarda uçuşuyor. Gece yarılarında açılan döviz büroları, çanta çanta taşınan ve havalarda uçuşan dolarlar, evler, telefonlar, iş vaatleri…
Hatta kimi delegelere paraları Ankara’nın pavyonlarında “Bas Bas Paraları Leyla’ya” şarkısı eşliğinde takdim edilmiş iddialara göre. Ve hatta kimi delegeler bu paraları saklamışlar bile delil olsun diye. Bu kirli pazarlıklar Tacettin Dergâhı’nda ya da Hacı Bayram Veli Camii’nde yapılacak değildi ya. Edep sen ne güzel şeysin!
Bu yangından mal kaçırma kurultayında Özgür’cüğüm, içi kan ağlayarak sırtındaki İmamoğlu kamburundan kurtulmuş oldu. Temiz iş vallahi, helal olsun!
Önceki kurultay “şaibeli” idi de, bu seferki çok mu normal oldu dersiniz? Kurultay için seçilen küçük salona basın ve seyirci alınmadı. Körler ile sağırlar birbirini ağırladı yani. Hatta bu kurultaya ikinci aday olarak yılların CHP’lisi Berhan Şimşek bile alınmadı. Özgür’cüğümün demokrasi anlayışı da bu kadar.
Bu duruma içerleyen Berhan Şimşek’in “Özgür Özel daha tablalı don giyerken, biz duvarlara CHP yazıyorduk” şeklindeki açıklamasından sonra Google’da “tablalı don” araması en çok arananlar listesine girmiş. Ne yalan söyleyeyim, o sayıyı artıranlardan birisi de bendim söylemesi ayıp. Ve hatta Google’a “tablalı don” yazınca peşinden Özgür Özel otomatik geliyor.
***
Şimdi planı şu Özel’in: İmamoğlu içeriden çıkamaz ve ceza alırsa (ki bunun için matine suare dua ediyordur kendisi), onun yerine seçilebilecek kişi (yani kendisi) aday olacakmış. İmamoğlu içeriden çıkınca da (Allah muhafaza) o kişi yetkilerini İmamoğlu’na devredecekmiş.
Yani düşününüz ki milyonlarca CHP seçmeni birisini Cumhurbaşkanı seçiyor. Sonra o kişi de yetkilerini İmamoğlu’na devrediyor. Nerede halkın iradesi, nerede anayasa, nerede kanun ve yönetmelikler? Özgür’cüğüm Cumhurbaşkanlığı makamını köy bakkalı sanıyor zahir. Bu kadar ciddiyetten uzak, saçma sapan bir önerme olabilir mi? Bence bu arada Özgür’cüğümün diplomasını da bir kontrol etseler yerinde olacak.
***
Velhasıl yazsam, daha bu kadar yazacak mevzu var Cumhuriyet Halk Kumpanyası’nda. Daha Özgür’cüğümün İngiltere’den, ABD’den demokrasi ve manda dilenmelerinden bahsetmedim bile. Bu kadarı kâfi. Yoruldum…
Devlet tüm kurumlarıyla, böyle bir kritik zamanda yedi cephede faaliyet yürütürken, CHP içinde yaşananlar Game of Trones dizisini zerre aratmıyor. Yaşanan garipliklere o kadar alıştık ki, şuradan John Snow gelse, CHP’ye çökse kimsenin garibine gitmez, o kadar söyleyeyim yani…
Ciddiyet, samimiyet, sadakat, akıl, mantık, siyaset ancak bu seviyede.
Bir partiyi yönetmekten aciz, birbirini yiyen, rüşvetin, talanın, yalanın, entrikanın havalarda uçuştuğu bu yapı, hele ki şöyle bir zamanda ülkeyi yönetiyor olsaydı halimiz nice olurdu, varın siz düşünün gerisini.
Allah yazdıysa bozsun ya da CHP ve yönetimine akıl, fikir, feraset ve bir miktar da siyaset nasip etsin. Sonuçta Türkiye’nin de, seçmenin de ve hatta Hükümetin de aklı başında bir muhalefete son derece ihtiyacı var.
Kalınız sağlıcakla efendim.



