Çocuk demek

Dünün çocukları, bugünün yetişkinleriyiz. Nasıl yetiştiysek çocuklarımızı da öyle yetiştirmeye, bize öğretilenleri onlara aktarmaya çalışıyoruz. Doğru ya da yanlış birçok davranışı bu şekilde kazanıp aktarıyoruz. Çocuk demekse hem geçmiş, hem gelecek demek. Bugün demek ve yarın demek. Çocuk, hayat demek.

“ÇOCUK”, kulağa ne hoş gelen bir kelime. Ve içinde ne kadar hoş anlamlar barındırıyor.

“Çocuk” denildiğinde akla hangi çağrışımlar geliyor? Benim için öncelikle “masumiyet”. Çocuk demek, masumiyet demek. Henüz günah nedir bilmeyen, kısıtlanmadan, yasaklanmadan, özgürce ve doyasıya mutlulukla yaşanan yıllar demek. Ve galiba geçen ortalama ömür içerisinde en uzun hissettiğimiz yıllar, çocukluk yılları. O bitmek tükenmek bilmeyen oyunlar, oyunlardan duyulan hazlar, yorulmadan ve bıkmadan her gün, her saat oynamak… “Hayat eşittir oyun” çocuk için. Ne kadar güzel değil mi?

Geriye dönüp baktığımızda yüzümüzü güldüren, bizi alıp bambaşka diyarlara götüren, “Hiç büyümeseydik, hep orada kalsaydık” dediğimiz dönemler, yine çocukluk dönemlerimiz olur. Neden peki? Neden insan yetişkin olduğunda ya da orta yaş üzerinde yahut da yaşlandığında, yaşadığı güzel bir olay karşısında çocukluğundaki tadı alamaz? Çocukluk zamanlarında yaşadığı güzel olaylar neden daha mutlu eder ve unutulmaz?

Çocukluk yıllarını geçmiş çoğu insana sorsak en güzel zamanlarını, muhakkak “Çocukluk yıllarımdı” diyecektir. Elbette çok zor zamanlar geçiren, açlık, şiddet, haksızlık, zorbalık ve daha akla gelemeyecek eziyetlere maruz kalmış çocuklar, dünya imtihanına çocukluk yıllarında başlayan insanlar mutlaka vardır, ama her ne kadar sıkıntılı bir çocukluk geçirilmişse de ufak da olsa güzel anılar unutulmaz ve tadı başkadır. Yani yetişkin ile bir çocuğun yaşadığı güzel bir an, aynı tadı bırakmaz damakta.  

Büyüdükçe belki de masumiyetimizi yitiriyoruz. Genelleme yapmak doğru değil ama dünya, çocuklar büyüyüp de yetişkin oldukça kirleniyor sanki. Çünkü kötülük yapmak, zarar vermek, tuzak kurmak, haksızlık yapmak, yalan söylemek, türlü günahlara girmek hep büyüdüğümüz zaman oluyor. Elbette çocuk yaşta belki bu saydıklarımızın birçoğunu ya da daha fazlasını yapan çocuklar vardır, ama yine o çocuklara örnek olan, buna sebep olan bir yetişkin vardır. Bir yetişkinin eli olmadan bir çocuğun masumiyetini yitirmesi bana göre mümkün değil. Çünkü Yaratan günahsız, tertemiz, pak yaratıyor. Onu kirleten, kirli düşüncelere sevk eden, kötülük yapmaya müsaade eden, öğreten maalesef biz yetişkinleriz. Hatta “kendini yetiştiremeyenler” desek daha doğru olur.

Hep söylenir ki eğitim evde başlar. Evet, eğitim bir çocuk için henüz yeni doğduğu andan kreş yaşına gelene kadar anne, baba, kardeş ya da evde başka kim varsa onlarla başlar, sonra evden çıkıp okul ortamına girdiğinde öğretmen ve arkadaşları ile devam eder. Eğitim ve çocuk ilişkisi gerçekten beni çok düşündüren bir mevzu. Evet, çocuklarımızı nasıl yetiştirirsek öyle devam eder. Çocuk yetiştirmek çok önemlidir ama bunu yalnızca ailelere ya da öğretmene yüklemek çok yanlış olur. Anne-baba, okul çağına kadar çocuğunu doğru bir şekilde eğitir, yetiştirir, doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü anlatıp öğretir, dört dörtlük şekilde teslim eder öğretmenine, emanet eder ama öyle bir öğretmen denk gelir ki verilen tüm emekler heba olur gider. Yahut tam tersi mümkündür de anne-baba yetiştirememiştir çocuğu (belki çok şımartmış, belki fazla kısıtlamıştır) ama öğretmen, ailenin eksiği kapatarak çocuğu geliştirir, yetiştirir. En güzeliyse hem ev, hem de okuldaki eğitim ve öğretimin doğru ve yerinde olmasıdır. Böyle olursa vatana, millete ve kendine faydalı birey yetişir. Her türlüsüne rastlamak mümkün bu hayatta. Herkesin hikâyesi farklı ve kendine özel.

Affetmek ve çocuk

“Çocuk” denildiğinde aklıma bir de “affetmek” geliyor. Art niyetsiz, kibirsiz, kin tutmadan affetmek… Her ne yaşatılmış olursa olsun, affedebilmek… Affettiğinde geçmişi unutmak, tertemiz sayfa açabilmek… Bunu ancak çocuklar yapabiliyor. Çocukken daha kolay affedip unutuyoruz sanırım. Gerçi yetişkin olduğumuzda davranışlarımızdaki bozukluğu, ruhsal bunalımlarımızı, artık normal olmayan ya da çevremize normal gelmeyen her türlü tavırdan sonrasında direkt çocukluğumuz suçlanıyor. Çocukken yaşadıklarımızın etkisi olduğu söyleniyor. Affetsek de içimizde bir yerlerde hâlâ kapanmamış yaralarımız kalmış olabiliyor.

Ama düşünün bir kere; bir anne, çocuğuna kızıp bağırıyor ama çocuk yine annesine sarılarak ağlıyor. Bu nasıl bir masumiyet, nasıl bir duygu, nasıl anında affediş? Nasıl oluyor da inciten, kızan, belki ruhunda kapanmayacak yaralar açan birini hemen affedebiliyor? Acaba çocukluk hâllerimiz hiç değişmeseydi dünya nasıl bir yer olurdu? Dünyayı çocuklar yönetseydi nasıl olurdu?

Geçim derdi yok, yarın ne yiyip ne giyineceği meselesi, dünya hâli, ekonominin seyri ya da kimin şampiyon olacağı düşüncesi yok… Her şey oyun çocuk için. Hayat oyun. Evet, aslında hayat bir oyundan ibaret ama biz yetişkinler için kazanıp kaybetmenin olduğu bir zemin. Çocuklar için kazanmak ve kaybetmek çok da önemli değil. Kaybedersen oyunu tekrarlar, bu defa kazanan olursun.

Boşuna özlem duymuyoruz çocukluk zamanlarımıza. Büyüdükçe çocukluk hâllerimiz değişmese ne güzel olurdu. Masumiyetimizi kaybetmesek, herkesi ve her şeyi kolayca affedebilsek, kin tutmasak, kimseye tepeden bakmasak, gelecek endişemiz ve geçmişe dair keşkelerimiz, kimseye kendimizi ispatlama ve beğendirme çabalarımız olmasa ve korkusuzca bir işe başlayabilsek, yolun sonunu düşünmeden, özgürce yürüyebilsek, telaşsız ve acele etmeden yaşayabilsek ne güzel olurdu, değil mi?

Çocuk daha anne karnındayken annenin duygularıyla şekilleniyor. Yani anne hamileliğini nasıl geçirdiyse, ileride çocuğun karakterine öyle yansıyor. Çocuk daha doğmadan, onu bir yetişkin olarak iyi ya da kötü şekilde etkileyebiliyoruz. Nasıl bir ömür süreceğimize, nasıl bir dünyada yaşayacağımıza, geleceğimizin nasıl olacağına biz yön veriyoruz. Özellikle anne-baba olarak yetiştirdiğimiz her çocuk, aslında topluma kazandırdığımız bir birey olarak bize dönüyor. Bu böyle bir döngü.

Dünün çocukları, bugünün yetişkinleriyiz. Nasıl yetiştiysek çocuklarımızı da öyle yetiştirmeye, bize öğretilenleri onlara aktarmaya çalışıyoruz. Doğru ya da yanlış birçok davranışı bu şekilde kazanıp aktarıyoruz. Çocuk demekse hem geçmiş, hem gelecek demek. Bugün demek ve yarın demek. Çocuk, hayat demek. Anne-baba için imtihan demek. Yetiştirilen bir meyve, bir çiçek gibidir çocuk. Toprağa atılan bir tohum gibidir. Bakımını zamanında, düzenli yaparsak, iyi besler ve ihtiyaçlarını karşılarsak harika yetişir.

Çocuklarımıza iyi bakalım. Maddî anlamda ihtiyaçlarını gidermek yetmez, manevî yönden de bu şart. Çokça sohbet edip yaşlarına inerek onlarla konuşalım. Sevelim, çokça sevelim ki yanlış yerlerde sevgi aramasınlar.

Rabbim hiçbir zaman ve hiçbir mekânda çocuk sesine bizi hasret bırakmasın!