Çin, Doğu Türkistan’da yeni nükleer test alanları inşâ ediyor

Uzmanlar, Çin’in nükleer faaliyet hazırlıklarının 1996’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması’nın altını oyabileceği uyarısında da bulunuyorlar.

ABD merkezli New York Times (NYT) Gazetesi, Çin’in 1964’te ilk nükleer testini Doğu Türkistan’daki Lop Nur test alanında son yıllarda yaptığı çalışmalarla nükleer testlere hazırlandığını öne sürdü.

Gazetenin haberine göre, ABD Hükümeti ve bağımsız uzmanlar, uzun yıllardır Çin’in Lop Nur test alanında bazı çalışmalar yürüttüğünü iddia ederken, son yıllarda elde edilen uydu görüntülerinde de tesiste nükleer çalışmalarda kullanılabilecek büyüklükte yeni açılan sondaj kuyuları ve bazı başka alt ve üstyapı çalışmaları yapıldığı öne sürüldü.

Doğu Türkistan’daki Lop Nur test alanındaki söz konusu çalışmaları, ilk olarak ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı Ulusal Jeouzamsal İstihbarat Ajansı’nın eski analistlerinden Dr. Renny Babiarz tarafından tespit edildi. Pekin yönetiminin nükleer programlarıyla ilgili çalışmalar yürüten Babiarz, sivil uydulardan elde ettiği görüntülerde, 2017-2022 arasında Lop Nur test alanında 500 metreyi aşan derinlikte kuyular, yeni yollar, elektrik hatları ve bazı binalar inşâ edildiğini kaydetti. Babiarz, söz konusu derin kuyulardaki patlamaların yeni nükleer silah türleri geliştirme çabalarını hızlandırabileceğini ileri sürerken, görüntüleri inceleyen bağımsız uzmanlar da bu görüşü paylaştı.

İddialara dair bir rapor hazırlayan Babiarz, “tüm verilerin (nükleer test alanında) yeni bir denemeye işaret ettiğini” savunurken, Çinli sosyal medya kullanıcıları da Lop Nur test alanın izole bir yapısının bulunduğu ve bölge halkının rızası olmadan nükleer testler için seçildiğini iddia ediyor. Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan nükleer uzmanı Tong Zhao da, “Tüm deliller Çin’in nükleer denemelere devam etmesine yönelik çalışmalar yaptığına işaret ediyor. Çin, en kötü senaryoya hazırlanmak zorunda olduğunu hissediyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

ABD’nin nükleer programlarının ve ileri silah teknolojilerinin geliştirildiği Los Alamos Ulusal Laboratuvarının eski Direktörü Siegfried S. Hecker ise, “ABD ve Rusya da (nükleer) faaliyetlerini test alanlarında yapmıştı ama böyle değildi” ifadesiyle Lop Nur test alanındaki çalışmaların sıra dışı olduğunu vurgularken, uzmanlar, Çin’in nükleer çalışmalarında büyük çaplı modernizasyona gitmiş olabileceğine işaret ediyor. Uzmanlar ayrıca, Çin’in nükleer faaliyet hazırlıklarının 1996’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması’nın altını oyabileceği uyarısında da bulunuyorlar.

Öte yandan, bölgedeki Uygur Türkleri ise Çin’in 1964’te başlayan nükleer denemelerden kaynaklanan sağlık tehditlerini uzun süredir protesto ediyor. Babiarz da Lop Nur tesisinin 2017’den itibaren yapılan toprak setler ve paratonerlerle korunan sığınaklarla tesisin yüksek patlayıcılara karşı dayanıklı hâle getirildiğini belirterek, kompleksin “atomik cihazların hazırlanması için olası bir alan olabileceğini” vurguluyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı, Lop Nur’daki düzenlemeler ve değişikliklere dair iddiaları reddederken, bunları “tamamen sorumsuzca” olarak nitelendirdi. Bakanlık, yaptığı yazılı açıklamada, Çin’in Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması’na bağlı olduğu ve bu tutumun uluslararası çevrelerce takdir edildiğine işaret etti. Açıklamada, “Çin’in nükleer silahların kapsamlı şekilde yasaklanması ve tamamen ortadan kaldırılması yönündeki asil arzusunu gerçekleştirmek için hiçbir çabadan kaçınmayacağı” belirtildi. ABD istihbaratı ise Lop Nur çölündeki çalışmaları takip ettiklerini ancak bunlarla Çin’in ne yapmaya çalıştığının “net” olmadığı görüşünü savundu.

Çin’i sık sık ziyaret eden ve üst düzey bilim insanlarıyla bir araya gelen ünlü nükleer fizikçi Richard L. Garwin ise, Lop Nur’un yeniden inşâsının teknolojik bir önlem olduğunu söylediği açıklamasında, “Bir başkasının önce davranması durumunda hazırlıksız yakalanmak istemiyorlar” dedi.

Öte yandan bazı analistler ise, Çin’in büyük patlamalar plânlamadığını ancak bunun yerine “kritik altı deneyler” yapıyor olabileceğini savundular. Çin’in nükleer deneme programını uzun süredir inceleyen eski Los Alamos yöneticisi Terry C. Wallace, “Geride olduklarına inandıklarını biliyorum. Test bilgisi konusunda o kadar geride olduklarını düşünüyor olabilirler. Ki egzotik bir şeyler yapmak istiyorlar” değerlendirmesinde bulundu.


 

“Doğu Türkistan’da her yıl 35 bin organ çalınıyor”

İŞGAL altındaki Doğu Türkistan’da ÇKP rejiminin kurduğu toplama kamplarında işkence, tecavüz, zorla kısırlaştırma ve beyin yıkama faaliyetlerinin yanı sıra mahkûmlardan alınan organların ticaretinin de yapıldığı, araştırmalar ile ortaya çıkmıştı.

Sağlıklı bir kişinin iç organlarının alınarak hasta bir kişinin vücuduna nakledilmesi, başlangıçta tıp dünyasında hastalığı tedavi etmek ve insanları kurtarmak için yapılan bir faaliyet olarak kabul edilirken, günümüzde giderek profesyonelleşen bir ticarî hak ve hatta uluslararası bir suç hâline geldi. Komünist Çin gibi otoriter ülkelerin bu konuda başrol oynadığı ise tüm dünya kamuoyunda konuşulan konulardan biri.

Çin’in “Earth Times” gazetesi, 9 Aralık 2023’te 7’nci Çin Uluslararası Organ Bağışı Konferansı’nın Nanning Guangxi’de düzenlendiğini bildirdi. Konferansta Çin tarafı, Çin anakarasında her yıl 20 binden fazla organ bağışlanacağını duyurdu ve organ sayısı bakımından Çin’in Asya’da birinci, dünyada ikinci sırada yer aldığını bildirdi. Çin’de 2015 yılından 2022 yılı sonuna kadar 40 binden fazla vefat eden kişinin kalp, akciğer, karaciğer, böbrek ve kornea gibi ana organlarını topluma bağışladığı ve toplam organ sayısının 120 bine çıktığı belirtildi. Ayrıca Çin Organ Nakli Geliştirme Fonu’na (COTDF) göre 6,55 milyondan fazla kişi, gönüllü organ bağışı için kayıt yaptırdı. Çin’de şu an kalp ve akciğer nakli yapan 70’in üzerinde hastane bulunuyor ve bağışlanan organ sayısı artsa da bu sayı talebi karşılamaya yetmiyor.

Ancak Çin’in açık ya da gizli organ kaçakçılığı yıllardır devam ediyor. Falun Gong da dâhil olmak üzere mahkûmlar ve idam suçlularının yanı sıra organ tedarik kaynağı olarak hapishanelerde ve kamplarda hapsedilen Uygurları görüyor. Ancak bu sıkı bir gizlilik içinde tutuluyor ve konu, Çin tarafında karanlık alan hâline geliyor.

Komünizm Kurbanlarını Anma Fonu’nda kıdemli araştırmacı ve organ kaçakçılığı uzmanı Ethan Gutman, ABD Kongresi’nde Çin’deki iğrenç organ ticareti hakkında ifade verdi. Kampların büyük çapta olduğunu ve bunlardan bazılarının organ ticareti mağduru olduğunu söyledi. Gutman şöyle konuştu: “2023 yılında ABD Ulusal Meclisi, iç organların zorla alınmasını yasaklayan bir yasa tasarısı teklif etti. Bu tasarının sunulmasında ben de rol oynadım. Çünkü birkaç ay Kazakistan’da kaldım ve bazı tanıklarla görüştüm. O sırada Kazakların çoğu hâlâ kamptaydı. Kamptan ayrılıp Kazakistan’a gelenlerle tek tek görüştüm, kamptaki kayıplarla ilgili bilgi aldım. Gece yarısı götürülenlerin 28 ve 29 yaşlarındaki kişiler olduğunu, Çin’e göre bu dönemin canlı organ almak için en iyi zaman olduğunu söylediler. Benim elde ettiğim veriler, görgü tanıklarının hipoteziyle hemen hemen aynı. Yani her yıl 35 bin kişinin canlı organ için kamplardan alındığı söylenebilir. Araştırma sonuçlarımı Denver’da düzenlenen Uluslararası Kalp ve Akciğer Nakli Konferansı’nda bildirdim ve organ nakli yapan yaklaşık 4 bin doktor bunu anında duydu.”

Araştırmacı Ethan Gutman, Tacikistan ve Kırgızistan’dan Çin’e dönenlerin akıbetinin canlı organ alma suçuyla bağlantılı olduğuna dair şüphesini dile getirerek, “Bir diğer önemli konunun da Tacikistan’dan sınır dışı edilen Uygurların sayısı olduğunu düşünüyorum” dedi. Tacikistan, ICC Sözleşmesi’ni imzalayan tek Orta Asya ülkesi olduğundan, ICC’nin, Tacikistan’daki durumu araştırma sorumluluğu bulunuyor. Peki, Tacikistan’dan sürülen Uygurların sınır dışı edilme nedenlerini kim araştırdı? Gutman bu durumu şöyle yorumluyor: “Çoğu Tacikistan’da çalışıyor. Yüzde 85’i Çin’e geri gönderildi, yaklaşık üçte biri sınır dışı edildi ve yaklaşık 2 bin 500’ü iz bırakmadan ortadan kayboldu. Kırgızistan’da da aynı durum yaşandı ama buradaki Uygurların sayısı daha fazla. 4 bin 700 ilâ 5 bin kişiden 4 bin 216’sının kaybolduğu yani halkın yüzde 87’sinin yok edildiği söyleniyor. Bunlar Orta Asya’da yaşananlar. Kazakistan hakkında kesin bilgim yok ama yukarıdaki verilerin tek başına büyük bir trajedi ve küçük bir felâket anlamına geldiğine inanıyorum.”

Çin’de organ nakli dehşetini konu alan 28 Aralık 2023 tarihli X’te yayınlanan bir videoda, Çin’de iç organlarını zamanında alabilen çok az kişinin bulunduğu, bu nedenle Çin’de bu tür insanları eğitmek için 22 ünite kurulacağı söyleniyor. Bir yerde 100 kişi eğitim almış olmasına rağmen 2 bin kişi mezun olup çalışmaya başlamış. Onların işi, iç organları herhangi bir yerden alıp özel bir organ saklama kutusuna koyarak hastaneye teslim etmek. Kayıp çocukların ve diğerlerinin sayısının artmasıyla ilgili sorular da bu noktada gündeme geldi. Çin’de gönüllü organ bağışçılarının bilgilerinin kamuoyuna açıklanması, bu kişilerin gerçekten gönüllü olarak organ bağışında bulunduklarının teyit edilmesi, organ kaçakçılığı yapan kişi ve kuruluşların ölüm cezasıyla cezalandırılması ve mallarına el konulması isteniyor. Çin gençliğinin çocuk sahibi olmasının ancak organ hırsızlığı ve cinayeti ortadan kaldırarak teşvik edilebileceğine de dikkat çekiliyor.



Uygur akademisyene “Türk Dünyasının Umay Anası Ödülü”

UMAY Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliği, Türk dünyasındaki kadınlar arasından, halkına yaptığı hizmetleriyle öne çıkan isimleri ödüllendirdiğini duyurdu.

Birliğin “Türk Dünyasının Umay Anası” ödülüne, Uygur Türklerinden İstanbul Beykent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Dr. Mağfiret Kemal Yunusoğlu lâyık görüldü.

Mağfiret Kemal Yunusoğlu, Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliği tarafından “Cumhuriyet’in 100’üncü Yılında Türk Dünyasının Umay Anaları Ödül Töreni” adıyla düzenlenen programda, Türk dünyasına yönelik gerçekleştirdiği hizmetleri dolayısıyla ödüllendirildi. Ödül töreni, 21 Aralık 2023 günü İstanbul Üsküdar Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Türk dünyasına hizmetleriyle tanınmış isimlere takdim edilen Türk Dünyasının Umay Anaları Ödüllerinin 2023 yılındaki kazananları içerisinde Safinar Cemileva, Jamala, Azerin, Nazgul Kenzhetay, Prof. Dr. Çağla Gül Yesevi, Doç. Dr. Shurubu Kayhan, Ozoda İslomova, Nazlı Aspay Cebeci Şener, Gülşad İbrahim, Tacigül Özgen Küntüz, Dr. Liaisan Şahin, Prof. Dr. Esmira Fuad, Dr. Öğr. Üyesi Zebiniso Kamalova ve Doç. Dr. Huraman Hülya Agamirza gibi Türk dünyasının farklı bölgelerinden isimler yer alıyor.

Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliği, Kasım 2021 tarihi itibariyle İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mualla Uydu Yücel’in önderliğinde Türk dünyasının en iyi bilinen isimler, tarafından kurulan bir sivil toplum kuruluşudur. Birlik, Türk devlet ve topluluklarında yaşayan kadınlar arasındaki bağı güçlendirmek, Türk Dünyası Kadın Araştırmaları Merkezi kurarak tarih boyunca çok güçlü bir varlık sergileyen Türk kadını ve ailesi üzerine araştırmalar yapmak, Türk dünyasındaki kadınların sahip oldukları bilimsel, sosyal ve kültürel yetkinlikleri ve bilgileri Türk dünyasının ihtiyaçları ve menfaatleri doğrultusunda yapılacak bilimsel çalışmalar ile faydalanabilecekleri bir kaynağa dönüştürmek ve kültürel mirasın aktarımını sağlamayı amaçlamaktadır.


 

Uygur bilim insanına “Türk Kültürüne Hizmet Ödülü”

ANKARA Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi, Doğu Türkistanlı Uygur bilim insanı Prof. Dr. Erkin Emet’e, Halk Kültürü Araştırmaları Kurumunca “Türk Halk Kültürüne Hizmet Ödülü” verildiği açıklandı. Prof. Dr. Emet’e bu başarı ve hizmet ödülü, Türk Tarih Kurumu’nda düzenlenen bir törenle kendisine takdim edildi.

Kendisine bu ödülün verilmesinde Uygur Türklerinin kültür ve medeniyeti örf, âdet, gelenek ve görenekleri başta olmak üzere Türk Uygur bilimine (Türkoloji) verdiği katkılar ve yaptığı hizmetlerinin önem arz ettiği de belirtildi. Ödül takdiminden sonra konuşan Prof. Dr. Erkin Emet, şunları ifade etti:

“Bugün ülkem Doğu Türkistan’da benim hocalarım ve bir kısmı meslektaş ve arkadaşlarım olan yüzlerce halk bilimci, sadece Uygur Türklerinin halk kültürü ile uğraştıkları için bölücülük, etnik ayırımcılık ve terör suçlamaları ile Çin toplama kamplarında ve Çin zindanlarında tutulmaktadır.

Bunlardan benim hocam olan 80 yaşındaki halk bilimci Prof. Dr. Abdulkerim Rahmen, geçtiğimiz aylarda hapishanedeki kötü şartlar, baskı, zulüm ve işkencelerle katledilmiştir. 2017’den beri kayıp durumda olan dünyaca ünlü antropolog ve halk bilimci Prof. Dr. Rahile Davut’un geçtiğimiz günlerde ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığı bilgisine ulaşılmıştır.

Bilim adamları, özellikle halk kültürü uzmanları bir toplumun hafızasıdır ve maddî ve soyut varlıklarının gelecek nesillere aktarılmasını sağlayan çok değerli kişilerdir. Bütün bunlara rağmen Uygur halk bilimcilerinin yok edilmesine yönelik bu çabalar kültürel soykırımın en açık ve net örnekleridir. Bana lâyık görülen bu değerli ödülü Çin zindanlarında hayatını kaybeden merhum hocam Prof. Dr. Rahman başta olmak üzere diğer yüzlerce bilim adamı ve meslektaşlarım adına aldığımı özellikle ifade etmek istiyorum.”

Ödül takdim töreninde konuşan Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu Genel Başkanı Salih Ünver, Türk halk kültürünün zenginliğine ve önemine dikkat çekerek şunları söyledi:

“Türk milletinin çok zengin ve değerli bu kültürünün gelecek nesillere aktarılması çok önemlidir elbette. Bu da ancak Türk kültürü sahasında çalışan değerli uzmanlarımız ve bilim adamlarımızın değerli çalışmaları ile mümkün olacaktır. Türk kültürüne katkı ve hizmet konusunda önemli rol oynayan tüm araştırmacılara, bilim adamlarımıza ve tüm sanatçılarımıza çok teşekkür ediyorum.

Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu, halk kültürümüzün derlenmesi, belgelenmesi ve değerlendirilmesi konusunda önemli çalışmalara imza atmıştır. Bugüne kadar bu konuda önemli etkinliklerin düzenlenmesinde çabalar harcamıştır. Birçok önemli faaliyete de imza atmayı sürdürmektedir. Kurum olarak, şimdiye kadar ulusal ve uluslararası düzeyde birçok sempozyum, festival ve etkinlik düzenlemiştir. Kurumun gerçekleştirdiği etkinlikler arasında Türk Halk Edebiyatı Seminerleri, Nasrettin Hoca Sempozyumları, Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu gibi önemli çalışmalar vardır. Bütün bunların yanı sıra kültürel alanda uluslararası ilişkileri de güçlü bir şekilde sürdürmektedir. Kurumumuz, Türk dünyasının farklı ülkelerinde çeşitli etkinliklere katkı sağlamış ve bu alanlarda önemli projelere imza atmıştır.” 

Son yıllarda yaşanan halk oyunlarının dejenere edilmesine dair endişelerine değinen Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu Genel Başkanı Salih Ünver, şu çağrıyı yaptı: “Halk oyunlarımız birbiriyle yarışan bir unsur olamaz. Tayt ve şifon gömlek ile hiç oynanmaz. Değerli halk bilimci dostlarımızın yıllardır teklif ettiği halk oyunlarımızın ve halk kültürünün ilköğretimde zorunlu ders olarak okutulmasını destekliyor ve Millî Eğitim Bakanlığı’na teklif edeceğimizi bir kez daha belirtmek istiyorum. Biz, Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu olarak, Millî Kültür Bakanlığı’nın kurulmasını ve bu bakanlık bünyesinde eskiden olduğu gibi Halk Kültürü Araştırmaları Genel Müdürlüğü oluşturulmasını istiyoruz.”

Halk kültürüne hizmet edenlere verilen ödül törenine Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu Başkanı Onursal Başkanı ve Folklor Araştırmacısı, ANKHABER yazarı İrfan Ünver Nasrettinoğlu başta birçok bilim insanı, uzman ve çok sayıda davetli katıldı.



İstanbul’da Doğu Türkistan ve Filistin paneli düzenlendi

10 ARALIK 2023 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edilişinin 75’inci yıldönümünde Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşları, bu beyannamedeki haklardan mahrum bırakılan Filistin ve Doğu Türkistan’da anbean islenen suçlara dikkat çekmek için panel düzenlendi.

İHH, UDTSB, ETHR, Dijital Hafıza Merkezi, UMHD, Mavi Mürekkep Kulübü’nün bir araya gelerek düzenlediği panelde, Halis Özdemir moderatörlüğünde Yetim Vakfı Başkanı Murat Yılmaz, Dr. Kadir Temiz, toplama kampı tanığı Gulbahar Celilova, Dijital Hafıza Merkezi Koordinatörü Ahmet Faruk Asa, Dr. Mehmet Rakipoğlu ve Avukat Zeynep Ertekin ayrı ayrı sunumlar gerçekleştirdi.

Açılış konuşmasının ardından Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR) Genel Sekreteri Abdulahad Udun, 10 Aralık Uluslararası İnsan Hakları Günü dolaysıyla “10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü Doğu Türkistan ve Filistin” konulu basın açıklama metnini okudu.

Doğu Türkistan’da devam eden soykırım, Çin Halk Cumhuriyeti’nin uluslararası insan hakları taahhütlerini yerine getirmemesi, hesap verilebilirlik ilkesine uymaması ve sorumluluk almaması sonucunda ilk günkü ciddiyetini koruyor. 2022-2023 yılında Çin’in insan hakları karnesini değerlendiren Uluslararası Af Örgütü, durumun en kötü seviyeye gerilemiş olduğunu, İnsan Hakları İzleme Derneği ise Doğu Türkistan’daki işkence, siyâsî beyin yıkama ve zorla çalıştırmanın hâlen devam ettiğini sunum değerlendirmesinde arz etti. Yaşanan insan hakları ihlâllerinin uluslararası kamuoyunda gündem edilmeye çalışılmasına karşın Çin Hükümeti’nin insan hakları ihlâllerini reddetme, terör söylemi üzerinden mazeret üreterek savunma ve okları karşı tarafa yöneltme gibi politik stratejiler geliştirdiği görüldü.

Özgürlük ve güvenlik ikilemi açısından büyük tartışmalara yol açan Kovid-19 kısıtlamalarının en sert yüzünü Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı karantinalarda 2022 yılında da görmeye devam ettik. Vaka sayısının düşmesine rağmen uygulanan zorunlu karantinalara yönelik eleştirilere karşın hiçbir geri adım atmayan ÇKP hükümeti, “Kovid-19 kısıtlamaları” adı altında Doğu Türkistan’ı adeta ablukaya aldı. Çin’in diğer bölgelerinde esneyen önlemlerin Doğu Türkistan’da sert bir şekilde uygulanması, uygulanan kısıtlamaların sağlık önlemleri olmaktan ziyade Çin’in bölgedeki kontrolünü arttırmak üzere kullandığı bir araç olduğunu gösterdi. Uygulanan kısıtlamalar sebebiyle Kasım 2022’de Urumçi’de yaşanan bir yangın sonucunda çocuklu 5 aile olmak üzere toplamda 44 kişi yanarak hayatlarını kaybetti. Bölgede Kovid-19 vaka sayısının nüfusa oranla az olmasına ve büyük bölümünün semptom göstermemesine rağmen sert yasaklar uygulanması, kapılarının mühürlenmesi ve yangın çıkan apartmana kasıtlı bir şekilde gerekli müdahalenin yapılmaması sonucunda yangındaki ailelerin ölüme terk edildiği görüldü. Yangın büyük bir protesto dalgasına yol açtı, ancak maalesef Doğu Türkistan’daki politikalarda iyileşme görülemedi.

Çin, “terör” söylemi üzerinden kurduğu güvenlikleştirme politikalarını yüksek teknolojik araçlar ile Doğu Türkistanlılar üzerinde kullanmaya hâlen devam ediyor. Doğu Türkistan’daki kitlesel gözetleme, telefon takibi ve genetik izleme politikaları 2022-2023 yıllarında birçok araştırmaya ve habere konu oldu. Doğu Türkistanlılara yönelik zulüm ve baskının Doğu Türkistan topraklarını aşarak diasporadaki Doğu Türkistanlıları da hedef aldığı görüldü. ÇKP hükümetinin Çin dışında çeşitli ülkelerde de yürüttüğü ihlâllerin hiçbir sınır tanımadığı, başka ülkelerin özlük haklarına saygı duymadığı ve casusluk ile teknolojik takip üzerinden Çin’in Doğu Türkistanlılara yönelik zulmü küreselleştirdiği ortaya çıktı.

Günümüzde en çok ivme kazanmış sosyal medya platformlarından Tiktok’ta Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlâllerine dair üretilen içeriklere getirilen kısıtlamalardan, diasporadaki Doğu Türkistanlılara yöneltilen tehditlere kadar birçok baskı aracı kullanıldı. Yaşanan insan hakları ihlâllerine ses çıkarmak ve yaptırım uygulamak isteyen birçok devlet, Çin tarafından dış ilişkilerini kesmekle tehdit edildi. Bununla birlikte Çin’in işlediği insan hakları ihlâllerine karşı uluslararası kamuoyundan, STK’lardan ve çeşitli devletlerden tepkiler ve yaptırımlar geldi.

ABD ve İngiltere’de Çin ile ekonomik ilişkileri düzenleyen, köle işçilik politikalarıyla üretilen ürünlerin ticaretine sınırlamalar getiren ve Çinli yetkililere yaptırım uygulamayı hedefleyen adımlar atıldı. Bazı ülkelerin insan hakları ihlâllerini göz önünde bulundurarak ticarî ilişkileri kısıtlayan yaptırımlarına karşın diğer ülkelerin ticaret yapmaya devam etmesi, Çin’in Doğu Türkistan’daki ticaret hacmini arttırmasına sebep oldu. Bu durum politik yaptırım uygulanırken uluslararası iş birliği ve ortaklığın önemini gözler önüne serdi.

Bunların ötesinde, bölgede dinî hayata ve kültürel pratiklere dair kısıtlamalar da hâlen devam ediyor. Ramazan ayında oruç tutmak, namaz kılmak ve diğer ibadetlerin yerine getirilmesine yönelik baskı, takip ve cezalandırma uygulamaları yoğun bir şekilde 2022-2023 yılında da sürdü. Hac ibadeti gerekçe gösterilerek keyfî tutuklamalar yapıldı. ÇKP hükümeti tarafından bölgeyi Çinlileştirmek ve Doğu Türkistanlı nüfusu Han Çinli nüfusun içerisinde eritmek için uygulanan Han Çinlilerinin Doğu Türkistan’a göçü ve Doğu Türkistanlı kadınlara zorunlu doğum kontrolü politikalarına devam edilmekte.

Geçtiğimiz yılı değerlendirdiğimizde, Çin, Doğu Türkistan’da işlediği ihlâlleri yoğun şekilde sansürleyen bir tablo ile karşımıza çıktı. Doğu Türkistan’da soykırımcı politikalarını hiç hız kesmeden sürdürdüğü görülen Çin hakkında, Doğu Türkistan’ın güncel durumu, uygulanan sansüre, tehditlere ve baskıya rağmen insan hakları konusunda duyarlı ve vicdanlı her bireyin bu meseleyi neden hiçbir zaman yalnız bırakmaması, konuşmaya devam etmesi ve zulme karşı çıkmak için elinden geleni yapması gerektiği hatırlatılıyor.

Basın açıklamasının ardından bugünün önemi münasebetiyle ETHR araştırmacısı Feyza Pınar Kılınç, “Doğu Türkistan 2023 Yıllık İndeksi” ve “ETHR Kadın Raporu”nun tanıtımını yaparken, Yetim Vakfı Başkanı Murat Yılmaz, Doğu Türkistan’daki toplama kamplarının mahiyeti ve yol açtığı sonuçları ile ilgili detaylı bir sunum gerçekleştirdi. Ardından kamp tanığı Gulbahar Hanım, kamplarda kaldığı süre boyunca şahit olduğu acı dolu trajedileri gözyaşlarına boğularak anlattı.

İkinci oturumda Ahmet Faruk Asa, Araştırma Görevlisi Mehmet Rakipoğlu ve Avukat Zeynep Ertekin, Halis Özdemir’in moderatörlüğünde “İnsan Hakları Hukuku Bağlamında Doğu Türkistan ve Filistin’deki Hak İhlâlleri” başlıklı konulara değindi. Programın sonuna doğru konuşmacılara özel hediyeler takdim edilerek program sona erdi.

 

https://turkistanpress.com/page/-dogu-turkistan-da-her-yil-35-bin-organ-caliniyor-/6399

https://turkistanpress.com/page/uygur-bilim-insanina-turk-kulturune-hizmet-odulu-34-/6361

https://turkistanpress.com/page/uygur-akademisyene-turk-dunyasi-nin-umay-ana-si-odulu/6344

https://turkistanpress.com/page/cin-dogu-turkistan-da-yeni-nukleer-test-alanlari-insa-ediyor/6377

https://turkistanpress.com/page/istanbul-da-dogu-turkistan-ve-filistin-paneli-duzenlendi/6329