CHP’nin kamçılı demokrasisi

DP’nin Trabzon İl Başkanı Kemal Atal’ın konuşmasını dinlemek üzere Erzurum’a gitmiştik. Kemal Atal henüz konuşmasının başında, ‘Ey İsmet İnönü, bir kişiye bir kilo mısır veriyorsun! Bir kilo mısırı insan tavuğa vermeye utanır. Ne hakla bu milletten rey istiyorsun?’ deyince, polis, Atal’ı apar topar kürsüden indirip gözaltına aldı. Böylece Başkan’la gittiğimiz Erzurum’dan başkansız dönmüştük.”

GEÇEN haftaki yazımızda Demokrat Parti’nin hangi sosyal ve siyâsî ortamda kurulduğunu anlatmıştık. Bu haftaki yazımızda da Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokrasiden ne anladığını ve ülkenin demokrasiye hangi baskı şartlarında geçtiğinden bahsedeceğiz.

CHP’nin sahte demokrasi peşrevleri

Gerek Millî Şef’in, gerekse ülkede artık kemikleşmiş bir yapı arz eden Şeflik bürokrasisinin çok partili hayata alışması uzun zaman sürmüş, bu alışma safahatında ülke halkı ve rakip siyâsiler ağır bedel ödemişlerdir. Devlet, DP’nin kurulmasının ardından rakip partiye ve partililere karşı âdeta bir suç makinesine dönüşmüş, ülkede bir  “kamçılı demokrasi” düzeni hâkim olmuştur.

Şüphesiz bu zulmün ortaya çıkmasında, başta Millî Şef olmak üzere CHP üst seviye bürokrasisinin izlediği tutumun önemli hissesi vardır. Onlar söyledikleri sözlerle, izledikleri tavırlarla halka karşı uygulanan bu şiddet politikalarının tetikleyicisi olmuşlardır. Nitekim DP’nin kurulmasının hemen ardından, 21 Temmuz 1946 tarihinde yapılacak şekilde bir baskın seçim ilân edilmiş, DP, çiçeği burnunda bir siyâsî teşekkül olarak bu seçime katılmak zorunda kalmıştır.

Buna rağmen CHP’liler ancak hileyle seçimi kazanabilmişlerdi. Hattâ “Seçim sırasında Millî Şef İnönü, yurt gezilerine çıkarak Demokrat Parti aleyhinde propaganda yapmış ve valilere, ‘İlinize DP’yi sokmayın’ talimatı vermişti” (Ağaoğlu Samet,1993:441).   

Devrin Genelkurmay Başkanı Salih Omurtak, “Ben kanun filan dinlemem. Beni buraya İnönü getirdi. Kendisine sadâkat borcum var” diyerek (Ağaoğlu Samet,1993:242) DP’lilere karşı yürütülen imha politikasına destek vermekteydi. Genelkurmay Başkanı bütün eleştirilere rağmen Millî Şef’e sonsuz bağlılığını içeren yılbaşı mesajları yayınlıyordu.

Yapılan 1946 seçimlerinin ardından CHP’nin kazandığını gören valiler, “Oh, çok şükür, seçimi biz kazandık!” (Ulay, 1990:32) şeklinde açıklamalar yaparak DP’nin karşısındaki güç blokunda nasıl yer aldıklarını alenen tescil ettirmişlerdi. O kadar ki, DP’nin ilk bir yıllık siyâsî faaliyeti, Halk Partisi karşısında bir siyâsî mücadele yapmaktan çok, “Eli sopalı devlet güçleri karşısında varlık-yokluk mücadelesi vermekle geçmişti” (Toker, 1970:135).

Eli sopalı ve kamçılı CHP bürokrasisi, savunmasız ve çâresiz halka karşı kesif bir yıldırma harekâtı sürdürürken, her seviyede DP yöneticisine karşı da savaş açmıştı. Zaten o sıralarda Cumhuriyet Halk Partililerin Demokrat Parti’ye verdikleri bir sıfat vardı: “Yalınayaklar Partisi” (Oğuz, 2004:279)…

Konumu itibarıyla CHP’lilerin saldırılarına en çok hedef olan, Demokrat Parti Başkanı Celâl Bayar’dı. Bayar, çeşitli yurt gezilerinde bazen devletin güvenlik güçlerinin, bazen de CHP’li militanların açık ve tehlikeli saldırılarıyla karşılaşmıştı. Nitekim Trakya gezisi sırasında “Babaeski ilçesinde üzerine rakı şişesi atılmış” (Bozdağ, 1991:226), “İzmir mitingi sırasında polis kuvvetleri havaya ve halkın ayaklarına doğru ateş açmıştı” (Bozdağ, 1991:153).  

Bayar’ın Edremit’e girmesini istemeyen Halk Partililer, kasabaya girecek tek köprünün üzerine büyük bir Türk bayrağı sererek ziyarete engel olmuşlardı. “Bayar, ilçeye giriş yapılacak köprü kapatıldığından Edremit’e alınmamıştı” (Birand, 1999:37).

“Lüleburgaz’dan geçerken Halk Partililerin kendini bilmez partizanları, bizi yaralaması için bol miktarda gazoz şişelerini başlarımıza fırlattılar. Akıllarınca Celâl Bayar’ı korkutacak, Edirne seyahatinden vazgeçireceklerdi.” (Sarol, 2014:76)

Bu saldırıların yanı sıra Bayar’a karşı bir de soğuk savaş taktikleri uygulanıyordu. “Yurt gezisi yapacak Bayar’a trende koltuk verilmiyor” (Arzık, 1966:45), kamuoyuna ise “Bayar’ın ülkenin gizli bir yerinde milis güçleri beslediği” (Bozdağ, 1991:222) haberleri sızdırılıyordu.

Demokrat Parti’nin diğer önemli ismi ve kurucusu Adnan Menderes de saldırı ve yıpratmalardan nasibini kendi ölçeğinde alıyordu. “Adnan Menderes, İstanbul Polis Müdürlüğünce takip ediliyor” (Ağaoğlu Samet,1993:217), İzmir’de yaptığı bir konuşmadan dolayı hakkında kanunî işlem başlatılıyordu. İktidarın hedefi, partinin bu önemli kurmayının dokunulmazlığını kaldırtarak onu cezaevine göndermekti.

Parti müfettişi Samet Ağaoğlu da Menderes’in İzmir konuşmasından dolayı suçlananlar kapsamına alınanlardandı. Samet Ağaoğlu, Menderes’in İzmir konuşmasını Kuvvet Gazetesi’nde yayınladığı için savcılık tarafından hakkında işlem başlatılmıştı. Samet Ağaoğlu, Fuat Arna başta olmak üzere birkaç parti mensubuyla birlikte 3 gün cezaevinde kalmıştı” (Ağaoğlu Samet, 1993:424). Bir başka zaman da Ankara’daki evinden bir gece yarısı polislerce alınarak, “Meclis’i basmak” ithamıyla sorgulanmıştı (Ağaoğlu Samet, 1993:413).   

CHP’nin kırbaçlı basın hürriyeti

Demokrat Parti’nin çeşitli vilâyetlerdeki idarecileri de aynı terör politikalarıyla karşı karşıya kalıyorlardı. Trabzon İl Başkanı, bir mitingde yaptığı konuşmadan dolayı; Erzurum İl Başkanı ise gizli cemiyet kurma (!) teşebbüsünden dolayı yargılanarak hapse atılmışlardı.

Şeflik rejiminin kırbacı DP’li politikacılar tarafından ülkedeki çok partili hayata destek veren basın yayın organları üzerinde de ağır bir baskı oluşturmaktaydı. “İzmir’de Adnan Menderes’in yaptığı konuşmayı yayınlayan gazeteciler elleri kelepçelenerek hapsediliyor” (Toker, 1970:277), konuşmayı yayınlayan Tasvir, Yeni Sabah ve Gerçek gazeteleri süresiz kapatılıyordu” (Toker, 1970:179).     

Atom Gazetesi sahibi İhsan Yurtoğlu, hükûmet aleyhinde yazdığı bir yazıdan dolayı dokuz ay ceza alıyor, “Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hikmet Bayur, yazdığı bir yazıdan dolayı kovuşturmaya tâbi tutuluyordu” (Ağaoğlu Samet, 1993:228).    

Ülkeyi idare edenler hakkında söylenmiş her türlü söz, “Meclis’in mânevî şahsiyetini tahkir” kapsamına sokuluyor, basın ve gazete sahipleri ceza üzerine ceza alıyorlardı. “Karı koca Serteller, Tan gazetesi yazarı Cami Baykurt ve matbaacıları Halil Lütfi, yaklaşık bir yıla varan mahkûmiyetlere çarptırılmışlardı” (Toker, 1970:151).Vatan, Yeni Türkiye, Tasvir, Yeni Mersin gazeteleri de hükûmete karşı saldırgan tenkitlerde bulunmak suçundan mahkemeye verilmişti. “16 Ocak 1946 günü sendikaların tamamı, altı gazete ve dergi, süresiz kapatılmıştı” (Karpat, 1996:153).     

Saffet Ulusoy, o günlerde basına karşı uygulanan baskıyı şöyle anlatır: “Tam istibdat devri uygulamaları ile karşı karşıyaydık. Haber alma özgürlüğü bile kısıtlanır durumdaydı. Demokrat Parti’nin çıkardığı gazetelerin satılması ve dağıtılması yasaktı. Biz, gençliğin verdiği heyecanla -üstelik araba yolundan giderken yakalanmayalım diye yaya olarak- o gazeteleri Çaykara'nın köylerine götürüp dağıtırdık.” (Ulusoy, 2005:180)

“Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hikmet Bayur, yazdığı bir yazıdan dolayı kovuşturmaya tâbi tutuluyordu”. Ülkeyi idare edenler hakkında söylenmiş her türlü söz, “Meclis’in mânevî şahsiyetini tahkir” kapsamına sokuluyor, basın ve gazete sahipleri ceza üzerine ceza alıyorlardı.

CHP’nin kırbaçları

Pek tabiî ki bir suç ve zulüm makinesi olarak çalışan Şeflik bürokrasisinin kırbacı en çok savunmasız halk kitlelerinin sırtında şaklıyordu. Bütün idare mekanizması, polisi, jandarması, hattâ muhtar ve korucusu ile Demokrat Parti’yi baskı altına almış, eziyorlardı. Halk, CHP iktidarının bu ceberut tutumundan bıkmış, usanmış, sabırla intikam alacağı günü beklemeye başlamıştı” (Ahmad, 1999:135).     

Dönemin şâhitlerinden biri olan Mükerrem Sarol, o günleri şöyle anlatıyor: “O tarihlerde Nazilli’de zehir gibi acımasız, sert yaradılışlı bir emniyet âmiri vardı. O günkü polis, Vazife ve Salahiyet Kanununa dayanarak dehşet yaratmak için gelişigüzel partili arkadaşlarımızı sudan sebeplerle içeriye alıyor, günlerce süren korku ve acılara sebep oluyordu.” (Sarol, 2014:30)

Her gün ülkenin bir değişik yöresinden CHP’nin emrindeki bürokrasinin ve güvenlik güçlerinin halka yönelik yaptığı bir zulmün haberi geliyordu. Saadettin Bilgiç o günleri şöyle anlatıyor: “Yalvaç-Şarkikaraağaç Sıtma Savaş Tabipliğine tayinim çıkınca, CHP’lilerde bir telâş ve endişe başladı. İki ilçe ve beldenin köylerine yaptığım geziler, halkla içli dışlı olmam, kendilerini rahatsız ediyordu. Kim bana selâm verse belediyeye çağrılıyor, baskı görüyordu. Bir huzursuzluk vardı. Halk, esnaf, tüccar bana selâm veremez hâle getiriliyordu. Bana gözdağı vermek için hazırlık yapıyorlardı. Bu davranışlarla ilçede DP’nin kuruluşunu önleyeceklerini sanıyorlardı. Hâkim Ahmet Hamdi Sancar, CHP ilçe başkanı gibi hareket ediyor, Demokrat Partilileri topyekûn komünistlikle suçluyordu.” (Bilgiç, 1998:25-26)

Bursa’da Vali Haşim İşcan’ın emriyle Karacabey köylüleri köy meydanında toplanıp dövülüyor, “Demokrat Eşekler” denilerek sırtlarına biniliyor” (Bozdağ, 1991:33) ve “DP’nin ilçe ve bucaklardaki kapı levhaları sökülüp toplanıyor, postalarına el konuluyor, DP’liler vatan hainliğiyle suçlanıyordu” (Bozdağ, 1991:23).  

“Demokrat Parti Eskişehir İl Başkanı, vali tarafından partiden çekilmesi için sıkıştırılıyor, Uşak’ta halka alenen baskı yapılıyordu” (Ağaoğlu Samet, 1993:50). Nevşehir’de partililer elleri sopalı militan CHP’liler tarafından linç edilme teşebbüsünü ise ucuz atlatıyorlardı” (Ağaoğlu Samet, 1993:409). 

Dönemin bir başka şâhidi Saffet Ulusoy, o günlerde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: Menderes, Türk siyâset sahnesinde önemli bir yer edinmeye başlamış, bu arada ben de DP’li olmuştum. DP’nin Trabzon İl Başkanı Kemal Atal’ın konuşmasını dinlemek üzere Erzurum’a gitmiştik. Kemal Atal henüz konuşmasının başında, ‘Ey İsmet İnönü, bir kişiye bir kilo mısır veriyorsun! Bir kilo mısırı insan tavuğa vermeye utanır. Ne hakla bu milletten rey istiyorsun?’ deyince, polis, Atal’ı apar topar kürsüden indirip gözaltına aldı. Böylece Başkan’la gittiğimiz Erzurum’dan başkansız dönmüştük.” (Ulusoy, 2005:178)

Zorbalık o günlerde CHP’nin elindeki tek silahtı. Kaymakamlar DP’li köylülere meydan sopaları çekerken, bu yaptıklarını “asayiş ve tanzim adına yaptıklarını” (Ağaoğlu Samet, 1993:68) açıklıyorlardı.

Çubuk Kaymakamı, yanında Jandarma komutanıyla köyleri dolaşarak DP’lileri yüzünü kana bulayacak kadar öldüresiye dövdürüyor, ölümle tehdit ediyordu” (Karakuş, 1977:122). Halkı böyle öldüresiye dövdüren “Çubuk Kaymakamı Turgut Göle, cezalandırılmak yerine ödüllendirilerek ABD’ye gönderiliyordu” (Ağaoğlu Samet, 1993:408).     

Nazilli ve Çine kaymakamlarının korkunç oyunları seçimlerin üzerinde çok meşum rol oynamıştı. Çine Kaymakamının vatandaşlara eziyet ettiği, Demokrat Parti ocaklarını zor kullanarak dayak tehdidiyle kapattırdığı, çeşitli türde baskılar yaparak Çine’de seçimi Halk Partisi’ne büyük çoğunlukla kazandırdığı da kayıtlarda yerini almıştı. Bazı bölgelerde Halk Partisi’nin aldığı oylar seçmen adedinden fazla çıkmıştı. Sandık kurullarında istedikleri gibi oyunlar oynuyor, sandıkları kazançlarına göre düzenliyorlardı (Sarol, 2014:42).

Sarol, Çine Kaymakamı ile görüşmesini şöyle anlatıyor: “Baskıları, tehditleri Çine Kaymakamına anlatmak üzere mâkâmına gittiğimiz zaman kaymakam bizi çok laubali bir edâ ile karşıladı. Bana hitaben, ‘Canım Doktor Bey, ne üzülüyorsunuz, biz inkılâplara bağlı genç idare âmirleriyiz. Partimize bağlıyız. Başka türlü hareket edemeyiz. Bu cahil halkı kandırmanız için meydanı size mi bırakalım? Stalin Amcanızla, Mareşal Amcanız nasıl olsa el ele verecekler, bugün olmasa bile ileride seçimleri siz de kazanırsınız” diye çirkin bir gülüşle hepimizi şaşırtan, seviyesiz bir imada bulunmuştu. (Sarol, 2014:48-49)

 

Kaynaklar

Ağaoğlu Samet, (1993), Siyasî Günlük, İstanbul: İletişim Yay.

Ahmad Feroz, (1999), Modern Türkiye’nin Oluşumu, İstanbul: Kaynak Yay.

Arzık Nimet, (1984), Anılar 2,  İstanbul: Kaynak Yay.

Bilgiç Saadettin, (1998), Hatıralar, İstanbul: Boğaziçi Yay.

Birand M. Ali, (1999), Demirkırat, İstanbul: Doğan Kitap

Bozdağ İsmet, (1991), Demirkırat Aldatmacası, İstanbul: Emre Yay.

Karakuş Emin, (1977), İşte Ankara, İstanbul: Hürriyet Yay.

Karpat Kemal, (1996), Türk Demokrasi Tarihi, İstanbul:Afa Yay.

Oğuz Orhan, (2004), Cumhuriyete Yaşıt Bir Hayat, İstanbul: Doğan Kitap

Sarol Mükerrem, (2014), Bilinmeyen Menderes, Cilt:1, İstanbul: İnkılap Yayınevi

Toker Metin, (1970), Tek Partiden Çok Partiye, İstanbul: Milliyet Yay.

Ulay Sıtkı, (1990), Giderayak, İstanbul: Milliyet Yay.

Ulusoy Saffet, (2005), Aklımda Kalanlar, İstanbul: ?