Cevapsız bir soru

Merak ile çıktığımız bu yolda onlarca durağa uğradık. Sonra aklımıza düştü; minicikten milyar kez küçüğüz, yarına çıkacağımıza dair veri yok. Kâinatın olmasak da olurundayız, biz olmasak kâinat eksik kalmayacak ve olup olmamamızın bu devâsa düzen için hiçbir anlamı yoktur. Ancak Yüce Allah, koca kâinatı bizim için yaratmış. Gel gör ki, hâlen ona karşı isyanda, inkârda öylesine ilerideyiz ki anlam veremiyorum.

DURMADAN çalışan, görevini saniye aksatmayan bir değirmen var. Kendisine verilen emrin dışına asla çıkmıyor ve ne olursa olsun o durmuyor. Çalışmak için suya, rüzgâra veya enerjiye ihtiyacı yok. Bu değirmen zamanı öğütüyor. Onun dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyor. Zaman ise bambaşka bir boyut; sınırı, başlangıcı ve sonu bize sırdır. Zaman kâinatı içine almış bir zemberek, o da kendisine verilen ve belirlenmiş olan yolda durmaksızın ilerliyor. Yüce Yaratıcı dışında hiçbir güç onu yolundan alıkoyamaz, çalışan değirmeni durduramaz. Şimdi bu durumda bir de kâinatın büyüklüğünü düşünmek icap ederse insan aklının sınırları yeterli gelmiyor. Öyle bir büyüklük ki, bırakın ölçebilmeyi hayâl dahi edilemiyor. Lakin zaman onu içine alıp sınırı belirlenmiş biz vakte kadar değirmene ilerliyor. 

Bu fizikî büyüklük içinde yaşadığımız yeryüzünü ve insanı düşününce ortaya yalın gerçek çıkıyor. Kâinatın içinde minicikten milyar kez küçük olan bizler, zaman ve mekân kavramlarının anlamlarını dahi bilmeden yaşıyor ve yarın için endişeleniyoruz. 

Fıtrat gereği oldukça normal olan bu duruma söylenecek herhangi bir şey yoktur. Ve konuya buradan da devam edemem, bu konu kendi içinde ciltlerce kitapla bile anlatılamayacak kadar devâsadır. Derler ya, tüm denizler mürekkep, tüm ağaçlar kalem olsa yine de yeterli gelmez. O sebeple konumuza dönmek istiyorum… 

Geçmişten günümüze, bugünden de yarına akıp giden zaman, insanoğlunda oldukça büyük değişimlere neden olmuştur. Bu değişimlerin genel kaynağında ihtiyaçla birlikte merak unsuru önemli bir yer tutar. Herkes merak eder, zerreden kütleye ne varsa âdemoğlunun merak kapsama alanı içindedir. Merak neticesinde önümüze birkaç yol çıkar. Sadece merak etmek, merak sonrası araştırma yapmak, araştırma yapanlar için yeni fikirler ortaya çıkarmak, yeni fikirler neticesinde ise bazı sonuçlara ulaşmak aklıma gelen yollardır. Bunlardan birisi de tahmindir. 

Elde olan verileri mantıksal çerçeveler üzerinden akıl süzgecinden de geçirerek bazı başka sonuçlara ulaşabiliriz. Kimileri mantıklı neticelere ulaşamayabilir, kimileri mantık ötesi neticelere de ulaşabilir. Ama bazıları mantıklı, olabilir, olması ihtimaller dâhilinde olan neticelere ulaşır. Tüm bu duruma bir de farklı amaç ve planlardan haberdar olmayı, o amaç ve planların içinde olmayı eklediğinizde ortaya başka insanların aslında tahmin edebileceği ama ispat edemeyeceği sonuçları koyabiliriz.

Her yıl olduğu gibi malum dergi bir sonraki yılın içerisinde neler olacağına dair tahmin, öngörü veya teorisini yılsonuna yakın yayınlar. 2024 yılı için yayınlanan kapak tasarımı 2025 tasarımından farklıydı. İçerdiği tahminler, öngörüler veya planlamalara ek olarak ihtimaldir ki gündemde biraz daha yer kaplayabilmek adına komplo teorilerinden de esinlenerek dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Elbette o kapaklarda anlatılmak istenilen meselelerin hepsi ütopik veya tahmin değil. Kimileri gerçekten planlanan meseleler veya gizli mesajlar içeriyor. Bu mesajların kime hitap ettiği, kimlere ne yapmaları veya ne yapmamaları hususunda yönlendirme yaptığını bilmiyorum. 

Malum derginin 2024 yılı için hazırladığı tahminler ve planlamalar hakkındaki görselinde ana tema Rusya-Ukrayna Savaşı, ABD Başkanlık seçimleri, ABD-Çin arasında kutuplaşma, enerji alanında olması planlanan gelişmeler, kurlarda beklenen olumsuz değişime karşın yükselmesi beklenen kripto varlıklar ve yapay zekânın hayatımıza girişi ve yükselişiydi. Genel olarak makul, tahmin edilebilir durumlar olarak öne çıkıyor. Nükleer simgelerin, biyolojik simgelerin olmasına ek olarak madenleri anlatan simgeler dikkat çekici görünüyor. Nadir toprak elementlerinin günümüzde fazlaca değer kazanması ve gündemde olması o tarihlerde tahmin edilebilir durumdur ama nükleer ve biyolojik simgelerin görseli inceleyen herkes tarafından farklı yorumlanması muhtemeldir.

2025 yılı için tasarlanan görsel ise bir önceki yıla oranla biraz daha fazla teoriyi içeriyor. Salgınlara atıfta bulunan simgeler, yüksek düşüşleri işaret eden grafikler, Başkanlık seçimleri konusunda adaylara yer verilmesi, elektrikli araçların hayatımızda daha fazla yer kaplayacağı hususu, yapay zekânın gerçek mânâda dönüşüm geçirerek etki alanının büyüyeceği gibi hususlar beklenen, olması muhtemel durumlardır. Los Angeles şehrinin siluetinin işlenmesi düşündürücü diye düşünürken yıl içinde koca şehrin yangına teslim olması bu durumun komplo teorisi olduğu fikrini gündeme getirdi. Radyoaktif, nükleer bilimin atom simgesi ve füze teknolojisinin de bu görselde yer tutması elbette nedenini tam olarak açıklayamayacağım bir durum. Örneğin füze resminin, İran’ın İsrail’e attığı füzeler olmadığını veya aksinin olmayacağını kim iddia edebilir? Radyoaktif simgenin bir sızıntıyı mı yoksa bilimsel bir gelişimi mi simgelediğini bilmemize imkân yok. Atom modelinin ise CERN’de yapılmakta olan büyük fiziksel deneylerle alakalı bir sonuç olup olmadığını bilemeyeceğiz.

Komplo teorisyeni olmadığım için beklenenden daha az analiz yapıyor olabilirim. Ancak derginin 2026 yılı için tasarladığı görsel, gerçekten dikkatimi çekti. İçerisinde evvelkilere benzer birçok konu var. Rusya - Çin - ABD arasında yaşanması muhtemel ekonomik durumlar, küresel çapta varlıkların yükseliş veya düşüşleri, yapay zekânın, enerji konusunun, dünya siyasetine dair durumların olması beklenen şeylerdi. Ancak bu görselde benim dikkatimi çeken birden fazla tuhaf detay var.

İlk olarak, çekilen kılıçların merkezde bulunması birden çok anlam ifade ediyor. ABD’nin 250. yıl pastasının hemen üstte olması kılıçların arka planında ekonomik bir düşüşün olması üzerinde düşünülmesi gereken bir meseledir. Bu durum için kimileri ABD iç savaşından bahsediyor, kimileri küresel anlamda bir çatışmanın olmasına işaret ediyor, kimileri bu çatışmanın ekonomik olacağından bahsediyor. Ama uzun zamandır aklımda olan bir meseleyi nedendir bilinmez bende canlandırıyor. “Bu sarı kafa ABD’yi bitirecek inşallah!” diye söylenip dururdum uzun zamandır ve yazdığım romanımda da D. Trump’ın ikinci kez seçileceğini iddia etmiştim. Yaptığı uygulamalara bakınca gerçekten yakın gelecekte olur mu bilemem ama ABD’nin çöküş hızının artacağını öngörmek çok da gizli bir tahmin değil. İnşallah o günleri göreceğiz. Görselde pastaya bağlı kelepçeli elin yumruğu ABD’yi bekleyen iç karışıklığa işaret ettiği yönündeki fikirler şahsen hoşuma gitmiyor değil. Mazlumun kanıyla sulanmış topraklar üstünde zulme devam edenleri alkışlayanlar, elbette benzer zulmü kendi topraklarında da göreceklerdir.

Görselde dikkat çeken diğer bir durum ise fazlaca deniz temasının kullanılmasıdır. Yük gemisi görünümlü savaş gemisi, denizden çıkarılan antik eserler veya denize bırakılan hazineler, denizaltı görselleri gerçekten dikkat çekici. 2026 veya 2027 yıllarında denizlerde meydana gelecek olayların kurgulanma ihtimalini bilemem ama denizler özellikle alan hâkimiyeti, ticarî karlılık ve siyasal üstünlük konularında önemli yer tutuyor olması bu konuda insanı düşünmeye sevk ediyor. Kişi olarak değil ama devlet olarak ortada bilinmeyen bir plan varsa bilmek durumundayız. Zalimin emelleri bizim için hayırlı rüyâ değildir ve görevimiz zaten basit tuzaklarını boşa çıkarmaktır. Girdiğimiz yüzyılın yeniden Türk yüzyılı olmasını istiyorsak, bizim olanı yeniden bizim yapmak istiyorsak bilgiye, istihbarata olması gerekenden çok daha fazla önem vermeli, kaynak aktarmalıyız.

Görselde birden çok kullanılan kanlı kadehler ihtimaldir ki, olası savaş senaryolarının ardında zenginliklerine zenginlik katacak olan üretici kitlenin keyiflenmesidir diye düşünüyorum. Kandan beslenen bu kitlenin savaşın yeryüzünün neresinde olduğuna bakmadığı, sonuçlarının ne olacağıyla ilgilenmediği gerçeği gün gibi ortadadır. Onlar için kaç çocuğun gün görmeden toprağa karıştığı, kaç annenin evladına bakamadan göçüp gittiğinin bir önemi yoktur. Onlar ancak keselerine akacak olan dolarlarla ilgileniyorlar. Görselde fazlaca işlenen sportif simgelerin 2026 Olimpiyatları’yla ilgili olarak gündemde olan özellikle doping gibi hususlara atıfta bulunduğu iddiaları tahmin edilebilir. Ancak görselde adalet terazisinin yerine verilen kararlarda adaletten sapılacağı veya adalet anlayışına büyük zarar verileceği fikrini anlatan simge şaşırtıcı geliyor.

Malum derginin hangi ellerde olduğunu, bu görselleri hangi mantık veya verilerle hazırladıkları konusu benim için muammadır. Eski görsellerde var olan bazı işaret ve tahminlerin olmuş olması bu dergiyi tam olarak kehanet sahibi yapmaz veya tüm bunlar gizli güçlerin planlarıdır diyemem. Ama aksini de iddia edemem. Henüz yaşanmamış bir yangının olacağını ve bu yangının o şehirde olacağını, yanan evler için sigorta şirketlerinin aylar öncesinden sigortaları iptal etmesini komplo olarak görmemek elde değil. Daha önce ifade etmiştim, bu görseller kime ne fikirler veriyor veya kime neyi yapıp yapmamalarını anlatıyor demiştim. Örneğin Los Angeles mülkleri için övündükleri sigorta şirketleri onları terk etti. Yangının olacağını nereden biliyorlardı? Milyar dolarlık evler kül olurken dünya seyretti. Taşıdığı çantanın mali değeri sıradan halkın oturduğu evden çok olan milyoner, o sıradan dediği ve beğenmediği insanların insafına kaldı. Elbette İlâhî adalet asla şaşmaz! Hazır bu konuyu konuşuyorken, o yangında ABD hükûmetinin hak sahiplerine yalnızca 700 dolar ödeme yaptığını hatırladım. Oysa birilerinin beğenmediği Devletimiz afetlerde zarar gören vatandaşının her daim yanında duruyor. Evi yıkıldıysa yeni evini teslim edip mazlumun hakkını kimsenin insafına bırakmıyor. Çünkü modern diye anlatılmaya alışılan dünya düzeni ve anlayışı ile ahlâklı dünya anlayışı arasında öyle büyük fark var ki, asla aynı kulvarda değerlendirilemez.

Özüne dönecek olursak… Merak ile çıktığımız bu yolda onlarca durağa uğradık. Sonra aklımıza düştü; minicikten milyar kez küçüğüz, yarına çıkacağımıza dair veri yok. Kâinatın olmasak da olurundayız, biz olmasak kâinat eksik kalmayacak ve olup olmamamızın bu devâsa düzen için hiçbir anlamı yoktur. Ancak Yüce Allah, koca kâinatı bizim için yaratmış. Gel gör ki, hâlen ona karşı isyanda, inkârda öylesine ilerideyiz ki anlam veremiyorum. Rabbim bize sayısız nimet vermiş, onlardan birisi mesela ağaçtır. Ağaç denilen mucizevî bir varlık bahşetmiş. Bakıldığında yeryüzünde değersiz görünüyor ama kâinat içinde en nadir olan nesnelerden birisidir. Bilmem hangi gezegende yağmur yerine elmas yağıyormuş, olabilir, çünkü elmas karbon elementinin farklı bir bağlanma şekli ve zamanla oluşan nesne. Uzayda çok olması normaldir. Ya ağaç? Elimizde olanın kıymetini bilmediğimiz bir dünyada yaşıyor, bize bu yaşamı sunan Allah’a isyan ediyor, üzerimize vazife olan şeyleri yerine getirmiyor lakin ölüm sonrası cenneti istiyoruz. Buyurun, bu denklemi herkes kendi penceresinden düşünsün. Çünkü herkesin iç penceresini ancak kendisiyle birlikte Allah bilebilir.