ABD, İran’a saldıracak mı? Bu gece mi saldıracak? Ne zaman vuracak?
Böyle sinir edici sorular günlerdir inadına tekrarlanıyor. Yahu vurmasa olmaz mı? İlla vurması mı gerekiyor? Diplomasi denen bir dil yok mu?
Aman dikkat, biraz sonra Tramp konuşacak. Böyle dediler, dünya nefesini tuttu, canlı yayında Tramp’ın ağzından çıkacak sözlere kulak kesildi.
O da konuşmaya başladı. Okullarda tam yağlı inek sütü verileceğini uzun uzun anlattı. Sözünün sonu bir türlü gelmiyordu. Süt de süt…
Bir ara sandık ki ABD İran’a tam yağlı inek sütü bombası atacak.
Siyaset garip bir şey arkadaş!
Siyaset kelimesi TDK sözlüğünde “Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış” şeklinde verilirken, D. Mehmet Doğan sözlüğünde daha geniş tanımlanmış:
“Bir işi gözetme. Halka ait işleri gözeterek yolu ve usulünce yürütme, politika. Devlet idaresi. Devletler arası münasebetleri yolu ve usulünce yürütme, diplomasi. Mecaz: Akıllı, tedbirli, ihtiyatlı davranış. Kurnazlık, kurnazca hareket.”
Farklı kaynaklarda yakın tanımlara rastlıyoruz.
Siyaset kelimesi, “idare etmek” manasına gelir. Günümüzde siyaset en genel anlamıyla ülke, toplum ve devlet yönetimiyle ilgili tüm etkinliklerdir.
İnsan topluluklarını yönetme sanatı. Kamu otoritesinin özellikle kamu hukuku alanında dinin genel ilkelerine ters düşmeyecek düzenlemeler ve bu çerçevede uygulamalar yapma yetkisi. Belli sınırlar içindeki insan topluluğuna ait siyasî hâkimiyetin teşkilâtlanmış şekli.
Roma kaynaklı bir sözdeyse karşımıza ironik bir ifade çıkıyor:
“Siyaset, kuzuyu yemek için tilkiyle plan yapıp, kurtla birlikte öldürüp, çobanla birlikte yas tutmaktır.”
Siyaset ince iştir. İncelik ister. Hassasiyet gerektirir.
Bilgi, birikim ister. Tecrübe ise en önemli husustur siyasette.
Bilmek gerekir ki siyaset âleminde rekabet üst seviyededir. Bazen acımasızlığa varır. Ufak hatalar büyütülür, büyük başarılar küçültülür.
Mehmet Barlas’a göre siyaset kelimesinin bir anlamı da çuval taşımakla ilgiliydi. Sohbetinde de yazılarında da ele aldığı siyaset kelimesini şöyle açıklardı: “Dolu bir çuvalı kaldırıp başka bir yere bırakmak. Bu işi usulünce yapmak. Zarar vermeden, kırıp dökmeden, kimseyi rahatsız etmeden.” İlave edelim, hatta bazen başkalarına sezdirmeden.
Tam burada hemen farklı bir anlayış devreye girer.
Özellikle çuvaldan bahsedilince, kulaklar bir anda çanak antene hatta radar çanağına döner ve onlar için çuvalda ne olduğu önemlidir.
Azotlu fosfatlı gübre varsa başkadır, değeri yüksek bir yük ise bambaşka. Bilhassa üstünde Benjamin Franklin resimleri bulunan yeşil kâğıt tomarları varsa, işin inceliği artar.
O kafaya sahip olanlara çuvalın içi ne kadar dolu olursa olsun, yük ağır gelmez. Nereye konulacağı, nasıl nazikçe bırakılacağı, kimseye sezdirmeden nasıl iç edileceği plan dahilinde çözülür. Başkalarının ruhu bile duymaz. Duymayınca hiç kimse rahatsızlık hissetmez.
Azerbaycan’dan şair Resul Hamzatov’un “Eziz Dostum” isimli eserinde geçen sözler de bu konu etrafında dolaşırken başka bir anlam kazanır.
“Çaldığı tarını getirip mene
Görün ki çalmakta neçe mahirem…”
Siyaset ile çalmak arasında bir alaka olmadığını düşünenler varsa, derin bir hürmetle ellerinden öper, hayır dualarını bekleriz.
Onlar siyasetçilerin tardaki ustalığından haberdar değildirler ya da görmezden gelirler ve engin bir gönül, derin bir hoşgörü sahibidirler. Umulur ki duaları kabul olur.



