“DÜNYA tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu” demiş zamanında Napolyon. Ama kaçıncı Napolyon olduğunu bilmiyorum, zira tarihte üç ayrı Napolyon var.
“Bir de kiraz türü Napolyon” var demeyiniz, çünkü o kiraz türünün ismi aslında Apolyont’tur. Eskiler “hoparlör” için de “Apollo” derlerdi. İşi kolaylaştırma konusunda biz biraz böyleyizdir.
Napolyon’un hemşerisi yazar ve politikacı Alphonse de Lamartin’in de “Dünyaya bir kere bakmak zorundaysan sadece İstanbul’a bak!” demişliği vakidir.
Kendisi politikacı yahut yazar değildir ama Nasreddin Hoca’ya da dünyanın merkezini sorduklarında “Eşeğimin ayağını bastığı yerdir” diye cevap vermiştir. İnanmaz gözlerle bakan muhatabına da “İnanmıyorsan ölç!” diye de ayar vermişti mübarek. Muhtemelen Hoca o günlerde İstanbul’da idi.
O günlerde hassas coğrafî ölçümler pek mümkün değildi lakin günümüzde gelişen teknoloji sayesinde bu gerçek tescillendi artık.
Görüyorsunuz, dünyanın kalbi İstanbul’da atıyor.
Rusya ile Ukrayna heyetleri barış görüşmeleri için yine İstanbul’da bir araya geldiler.
Hoş, aynı masa üç yıl önce de kurulmuş, heyetler hakemliği için Erdoğan’ı ayakta alkışlamış, iş tam imza aşamasına geldiğinde Avrupa ve ABD’nin sufleleri ile Ukrayna son dakikada masayı devirmişti.
Sonrasında Ukrayna, Batı’ya güvenilmeyeceğini bir kez daha yaşamış ve görmüş oldu. Hatta kendilerinin olmadığı bir masanın Suudi Arabistan’da kurulduğu gün, Zelenski yine Erdoğan’ın şemsiyesi altına girmek için soluğu İstanbul’da almıştı.
“Türkiye’nin olmadığı masanın bir ayağı her zaman eksiktir ve önünde sonunda yıkılmaya mahkumdur” dedik hep. O masaya dünyanın iki süper gücü ABD ve Rusya oturmuş olsa dahi!
Daha önce de tahıl anlaşması ve rehine takası görüşmelerinin ev sahibi yine İstanbul olmuştu.
Her ne kadar şimdilik Rusya ile Ukrayna arasındaki barış görüşmeleri askıya alınmışsa da Türkiye kürkçü dükkânıdır. “Tilkiler” dönüp dolaşıp yine o masanın etrafına oturacaklardır, göreceksiniz...
Sadece bölgemizde değil, artık dünyanın neresinde olursa olsun bir müşkülün en âdil şekilde çözüm merkezi Türkiye’dir, net!
Somali ile Etiyopya, aralarındaki problemin çözümü için Erdoğan’ın “abiliğine” başvurmuşlardı. Kanlı bıçaklı geldikleri Türkiye’den güle oynaya dönmüşlerdi memleketlerine.
Hindistan-Pakistan geriliminden sonra kardeş Pakistan, Türkiye’ye destekleri için teşekkür etti, biliyorsunuz. Türkiye’nin teknolojik ve siyâsî desteği olmasa Hindistan çok daha pervasız ve saldırgan olabilir ve belki de bu çatışmalar bir nükleer savaşa dönüşebilirdi Allah muhafaza.
Suriye’nin geleceği yine Türkiye masasında şekillenmektedir. Bunu dost da düşman da pekâlâ bilmekte ve ifade etmekte. Bu gerçeği tek bilmeyen bizim muhalefetimiz maalesef.
Lübnan Başbakanı Mikati “Önce Allah’a daha sonra da Lübnan’ın dostlarına özellikle de Türkiye’ye güvenmemiz gerektiğini öğrendik” diyorsa, bunun elbet bir sebebi olmalı.
Her fırsatta arkamızdan iş çeviren İran dahi, başı sıkıştığında Türkiye’nin adaletine ve diplomatik gücüne yaslıyor kendisini. AB-İran nükleer görüşmelerinin masası da Türkiye hakemliğinde İstanbul’da kuruldu.
Rusya-Ukrayna ve Avrupa-İran masalarında görüşmelerin devam ettiği sırada, NATO Dışişleri Bakanları toplantısı da Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ın ev sahipliği ile yapılmaktaydı.
Türk -ve hatta dünya- basını bu trafikte hangi toplantıyı takip edeceğini şaşırmıştı.
Fransız Le Point dergisi, “2025 - Yeni Dünya Düzeni” özel sayısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile birlikte yeni dünya düzenine yön verecek dört liderden biri olarak tanıttı.
ABD’nin önde gelen dergilerinden Newsweek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “dünyanın en güçlü liderlerinden biri” olarak okuyucularına duyurdu.
Ay geçmiyor ki Batı’da çıkan bir dergi Erdoğan’ı kapağına taşımasın. Elin basını Erdoğan’ı kara kaşı, kara gözü, uzun boyu, karizması için kapağına yahut analiz haberlerine taşımıyor herhalde.
Bir bakıyorsunuz Adam, Avrupa Siyâsî Topluluğu’na gitmiş, Makron’u parmağından yakalamış ayar veriyor… Bir bakıyorsunuz Türk Devletler Teşkilatı’nı toplamış, masanın ortasına kurulmuş tüm dünyaya içinde Kıbrıs, Gazze, İsrail, Suriye, Pakistan, Akdeniz, Ukrayna geçen cümlelerle rot-balans yapıyor...
Adam, dünyanın geleceğini şekillendiriyor ince ince. Bu gerçeği 20 bin fersahtan elin adamı görüyor, dile getiriyor lakin bir tek bizim muhalefet görmüyor, göremiyor. Buna da şaşırmamak lazımdır.
Zira muhalefetimiz, derin filozof Islak Nevşin’in ifadesiyle “Düdü Memet gibi” veya büyük düşünür İbn-i Bidoni Yılmaz Özdil hazretlerinin ifadesiyle “armut gibi” dolaşmakla ve matine-suare İmamoğlu türküsü çığırmakla meşgul. İki adım ileriden alnına gelen şaplağı göremeyen muhalefetten (şaplak sağlığa zararlıdır), dünyanın nereye gittiğini görmesini beklemek de ne bileyim yani…
Bir İtalyan atasözü ile bitirelim o zaman mevzuu: “Bütün yollar Roma’ya çıkar…”
Bu sözde geçen “Roma”, bilinenin aksine İtalya’nın başkenti Roma değil, “Yeni Roma” ya da “Doğu Roma” olarak bilinen İstanbul’dur. Kudüs’ten getirilen Milion Taşı, Ayasofya’nın karşısına yerleştirilmiş ve burası dünyanın “Sıfır Noktası” yani merkezi olarak kabul edilmiştir. Bu da bugünün bilgisi olsun ve kenarda dursun inşallah. Belki bir gün bir yerde işinize yarar.
Kalınız sağlıcakla efendim...



