Bu kimin kınası?

Ne gelenek, ne görenek, ne de İslâmî açıdan bize uymayan bu davranışlar sanki normalmiş gibi karşılanmaya başlandı. Gözümüzden sakınmamız gereken gelin kızlarımız mahrem nazarlar altında yuva kurmaya adım atıyorlar.

“YÜKSEK yüksek tepelere ev kurmasınlar/ Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler/ Annesinin bir tanesini hor görmesinler/ Uçan da kuşlara malûm olsun, ben annemi özledim/ Hem annemi, hem babamı, ben köyümü özledim…”

Bu türkünün sözlerini okur okumaz hemen hemen hepimizin kulağında türkünün melodisi yankılanırken, ellerinde kına tepsileriyle gelen genç kızlarımız da gözümüzün önünde canlanıverir. Çünkü ortak bir kültüre sahip olmak, insanların birbirleriyle daha iyi iletişim kurmasını sağlar. Ortak bir dil ve semboller, insanların duygularını, düşüncelerini ve deneyimlerini daha etkili bir şekilde ifade etmelerine yardımcı olur. İşte bu türkü de kültürümüzün bir parçası olan kına gecesi merasiminde bizleri birleştiriyor.

Kültür, insan topluluklarının bir arada yaşarken oluşturduğu değer, inanç, gelenek, sanat ve yaşam tarzlarının bir yansımasıdır. Toplumların kültürel zenginlikleri onların kimliklerini ve benzersizliğini belirlerken, kültürün önemi sadece bu yönle sınırlı değildir. Kültür, toplulukların bir arada tutunmasını, iletişim kurmasını ve geçmişten geleceğe bir köprü kurmasını sağlar. Kültür, geçmiş nesillerin deneyimlerini geleceğe aktarmak için kullanılan bir araçtır. Gelenek, bir topluluğun tarihini ve mirasını korur, gelecek nesillere taşır. Bu aktarım, toplumun değerlerini ve köklerini sürdürmesini sağlar.

Sonuç olarak kültür, bir topluluğun ruhunu ve özünü yansıtan bir aynadır. İnsanların bir arada yaşayarak oluşturduğu bu değerler ve inançlar, toplumların birbirine bağlılığını artırırken aynı zamanda da her bir bireyin özgün kimliğini korumasını sağlar. Kısacası bizler halk olarak kültürel miras olan gelenek ve göreneklerimizi korumakla da yükümlüyüz.

En köklü geleneklerimizden biri de, gelin ve damat için eşe ve aileye adanmışlığı ifade eden kına gecelerimizdir. Genellikle gelin olacak genç kızın komşuları, akrabaları ve arkadaşları ile beraber eğlenceli vakit geçirmesi için düzenlenen gece… Yeni hayata başlamanın heyecanı, aynı zamanda da baba ocağından ayrılmanın hüznünün harmanlandığı kına gecesi...

Her ritüelin ayrı bir anlamı vardır aslında. Ele yakılan kına, yeni hayatta aileye ve eşe adanmışlığın sembolüdür. Aynı zamanda saflık ve temizliğin bir göstergesidir. Ana kucağının sıcaklığını, baba ocağının müşfik rahatlığını geride bırakan genç kızın bir nevi yeni hayatına geçiş merasimidir kına gecesi. Annesi, akrabaları ve arkadaşları onu hem güldürüp hem de ağlatarak evlilik gerçeğine hazırlar kına gecelerinde. Bu yüzden kına gecesi geleneğinin aslına uygun bir şekilde yaşatılıp gelecek nesillere miras bırakılması çok mühim. Peki, bu konuda ne yaptığımız hiç geldi mi aklınıza? Ama eminim birçoğunuz, “Kına gecelerimize neler oluyor böyle?” diye düşünmüştür. Sahi, bizim kına gecelerimizde neler oluyor böyle?

Şimdilerde kına gecelerimiz kapitalist sistemin ağında can çekişiyor maalesef. Pazarlama ağı o kadar acımasız ki size sizin ve sizden olmayan her şeyi parasıyla satıyor ve yaptırıyorlar. Sürü psikolojisine giren gençlerimiz diğerlerinden eksik kalmamak adına kendilerine sunulan paketleri sorgusuz sualsiz satın alıyorlar. Evet, şimdilerde organizatörlerimiz var ve en güzel anlarımızı arkadaşlarımızdan daha ön plândaki dansçı kızlarla geçiriyoruz. En kutsalımız “yuvamızı” kurarken eşimiz olacak kişinin karşısında kıvrak figürler eşliğinde dans icra eden kızlar… Kadınlar arasında yapılması gereken kına gecelerinde kadınlı erkekli sözüm ona kına ekiplerinin çıkıp da böyle pervasız figürler sergilemelerinin hangi zihniyetin bize dayatması olduğunu tahmin edebiliyorum fakat ne ara bu kadar basitleştiğimizi anlamıyorum.

Ne gelenek, ne görenek, ne de İslâmî açıdan bize uymayan bu davranışlar sanki normalmiş gibi karşılanmaya başlandı. Gözümüzden sakınmamız gereken gelin kızlarımız mahrem nazarlar altında yuva kurmaya adım atıyorlar. İnsanı en çok yaralayan ise İslâmî hassasiyetleri varmış izlenimi uyandıran gençlerimizin de bu saçmalıklara kendilerini teslim etmiş olmaları. Elbette kültürel etkileşim olur ama fütursuzca kabul yerine hassasiyetlerimiz doğrultusunda süzgeçten geçirmek en doğrusu değil mi?