ABD Millî İstihbarat Terörle Mücadele Direktörü Co Kent, “Başkan bizi savaşlardan uzak tutacağını söyleyerek seçildi… İran, ABD için tehdit oluşturmuyordu… Bu savaşa İsrail’in baskısı yüzünden girdik… İran savaşını vicdanım desteklemiyor…” diye zehir zemberek bir açıklama yaparak istifa etti.
Co Kent… Kırmızı kıyafetinin göğüs kısmında S harfi taşıyan Klark Kent’in akrabası olsa gerek. Belki de yeğeni.
Klark bir film kahramanı idi, Co ise gerçek.
Tramp onu göreve getirirken öve öve bitirememişti. ABD için nasıl önemli bir kahraman olduğunu anlatmıştı.
Karısı Şenon Kent de Deniz İstihbarat’ta Kıdemli Başçavuş rütbesinde iken 2019’da Münbiç’te bombalı saldırıda öldü ve ülkesinde kahraman ilan edildi.
Co Kent’in boynuna, istifasının ardından bir anda “Yahudi düşmanı” yaftası asıldı. “Zaten kapının önüne konulacaktı” denildi.
(Nasreddin Hoca’nın eşekten düşünce, “Ben zaten inecektim” demesi gibi.)
İtibar suikastına maruz bırakılmasının sebebi gayet açık.
ABD ve Beyaz Saray’dan yapılan küçültücü ve aynı zamanda gülünç açıklamalar, övdükleri ve övündükleri bir kahraman hakkında dümenin çark edilmesi, istifanın son derece önemli olduğunun işaretidir.
Co Kent’in istifasının ve yaptığı açıklamaların, savaşın ve Tramp’ın kaderini değiştirecek derecede sarsıcı bir hadise olduğu açıkça görülüyor.
Savaşa İsrail’in ısrarıyla girildiği… Bu herkesin bildiği bir husustu. Ama içeriden birinin, istihbarat yetkilisi sıfatıyla, böylesine sert şekilde açıklamalar yapması ayrı bir anlam taşıyor.
Tramp’ın kaderini nasıl etkiler? Yakında yapılacak ara seçimde Bay Başkan’ın sıkıntı yaşayacağını gösterir. Çoğunluğu kaybederse, planları, hayalleri, rüyalarına dair her ne varsa suya düşecek demektir.
Co Kent, yakında bir trafik kazası geçirir veya evinde kalp krizinden ölürse, hiç kimse için sürpriz olmaz.
***
Savaşın hedefleri
Savaşın başında ABD ve İsrail’in üç hedefi vardı: İran’da yönetimi devirerek rejimi değiştirmek... Nükleer kapasiteyi yok etmek… Füzelerini tüketmek…
Lider Hamaney’i öldürdü fakat rejim değişmedi. Yerine oğlu seçildi, rejim güçlendi. Muhalifler bile ülkesine sahip çıktı, halk kenetlendi. Nükleer kapasite konusunda herhangi bir gerileme yaşanmadı.
Füzelere gelince… İran, füzelerini kendi eliyle tüketiyor zaten birer birer atarak. ABD ve İsrail’in füzeleri ise daha hızlı tükenmekte.
***
Eğlence olsun diye
Hark Adası: Ada küçük, önemi büyük.
Adada bir askerî üs, bir de petrol tesisleri bulunuyor. Tankerlere yükleme yapılan yer. İran’ın petrol ihracının yüzde 90’ı buradaki terminallerden yapılıyor.
Tramp “Hark adasını yok ederim” tehdidini savurduktan sonra ABD güçleri adadaki üssü vurdu, tesise ilişmedi. (Asker ve sivillerden ölen yaralanan yok.)
Sekiz bin nüfuslu Hark adasındaki halk, bu rezil harp hakkında ne düşünüyordur?
İran’ın bütününde yaşayanlar ne düşünüyorsa, ondan ayrı değildir adalıların düşüncesi. Arada hiçbir fark yoktur.
Öte yandan Tramp’ın “Hark adasını sırf eğlence olsun diye tekrar vururuz” demesi çirkinliğin zirvesi…
***
Destansı korku
İran halkının yeni lider Hamaney’e destek mitinginde meydana toplanan kalabalığın gerçek olduğuna inanamayan biri var.
“Bu gerçek olamaz. Ancak yapay zekâ ile hazırlanmış bir görüntüdür” diyen ABD Başkanı ile İran dalgasını geçti.
“Destansı korku” tanımı bu aşamada çıktı.
Pentagon’un “Destansı Öfke Operasyonu” adını verdiği İran saldırısından ilhamla İran “Tramp’ın Destansı Korkusu” tanımını üretti.
Yakıştı mı? Çok yakıştı…
Tramp, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazındaki kuvvetlerine NATO’dan umduğu desteği bulamadığı için burnundan solumaya başladı. Daha önceleri neresinden soluduğu konusunda elimizde bilgi yok. Amerika’daki elemanlarımız öyle bir ayrıntı bildirmedi.



