Bu adam/lar kim?

Halka rağmen halkı halka düşman etmek isteyen bu adam kim? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, Vali’ye, kolluk kuvvetlerine, mahkemelerine, iktidara oy verenlere, iktidar yanlısı diye yaftaladığı millî firma, marka, şirket sahiplerine parmak sallayan bu adam kim? Hezeyan ile oraya buraya talimat yağdırıp millete rağmen milleti, Devlet’e rağmen devlet kurumlarını, bakanlıkları tehdit eden bu adam kim?

“PLANLANMIŞ bir şiirdir bu taammüden yazılmış.” * Bir şiirinin başına bu şekilde not düşmüştü bir şair… O şairden esinlenerek az sonra okuyacağınız bu metnin başına, “Şaire selam olsun” diyerek benzer bir şekilde not düşmek diliyorum: “Planlanmış bir yazıdır bu taammüden yazılmış.” 


Çünkü İBB’nin sabık Başkanı’nın 19 Mart 2025’te gözaltına alınması ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hukukî sürecin başlatılmasının ardından Ana Muhalefet Partisi Başkanı’nın 31 Mart 2025 tarihli basın açıklamasında yer alan bir teklifi vardı: 


“Oy veren korkmasın, üye olan korkmasın, suçu olmayan korkmasın. Ama bugünlerde zulüm yapan, hakaret yapan, iftira atan, televizyonlarda yalan yorum yapan suçsuz insanların masumiyet karinesini düşünmeden, olmayan delil varmış gibi, olmayan rapor varmış gibi anlatan yorumcular öyle geçmişe sünger, geleceğe temiz sayfa yok kardeşim. Yok. /…/ Devleti suç örgütü gibi yönetenlere, aparatlarına ve bu kirliliğe sessiz kalanlara hukuk devleti içinde sonuna kadar hesap sorulacak! Bundan sonra Anayasa’ya göre kanunsuz emiri uygulamayıp yazılı isteme hakkını tüm emri alanları hatırlatıyorum. Yazılı emir varsa sorumlusu emri verendir, yoksa uygulayandır. Ve geçmişte bunlara şahit olanlar, bugün tarihli bu meseleleri bir kenara yazıp ‘Ben şunu gördüm. Emri bu verdi. Bu çocuğa, bu kötülüğü bu yaptı. Ters kelepçe talimatını bu verdi. Oradaydım ama küfrü şu etti’ diye gerçekleri bir kenara yazıp kapalı zarfın içine alsınlar. Bu kapalı zarfı da emanete aldırsınlar ya da emanet etsinler. /…/ Bu konuda ilgili geçmişte önemli görevler yapmış mülkiye müfettişlerinin, geçmişte önemli soruşturmaları yürütmüş kişilerin yönlendirmeleriyle bu meselenin nasıl üstünde olduğumuzu herkes bilsin!” 


Öyle zarfa koymadan, emanetçi bulmadan, Türk halkının ve tüm adli kurumların huzuruna sunuyorum


Ana Muhalefet Partisi Başkanı’nın bu ifadelerini, tavsiyesi üzerine bir belge olarak buraya alıyorum. Ve taammüden sorularımı sormak, anlamadığımı anlatmak için bu yazıyı hazırlıyorum. Öyle zarfa koymadan, miting alanlarında yüzümü bandanayla, maskeyle örtmeden apaçık, adım ve sanım ile vatandaşlık hakkımı kullanarak yazıyorum. 


Oy verme hakkımın mahremiyet dahilinde olmasından dolayı endişeli değilim, Türk vatandaşı olarak yasalara ve kurallara itina ile riayet ettiğimden, önce kul olma vasfımla günahına gireceğim illegal hiçbir kazanca göz koymadığımdan, Türk vatandaşı olarak fikir özgürlüğüne taraf tutmaksızın saygılı olduğumdan ve suç işlemediğimden de eminim. Ancak bu teklifte yer alan “üye” olma hâlinden muafım.


Ne olacak şimdi?! İşte bu sorunun hassasiyeti ile ben de belgelemek adına din ve düşünce özgürlüğümü kullanarak burada beyan etmeyi tercih ediyorum. Öyle zarfa koymadan, emanetçi bulmadan, Türk halkının ve tüm adli kurumların huzuruna sunuyorum. Nedeni ise, ola ki dinî ve millî hassasiyete sahip, bölücü değil birleştirici, parçalayıcı değil bütünleştirici, öz değerlerine, geçmiş tarihine ve içinde bulunduğu vatanın hürriyetine hassaten sahip çıkan Haber Ajanda yazarı olarak aparattan sayılırsam diye de tedbir alıyorum. 


Bir diğer neden ise, hangi inanca, hangi siyâsî tercihe sahip olursa olun, ortak paydamız Türk kültürümüzün geçmişten günümüze inşâ ettiği kucaklayıcı, kabullü, birbirinden beslenen kültürel değerlerine sahip çıkan Kültür Ajanda’nın Genel Yayın Yönetmeni olmam ve millî değerlerimizi savunmam dikkat çekici olabilir. Ki vakidir, çocukluğumdan beridir özenle “Yerli malı, yurdun malı, herkes onu kullanmalı” öğretisine sahip çıktığımdan, bu kabulümle millî üretim ve tüketim tavsiyeleri barındıran dosyalar hazırlanmasını sağladığımdan “ne olur ne olmaz” diyerek suça sayılma ihtimaline karşı belge niteliği taşısın diye gayret gösteriyorum. 


Ah evet, yine Ana Muhalefet Partisi Başkanı’nın bir de millî markaların boykot ifadesini burada kayda geçmeliyim. Tedbiren millî bir kanaldan değil, Fransız SOCEMIE şirketi bünyesinde bir haber kanalı olan Euronews’un internet sitesinde yayımlanmış haberi olduğu gibi buraya alıyorum: 


“CHP lideri Özgür Özel, boykot listesinde yer alan medya kuruluşlarına reklâm verenlere seslenerek, ‘Hesabını bu meydana göre yap’ dedi.


Ana Muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, boykot listesini genişleterek, boykot kararı aldıkları medya kuruluşlarında reklâm veren şirketlerin ürünlerinin alınmaması çağrısı yaptı.


Maltepe’de Özgürlük Mitingi’nde konuşan Özel, mitingi canlı yayında göstermeyen medya kuruluşlarına seslenerek, ‘Canlı yayında meydanı görmeyene yüzümüzü dönüyoruz’ dedi.


CHP lideri Özgür Özel, 24 Mart’taki Saraçhane mitinginde Ekrem İmamoğlu’na destek eylemlerinin bazı medya kuruluşları tarafından yayınlamaması üzerine boykot listesini açıklamıştı.


‘Bize ihanet eden TRT’yi asla ve asla açmıyoruz. Beyaz TV, Demirören ve Turkuvaz medyalarını asla ve asla açmıyoruz’ dedi.


‘Bir sözüm de reklâm verenlere. Eğer biz TRT, CNN Türk, A Haber, Beyaz TV, Türkiye, Akşam ve Yeni Şafak’ta reklâmınızı görürsek o ürünü almayacağız. Reklâm veren, hesabını bu meydana göre yap’ diye konuştu.


Özel’in çağrısının hemen ardından Habertürk canlı yayında mitingi yayınlamaya başladı. NTV’ye seslenen Özel, ‘Boykot listesinden çıkana kadar NTV izlemiyoruz, reklâm verenlerin ürünlerini almıyoruz’ dedi. ‘Doğuş Grubu bu meydanı görmedikçe yerin dibine gömülecek’ diye konuştu.


Boykot listesine katılan yeni isimleri arasında Doğuş Grubu bünyesinde NTV, Star TV, Volkswagen, Günaydın Restoran ve Nusret bulunuyor.


Özel’in ilan ettiği boykot listesinde EspressoLab, D&R, İdefix, Demirören AVM, Kilim Mobilya, Ülker, TRT, TGRT, İhlas Ev Aletleri, Turkuaz Yayınevi, Milli Piyango, misli.com, iddia.com, ETS Tur, DHA ve İHA yer aldı.


Özel, Milangaz, Likidgaz ve Türk Petrol’ü listeden çıkardığını açıklamıştı. Özel’in boykot listesine aldığı Kilim Mobilya ise boykot çağrısı ardından kurulan ‘boykotyap.com’ adlı websitesinde yer almadı.


Özel’in Saraçhane mitingindeki boykot çağrısı ardından kurulan websitesine mahkeme kararıyla erişim engeli getirildi.”


“Boykotunuzun nedeni, başka bir halka mensup olduğunuz için mi?” diye sorsam suç haneme yazılır mı?


Bu ülkenin vatandaşı olarak aklımın almadığı millî ekonomiyi tehdit barındıran, bu çağrıyı bir Türk’ün yapıyor olmasını algılayamamam suç sayılır endişesi ile zarfsız ve belge olsun diye bu yazının içine kaydediyorum. 


Öte yandan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu Atatürk’ün “Türk’ün haysiyeti, onuru ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Türk milleti güzel her şeyi her medeni şeyi, her yüksek şeyi sever, takdir eder. Fakat muhakkaktır ki, her şeyin üstünde taktir ettiği bir şey varsa o da kahramanlıktır. Bizim milletimiz, vatanı için, hürriyeti ve egemenliği için fedakâr bir halktır…” sözlerini esas alsam ve bu boykot çağrısını yapan bugünün CHP Genel Başkanı’na, “Millî markaları, firmaları, haber kaynaklarını, bu markaların reklâmını kabul edenleri boykot etmenizin nedeni başka bir halka mensup olduğunuz için mi?” diye sorsam suç haneme yazılır mı? 


Yine, “Bu boykot çağrınız sizi kimin kahramanı yapar?” desem, adım aptala yazılır mı? Bilemedim… Bildiğim bir şey var ki, Türk halkının ekonomisini moda adı altında fahiş fiyatlarla satarak sömüren millî olmayan markalara harf dizerek kazandığım paranın bir kuruşunu bile vermek istemediğimdir. Alın terime, zihinsel yorgunluğuma, vatanperverliğime yakıştıramadığımdan millî olana teveccühüm devam edecektir; çünkü ben bu vatanın hürriyetinin kendi imkânları ile kendi varlığını sürdürebilmesine bağlı olduğuna, yerli ve millî üretimleri ile halkın maddî ve manevî sağlığının korunacağına inananlardanım. Buna rağmen ola ki bu yazım biri tarafından zarfa konur da Türk olmakla suçlanırım diye buraya tedbiren not düşüyorum! 


Bitmedi… Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı’nın sesi kısılıncaya kadar, ki epey yorucu bir efor, miting meydanlarında “millî” olanı iktidara yakınlıkla suçlayarak ekonomik darbe hükmündeki diğer çağrılarını buraya kaydetsem, dergimizin sayfalarına yazık olacağını bildiğimden içimde kalmasın, bir soru daha sormak istiyorum ve suça yazılır mı bilmediğim için bu yazının içine onu da kaydetmek istiyorum: 


“CHP Genel Başkanı Özgür Özel, BBC’ye verdiği röportajda İngiltere Başbakanı ve İşçi Partisi lideri Keir Starmer’ı eleştirerek, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına karşı sessiz kalmasını eleştirdi. Özel, Avrupa’nın pek çok ülkesinden tepki geldiğini ancak İngiliz İşçi Partisi’nin bu konuda hiçbir açıklama yapmadığını belirtti.


Özel, sessizlikten dolayı büyük bir kırgınlık yaşadıklarını vurguladı.

‘Bütün Avrupa tepki gösteriyor ama İngiliz İşçi Partisi ve Keir Starmer’dan tek bir açıklama bile gelmiyor. Nasıl bir gerekçesi, sebebi var bunun? Bizim kardeş partimiz olan İşçi Partisi’nin ve demokrasinin beşiği İngiltere’nin bu hukuksuzluk karşısında sessiz kalmasını anlamakta güçlük çekiyoruz’ dedi.


Özel, Türkiye’de demokrasinin büyük bir sınavdan geçtiğini belirterek, uluslararası toplumun bu tür hukuksuzluklara karşı ortak bir duruş sergilemesi gerektiğini belirtti.


‘İBB Başkanı’nı alıp hapse koyuyorlar ve kimse ses çıkarmıyor. Bu nasıl dostluk, nasıl kardeşlik, nasıl demokrasiyi savunmak?’ ifadelerini kullanan Özel, demokrasiye inanan herkesin adalet ve özgürlükler için birlikte hareket etmesi gerektiğini dile getirdi.” 


Bu haberi de onedio’dan kopyaladım. Uyduruk değil, iftira değil! Billahi neyse o… 


Bu adam kim?


Ve işte sorum? “İktidara talip Ana Muhalefet Partisi’nin Genel Başkanı’nın, Cumhuriyetle yönetilen, halkın oyları ile demokratik seçimler sonucu iktidarda olan yönetimden memnun olmayıp Kraliyetle(!) yönetilen bir ülkenin basın kanalına niye şikâyet eder? Türk milletinin evladı olarak, Türkçe politika üreterek, Türk halkını yönetmek üzere Türkiye Yüksek Seçim Kurulu’nun şartlarını kabul edip seçimlere katılarak siyâsî alanda varlık gösteren bu adam kim? 


Millî olanı boykot ederek Türk ekonomisini sarsacağını bilmeyen bu adam kim?


Halka rağmen halkı halka düşman etmek isteyen bu adam kim? 

Boykot listesine aldığı kafeteryada oturan kadın, genç, çocuk, aile demeden saldıranları harekete geçiren, camı çerçeveyi yere indirecekleri riskini gözetemeyen bu adam kim? 


Bu soruları anlamak için soruyorum. Aklım almıyor, ne yapabilirim? Bu saflığım suç olarak kabul edilir mi, onu da bilmiyorum...


Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, Vali’ye, kolluk kuvvetlerine, mahkemelerine, iktidara oy verenlere, iktidar yanlısı diye yaftaladığı millî firma, marka, şirket sahiplerine parmak sallayan bu adam kim?


Ah evet, bu yazı buraya kadar ve sonrasında taammüden yazılmıştır. Sorularımın belge hükmünde kabulü, kabulümdür. 


Tehditlerin ardında saklı kurguyu aklederek okuyanlar için hem komik, hem riskli


Evet, işin şakası yok. Son günlerde ülkemizde cereyan eden olayların müsebbibi Ana Muhalefet Partisi’nin sergilediği akla ziyan üslûbunun şahidi olmak, tüyler ürpertici… Hatta havsalamızı zorlayacak boyuta tırmanmış tehditlerin ardında saklı kurguyu aklederek okuyanlar için hem komik, hem riskli….


Aslında, ana muhalefetin öğrenilmiş çaresizlikleri ile tekrardan mülhem bu tür çığırtkanlıklarına aşinayız. Sorumuz net: Bu adam/lar kim? Herkesin ve her şeyin üstünde yetkiye haiz(miş) gibi parmak sallayan, tehdit savuran, diploma skandalı ve dudak uçuklatan vurgun gerekçesiyse yargıya sevk olunan İBB’nin eski başkanını savunuyor mu, aklıyor mu? Anlayamadığımız, bu kükreyişin sebebi ne ola ki? İzaha muhtaç eylem ve boykot çağrılarıyla eylediklerini iktidar partisine ve partiye gönül verenlere düşmanlık çığlığına dönüştürüp “Kişi kendinden bilir işi” tarzı bir görüntü verdiklerinin farkında değiller mi? 


Acaba korku dağları sardı da sanrı mı, kurgu mu, kanatsız uçmak mı bilemediğimiz bu üstenci talimatlarla ne yapmaya çalışılıyor? Ana Muhalefet Partisi Başkanı acaba gençleri sokağa davet edip boykot adreslerini ellerine verip önce sokakları karıştırıp sonra da gündemi değiştirmek için gencecik vatan evlatlarını kamuflaj olarak mı kullanıyor? Ardından da onlar üzerinden demagoji yapıp polisi zan altında mı bırakıyor? Tüm bunları yapan, hezeyan ile oraya buraya talimat yağdırıp millete rağmen milleti, Devlet’e rağmen devlet kurumlarını, bakanlıkları tehdit eden bu adam kim?


Sadece bu isimlerin halka hizmet için kullanılması gereken telaffuzu zor mali soygun miktarı tek başına gerçekleşmez, E.İ.’ye tüm suçu yüklemek haksızlık doğrusu! E, o zaman çoklu bir çete var da biz mi bilmiyoruz? Tabii bilmiyoruz ama iktidara “çete” dediğini biliyoruz! Kimseye suçlu muamelesi yapan yok “masumiyet karinesi” esastır ve henüz belgeler, bilgiler kamuoyuna sunulmadı. Bu konunun zır cahiliyiz, kimseye de iftira atacak kadar cüretkâr değiliz. Zaten, diploma denkliğini, kişisel mal varlıklarını biz nereden bileceğiz? Bu yüzden kim olduklarını anlayamıyoruz. Neden böyle çığlık atıyorlar, anlamlandıramıyoruz. Böyle olunca da insan bir yabancı kalıyor söz konusu canhıraş çığlık atıp sokakları karıştırana da, gözaltına alınıp tutuklanana da, ondan soruyoruz “bu adam/lar kim?”


Dokunulmazlık karinesi imtiyaz sağlar diye ummuş olabilirler mi?


Ah bir de, bir fısıltı gazetesinden mi, kuşlardan mı duydular da yargı yoluna koyulacaklarını 2028’e daha çok varken aniden Cumhurbaşkanlığı seçimi düşü kurdular? Üstten konuştuklarına bakılırsa bu kişiler güçlü, halktan olan bizler ne bilelim? Desem ki şimdi, “Dokunulmazlık karinesi imtiyaz sağlar diye ummuş olabilirler mi?” diye yanılma ihtimalim mümkün. 


Son tahlilde bu cüret, bu güç, bu gümbür gümbür parçalayıcı üslûbun gerekçesini merak ediyorum. Sahi sormuş muydum daha önce, dalgınlık işte, yeniden sorayım: Bu adam/lar kim?  


Bir bakmak gerek kimlerden olduklarına. Öyle masumca, hani “nerelisin?” diye sorarlar, “şuralıyım” dersin de, belki bir tanıdık çıkar diye ikinci soru geliverir “Kimlerdensin?” Öyle işte… Arkaları sağlam sanırım, İngiliz Starmar Partisi ile kardeşlikleri varmış gibi pek bir duygusal bağ hissettik doğrusu ama yanılmış olabiliriz. 


Neyse…


Olup bitenlere hep birlikte baktığımızda ne tehditlerden, ne parmak sallamalarından ve de fişleme çabalarından Türk Devleti’ne bir zeval gelmeyeceğine, Türk olduğumuzdan adımız kadar eminiz ancak aramızda T.C. kodlu kimlik taşıyan herkesin Türk olup olmadığından emin olamadığımızdandır esas olan cevabı bulma çabamız. 


Fakat, benzeri bir vaka yakın tarihimizin sayfalarına kaydolduğundan oldukça da rahatız. 


Buyurun hepinizin malumu olduğu benzer vakayı kısaca hatırlayalım... 


Cem Uzan da bugünkü rol model gibi pervasızdı


Türkiye’nin ilk özel televizyon kanalıydı StarTv. Ve peşi sıra Star Gazetesi, Kral TV, Teleon, Süper FM, Metro FM, Kral FM, Joy FM gibi medya kuruluşları, Çukurova ve Kepez Elektrik gibi güçlü şirketleri Türk halkının hizmetine sunulmuştu! 


Ardından “İmar Bankası” ve “Adabank” tabelalı bankaları olmuştu bu ülkenin. Patron hep aynıydı. Olsun. Ne hoştu, müzikten futbola, paradan habere herkesin istifade edeceği bu gelişmeler büyük zenginlikti! Ve biliyorsunuz tüm bu küçümsenemeyecek kadar önemli şirketlerin sahibi aynı kişiydi, Cem Uzan!


Derken 2002 yılında aynı isim “Genç Parti”yi kurmuş, daha doğrusu kuruluşundan çok kısa süre sonra erken seçim kararı alınması nedeniyle seçimlere katılım yeterliliği olmayan Genç Parti, 1992’de Hasan Celal Güzel tarafından kurulmuş olan Yeniden Doğuş Partisi’ne (YDP) katılarak, YDP’nin 23 Ağustos 2002 tarihinde gerçekleştirilen olağanüstü kurultayında “Genç Parti” adı ile takas edilmiş ve parti başkanlığına Cem Uzan seçilmişti. 


Evet, vitrin arkasındaki bu ismi miting meydanlarında, bugün sıkça seyrettiğimiz bir manzaranın bize bir şeyler hatırlattığı tarzda boy göstermişti. Neydi o tarz? Kravatsız, beyaz gömlek, emekçi görünümlü kol sıvamak, bol keseden atmak, döner ekmek ısmarlamak gibi önemli imajinatif tavırlı Cem Uzan, bir süre halkçı yaklaşımıyla bu işe de yakıştı yakışacaktı neredeyse… Ama olmadı, iki seçim üst üste (2002’de yüzde 7,5 oy ve 2007 yüzde 3,03) yüzde 10’luk barajı aşamadığı için Meclis’e girememişti. 


Parti lideri Cem Uzan da bugünkü rol model gibi pervasızdı. Önce bir konuşmasında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesi ile dava açılmıştı. Sonra Uzan ailesinin yönetiminde bulunduğu Çukurova ve Kepez Elektrik’te imtiyaz sözleşmeleri iptal edildi (2003). Hızlı başlayan, çok yol alan Uzan’ın her iki bankasına ve 219 şirketine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulmuştu. 


Bundan sonra Uzan grubuna ait şirketlere karşı inceleme başlatıldı. 2008’de sonuçlanan davada Cem Uzan 8 ay hapis ve 688 TL para cezası aldı. Bunun yanında Cem Uzan’a öfke kontrolü için kitap okuma cezası verilmişti.


Sonra bir cesaret daha gelmişti Uzan’a ve İkinci Ergenekon İddianamesi’nde, o dönemde Jandarma Genel Komutanı görevinde olan Şener Eruygur’u askerî darbeye teşvik etmekle suçlanmıştı. 


İki isim arasında küçücük bir fark var, o da diploma


2008 yılında İmar Bankası soruşturması kapsamında hakkında dolandırıcılık ve zimmet suçlarından dava açıldı. 29 Mart 2013 tarihinde İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Cem Uzan’ın bankaya ait toplam 1 milyar 468 milyon 240 bin 378 TL’yi “zimmetin açığa çıkmasını önleyecek hilelerle nitelikli biçimde kendisine ve diğer Uzan aile mensuplarına aktardığına” karar vermiş ve Uzan, 18 yıl 5 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmıştı. Yargıtay hapis cezasını onamıştı. İnfaz Yasası kapsamında cezası 9 yıl 2 ay olarak belirlenmişti. 


Uzan’ların Sakarya, Pamukova’da bulunan çiftliği de mali denetimden geçirilmiş 1130 kolide binlerce telsim kartı, bugünkü vurguna yaklaşık derecede altın, şarap, silah, lüks araç, üç büyük kasa gibi malvarlığına el konuşmuştu. Yani, o günkü vurgunun bugünden pek farkı yokmuş. 


Eylül 2009’da gizli yollardan Türkiye’yi terk eden Cem Uzan, bir süre Interpol tarafından aranmıştı. Fransa’ya kaçan ve yaptığı siyâsî sığınma başvurusu kabul görünce tüm Uzan ailesi Fransa’ya yerleşti. Öyle mi oldu, sürgün mü edildi, bence meçhul. Sizce?


Bu, öyle ya da böyle, Uzan’ın vatanından sürgüne mâl olan bu siyâsî serüveni bugünkü olaylarla çok ortak nokta, ortak yöntem, benzer meblağ gibi uyuşan yanları olduğu pek bariz ama satır aralarında kaybolmasına gönlümün razı gelmediği en esaslı ortak mevzu E.İ.’nin de, Cem Uzan’ın da “dokunulmazlık” almak için çırpınmaları. İki isim arasında küçücük bir fark var, o da diploma… Ama iki farklı şahsiyet tıpatıp olması beklenemez tabii, olur o kadar… 


Ah bir de o malum 31 Mart 2025 tarihli basın açıklamasında Türk Devlet aklını küçümseyen Ana Muhalefet Partisi Başkanı’nın “bir avuç insan, üç beş uzantıları var” şeklinde ifade etmesi hangi aklın verdiği cesarettir bilemedim ama 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu veya Gezi olaylarının, el netice 15 Temmuz İşgal Girişimi’nin nasıl bertaraf edildiğini görmezden gelmeleri iflah olmaz bir cengaverlik hevesine benziyor. Günlerce nöbet tutanları, tankın önüne yatanları bilmediklerinden, sokaklara da pek çıkmadıklarından azımsamaları normal. Maltepe boykot mitinglerinde 150 bin kişiyi 2 milyon 200 bin zannetmeleri de ülfetten… 


Türk Devleti ile oyun olmaz!


Her ayakkabı ile her dans yapılmaz, her dans, her piste sığmaz, bilmiyorlar mı? Hele ki Türk Devleti ile oyun olmaz! Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış amma varsa illegal bir durum onu örtmeye kuru gürültü yetmez! 


Son olarak ne kadar barışçıl, ne kadar uzlaşmacı olduğumun ispatı olsun diye birkaç cümle daha kurayım… 


Taammüden buraya kaydolmasını dileğim bu olay hayli ibretlik ancak ibret alana… Ben benzettim sadece. Sallanan parmağın işaret ettiği mâkâmların, parmak sallayandan daha maharetli olduğuna kanaat ettim. Böyle sonucu pek iç açıcı olmayan girişimlere özenilmemesinin hem kendileri hem Türk milleti, hem de cümle âlem için daha faydalı olacağını düşünüyorum. Yapmayın, denenmişi denemek yerine o enerjinizle ülkemizin geleceğini aydınlatacak pırıl pırıl fikirler üretin. Taş, sopa, havai fişek falan olmuyor. Esnafın kazancına göz dikmeyin. Türk ekonomisini çökertmek istediğiniz zannediliyor, böyle zanlara fırsat vermeyin… 


Ben ve benim gibi düşünenlere, kavgadan yana değil dostça uzlaşıdan yana olanların adını suçluya yazacak olanlara sorumu tekrar ediyorum: Bu adam/lar kim? 


Ve son sözüm şudur: Vatan sevgisi imandandır! Biz vatanımızı ve milletimizle el ele olmayı seviyoruz! Çalmadan çırpmadan yol alıyoruz! Varsın bu sevdamız suça sayılsın, korkmuyoruz!

-----------------

Emrivaki/ Cafer Petek