Bosna-Hersek’teki Osmanlı köprüleri

Savaş sırasında Avrupa’dan safari meraklısı zenginleri getirmişler, ellerine keskin nişancı tüfekleri verip Saraybosna’nın etrafındaki tepelerden ateş ettirmişler. Afrika’da hayvan vurmak yetmemiş, Bosna’ya insan avına gelmiş içi dışı Müslüman nefretiyle kaynayan Avrupalı Amerikalı zenginler. Uzak mesafeden dürbünlü tüfekle ateş edenler, çocukları hedef alırsa daha fazla ödeme yapmaktaymış.

YÜZYILLARCA bir arada yaşadıkları Boşnaklara büyük nefret besleyen Sırplar, 1992-95 yıllarındaki savaşta, görülmemiş bir kinle saldırdılar. 

Çoğu silahsız Müslümanlara kurşunla, bombayla, baltayla hücum ettiler. Bazıları bir gün önce beraber bahçede çay içtikleri kırk yıllık komşularını öldürmek için harekete geçti. 

Bunlar sivil, sıradan insanlardı. Bir de asker olanlar var. Yugoslavya döneminde çılgınca depolanan silahlar, o dönemde gün ışığına çıkarıldı ve ölüm kustu. 

Şehit ettikleri silahsız Boşnakları toplu mezarlara gömdüler. Bir süre sonra yerlerini değiştirdiler. Yıllar sonra bile yer değiştirme devam etti. Bunu nereden biliyoruz? Son bulunan toplu mezarlarda büyük plastik torbalar kullanılmış. Üzerinde bulunan üretim tarihi 2012-2013 olarak açıkça görülüyor. 

Savaştan yıllar sonra bile soykırımın izlerini yok etmek için çalışıyorlar. 

Nasıl bir kafa yapıları var ki hâlâ kazıp çıkarıyor, daha zor bulunacağını düşündükleri yerlere taşıyorlar. Kaç defa yer değiştirdiklerini kendileri de unutmuş olmalılar. Ve bu davranış alışkanlığa dönüşmüş sanki. Yapılan DNA testleri sonucu bir kişiye ait kalıntılar, beş ayrı toplu mezarda çıkabiliyor. 

Savaş sırasında Avrupa’dan safari meraklısı zenginleri getirmişler, ellerine keskin nişancı tüfekleri verip Saraybosna’nın etrafındaki tepelerden ateş ettirmişler. Afrika’da hayvan vurmak yetmemiş, Bosna’ya insan avına gelmiş içi dışı Müslüman nefretiyle kaynayan Avrupalı Amerikalı zenginler. 

Uzak mesafeden dürbünlü tüfekle ateş edenler, çocukları hedef alırsa daha fazla ödeme yapmaktaymış. 

Şehir içi ulaşımda önemli rolü olan tramvaydaki yolculara da ateş ettiklerinden, o tramvay yolculuğu Boşnaklar için “rulete” benzetilmiş. “Bosna Ruleti” ismini, savaşın en ateşli günlerinde, Bosnalı gazeteci rahmetli Münire Acım’dan duyduğumda insanlığımdan utandığımı hatırlıyorum. 

Kalbimde aynı acıyı Mostar Köprüsü yıkıldığında da hissetmiştim. Aliya’nın sözü ne kadar manidardır. “Savaşta insanların öldürülmesi anlaşılır bir şeydir de köprüden ne istediniz?”anlamında bir cümle kurmuştu; aklımda bu şekilde kalmış. 

Savaştan sonra köprü Türkiye tarafından onarıldı. Taşların bir kısmı Neretva nehrinden çıkarıldı. Restorasyon için Türkiye’den başka Avrupa Birliği, ABD, Hollanda, İtalya ve Hırvatistan da katkıda bulundu. Mostar köprüsü, Unesco tarafından Dünya Miras Listesi’ne alındı. Açılışı ise kim yaptı dersiniz? O tarihte Galler Prensi olan ve Kraliçe’nin ölümünden sonra tahta çıkan Charles tarafından 23 Temmuz 2004 tarihinde açıldı. 

Şimdi o köprüden en çok şehrin batı yakasında yaşayan Hırvatlar ve turistler geçiyor.

*

Bosna Hersek’te birçok nehir, birçok köprü var. Nehir kenarındaki yolda bir şehirden diğerine giderken, nehir kıvrıldığında bir köprüyle öbür tarafa geçilir ve yol ile köprü defalarca yer değiştirir. Akan suyun bazen sağından, bazen solundan gidilir. Manzaranın güzelliği yoldakileri etkiler, hayran bırakır. 

Vişegrad’da Sokollu Mehmet Paşa’nın 1577’de yaptırdığı Drina ırmağı üzerindeki on bir gözlü Drina Köprüsü de önemli eserlerden biridir. 

İvo Andriç’in “Drina Köprüsü” adlı romanı köprüye duyulan ilgiyi artırmıştır. 

İlk okulu Vişegrad’da, liseyi Saraybosna’da, üniversiteyi Zagrep, Viyana ve Krakov’da okuyan yazar hakkında “Sırp mıydı, Hırvat mıydı?” diye merak edenler ve hafızasını yoklayınca tereddüde düşenler haklı. Zira köken itibariyle Hırvat olan Andriç, bir Sırp olarak yaşamayı tercih etmiştir. Fark, mezhep tercihinden ibaret… 

*

Biz yine köprülere dönelim ve Neretva Köprüsü’ne bakalım. 1969 yapımı bir film Neretva Köprüsü. İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan gerçek olaylara dayanan film, SFR Yugoslavya’da çekilen en pahalı sinema filmi olarak bilinir. 

Sergei Bondarchuk, Yul Brynner, Franco Nero, Orson Welles gibi ünlü yıldızlar, teklif edilen büyük miktardaki paranın cazibesine kapılarak, Tito’nun komünist Yugoslavya’sına akın etti.

Filmin İngilizce versiyonunun orijinal posterlerinden biri, Pablo Picasso tarafından parasız yapıldı. 

Film için dört köy ile bir kale inşâ edildi ve yıkıldı. Çekimleri16 ay süren filmde, 10.000 Yugoslav Halk Ordusu (JNA) askerinden oluşan birleşik bir tabur yer aldı. 

Neretva nehri üzerindeki demiryolu köprüsü de film icabı yıkıldı. Yönetmenin çekimleri stüdyoda yapmak yerine köprüyü yıkmasının gerekçesi, köprünün turistik bir cazibe merkezi hâline gelmesiydi. Köprü bu sebeple havaya uçuruldu. Ancak yükselen duman yüzünden kameralar hiçbir görüntü alamadı. Sadece yoğun duman. 

Köprünün onarılıp yeniden yıkılmasına karar verildi. 

Aşırı duman sorunu yeniden ortaya çıktığı için köprünün havaya uçtuğu sahneler Prag’daki bir stüdyoda masa boyutunda maket kullanılarak çekildi.

*

20. yüzyıl, dünya için iki büyük savaşı barındırdığı için “savaşlar yüzyılı” olarak kabul edilse yeridir. 

Osmanlı Balkanlar’da -sadece Balkanlarda mı?- zayıflayınca, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu 1908’de Saraybosna’yı işgal etmiştir. 

28 Haziran 1914’te Gavrilo Princip isimli bir Sırp milliyetçisi, Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük Franz Ferdinand ve hamile eşi Arşidüşes Sophie’ye ateş ederek öldürür. 

Uzun zamandır barut fıçısını andıran Balkanlar bölgesi için bu suikast, büyük bir savaşın fitilini ateşlemek anlamına gelir. Daha sonra Birinci Dünya Savaşı olarak anılacak bu savaş, dünyanın şeklini bütünüyle değiştirir. Sadece kıtalar yerlerinde kalmaya devam etmiştir desek, abartı sayılmaz. 

Bu suikast bir grup tarafından bombalar ve silahlar kullanılarak yapıldıysa da Arşidük Ferdinand ve eşi Sophie’yi öldürücü şekilde yaralayan birer tabanca kurşunuydu. O da Princip’in elindeki tabancaydı ve otomobilin basamağını kullanarak içeriye ateş etmişti. 

Bütün bunlar Saraybosna’nın ortasından akan Milyaçka nehri üzerindeki köprünün yanı başında gerçekleşti. 

Kemerli taş köprü “Latin Köprüsü” olarak bilinir. 16. yüzyılda inşå edilmiş bir Osmanlı köprüsüdür. Şehirdeki korunmuş köprüler arasında en eskisidir. 1541 tarihli Bosna Sancağı belgelerine göre, bu noktadaki köprü Sirmerd’in oğlu deri işçisi Hüseyin tarafından yaptırıldı. İlk köprünün ahşap olduğu, taş köprünün daha sonra Ali Ayni Bey tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. O da büyük bir selde zarar görünce, Abdullah Ağa Briga yenilemiş. 

Bir dönem “Frenk Köprüsü” adıyla da anılmış. Osmanlı eseriyse niye Frenk Köprüsü veya Latin Köprüsü denilir? İşte, eserlerin de bir kaderi var. Köprü, nehrin bir yanında bulunan Katolik mahallesine bağlandığı için bu ismi almış.

Bazıları içinse “Gavrilo Princip Köprüsü” demek uygundur. Zira o suikastın başrolündeki kişi kimilerine göre kahraman, kimilerine göre teröristtir. Onun kurşunuyla ölen imparator gelini, o köprüden geçemedi. Geçebilseydi, belki savaş çıkmazdı.