SON günlerce karşıma sık sık aynı harita çıkıyor: Türkiye’nin çevresindeki savaşlar…
Avrupa’dan Asya’ya, Ortadoğu’dan yakın Afrika’ya kadar savaşla işaretlenmemiş tek ülke kalmamış neredeyse o harita üzerinde. Bir tek ortada barış ve huzur adası olarak Türkiye var üzerine savaş işaretleri konmamış ülke olarak.
Bu savaşları kronolojik olarak sıralayacak olursak:
1991 Körfez Savaşı… 1991-2021 Afganistan Savaşı… 1992-1995 arası Bosna Savaşı… 1994-2009 Rus-Çeçenistan Savaşı… 1998-1999 Kosova Savaşı… 2003-2011 Irak’ın İşgali… 2006 İsrail-Lübnan Savaşı… 2008 Rusya-Gürcistan Savaşı… 2009’dan bugüne devam eden Gazze Savaşı… 2011-2020 Libya İç Savaşı… 2011-2020 sonu kanlı bir darbe ile biten Mısır İç Savaşı… 2011’den beri devam eden Suriye İç Savaşı… 2014 Donbass Savaşı… 2020 Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Karabağ Savaşı… 2022’den beri dört yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı… 2025 İran-İsrail arasındaki 12 Gün Savaşı… Ve en son hâlen devam etmekte olan ABD-İsrail-İran Savaşı…
Yani 30 yılı aşkın bir süredir yakın coğrafyamızda savaşsız geçen tek günümüz olmamış. Ortalık toz duman, kan revan…
Coğrafya kader olunca, illaki bu savaşlardan Türkiye de öyle veya böyle, az yahut çok etkileniyor.
Kimi savaşlara da “Yurtta sulh, cihanda sulh” yahut “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” deyip arkamızı dönemiyoruz.
Konu hinterlandımız, gönül coğrafyalarımız ve millî menfaatlerimiz olunca kulağımızın üzerine yatamıyoruz.
Tarihin ve medeniyetin üzerimize yüklediği sorumlulukla haktan ve mazlumdan yana oluyoruz, ısmarlama haritaların, kurulan küresel ve bölgesel tuzakların karşısında, tarihin doğru yerinde pozisyon alıyoruz.
Biliyoruz ki, o yılan bugün dokunmazsa, biraz daha semirdiğinde bize doğru da kafasını kaldıracak, çatal dilini uzatacak.
İsrail’den arada bir gelen “Sırada Türkiye var” açıklamalarını sizler de görüyorsunuzdur.
Kim ne derse desin er ya da geç namlular Türkiye’ye çevrilecek yahut Türkiye savunma pozisyonunu terk etmek zorunda kalacak.
İşte o gün için çeyrek asırdır çalışıyoruz, üretiyoruz, bağımlılığımızı en aza indirdik, indirmeye de devam ediyoruz.
Aslında yukarıdaki savaşlar listesine Allah’a şükür ki başarısız olmuş “15 Temmuz 2016 İşgal Girişimi”ni de eklemek yerinde olacaktır.
O işgal girişimi başarılı olsaydı coğrafyanın kilit taşı yıkılmış, Arz-ı Mev’ud çoktan tamamlanmış olacaktı.
Bu savaşlar silsilesini görünce Özgür Özel’in 2024 yılında yaptığı bir açıklama -kelime kelimesine olmasa da- hatırıma geliyor.
“Erdoğan ‘Savaş çıkacak’ diye sizi kandırıyor. Savaş mavaş çıkacağı yok. Hem savaş çıkacak olsa merak etmeyin, biz sizi koruruz.”
Ve işte savaş kapımıza kadar dayandı. Demek ki savaş “çıkabilen” bir şeymiş.
Bir de Özgür Özel’in “biz” derken kimi, neyi yahut hangi makamı kastettiğini anlayamadım.
O “biz” parantezine savunma sanayindeki gelişmeler için “kalorifer peteği, vileda sapı” gibi yakıştırmalar yapanlar…
KAAN Millî Muharip Uçağın ilk prototipine “Bunun pistten kalkmasına imkân yok, altına motor koymuşlar tır tır gidiyor” diyenler…
Seçim vaadi olarak “Bundan sonra İHA-SİHA lafı duymayacaksınız, bu TCG-Anadolu da buradan gidecek” yahut “Gelince İHA-SİHA’lara dokunacağız” diye meydanlarda bas bas bağıranlar…
S-400’lerin “Saray”ı korunmak için alındığını söyleyenler…
“YPG bize mi saldıracak?” diye beyanat verenler…
15 Temmuz’da FETÖ’nün tankları geçerken yarı bellerine kadar sarkıp ellerini patlatırcasına alkışlayanlar…
Türk Ordusu’na “satılmış”, Türk Askerine “Lejyoner, işgalci, kimyasal silah kullanıyor”diyenler…
Karabağ Savaşı’nda “Türkiye Azerbaycan’a cihatçı gönderiyor” iftirasını atanlar…
Mavi Vatan için “masal” yakıştırmasını yapanlar…
Türkiye’nin Akdeniz ve yakın coğrafyadaki hamlelerine “Yayılmacı ve kışkırtıcı hamleler”diye Yunan ve İsrail ağzı ile konuşanlar…
Bir gün karşı karşıya gelecek olursak Türkiye’ye karşı İran yahut Esad’ın yanında olacağını açık açık ifade edenler… gibi geniş bir zümreyi dahil etmek gerektir diye düşünüyorum.
Ve savaş çıkarsa -rahat olalım- ülkemizi koruyacak olan o “biz”, birçok zorlukla mücadele ederek iki yılda tamamladıkları Bodrum’daki sünger heykeline yahut çekirdek çitleyen eşek heykeline güveniyordur belki de.
Onlar da fayda etmezse Ankara Hıdırlık Tepe’de Mansur Başkan’ın diktiği iki beton direk var. Maçaları yiyorsa gelsin saldırsınlar.
Daha da olmazsa Atatürk’e benzeyen adamımız var bizim. Salarız üstlerine.
İllaki bir bildikleri vardır o “biz”in. Heykellerin gücü adına! Gelecekleri varsa görecekleri de var. Buyursunlar gelsinler…
Kalınız sağlıcakla efendim.



