Bir selâm ile fethedilir gönüller

Hududu yoktur gönüllü olmanın. İyilik, ilmek artırarak örülür ve bir zaman sonra insan bir avuç toprağa gömülür. Hep bir ağızdan sorulur: “Nasıl bilirdiniz?”

TUTUNUYOR insan hayat telaşında sıcacık bir selâma…

Herkesin bir gönüllülük hikâyesi vardır elbette; kimi bir selâm ile girmiştir bu deryanın içine, kimi bir kelâm ile. Kimisi bir tebessüm, kimisi bir bakış ile… İnsanı çeken o küçücük damla, sonra bir derya oluverir. Verdikçe almanın hazzını yaşayan nefis, gönül heybesinde nice güzelliklere yer açar. Belki de insan, fıtratı gereği iyilik yaptıkça enaniyetinden sıyrılır, özünü hatırlar.

Benim de bir gönüllülük hikâyem var. Hatta yıllar önce üniversiteye başladığım zamanlarda “Damla’dan önce” ve “Damla’dan sonra” şeklinde ikiye ayrılan bir hayatım var.

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın projesi olan Damla Projesi’ne katılmıştım. On günlük sürede öyle tadında kalmıştı ki her şey, yaşantıma bir ara vermiş, bambaşka bir dünyaya adım atmış, sabahın nuruyla başladığım günden gecenin en koyu karanlığında ancak vedalaşmıştım.

Proje kapsamında huzur evi ziyaretleri, şehitlik, sevgi evi, dezavantajlı aile ziyaretlerinin yanında okullarda miniklerle bir araya gelme fırsatı buluyorduk. Fakat öyle bir ruhu vardı ki bu projenin, sabah sporu ile başlanan gün, doğayı dinleyerek ve yaratılan her zerrenin zikriyle devam ediyordu. Proje bu satırlarda anlatmakla bitmez. Bilirsiniz, projelerin ömrü hep kısa olur, önemli olan devamlılığıdır. Daha sonra öğrenci gruplarının üniversitelerine kurduğu topluluklarla devam ettik faaliyetlere; bir grup öğrencinin bunu derneğe dönüştürmesiyle de daha uzun bir hayata kavuştu. Devamlılığı bu şekilde sağlanan, hatta ve hatta küçük gönüllü gruplarından ve derneklerden bir “Gönüllülük Federasyonu” bile oluşturulan bu organizasyonun içinde bulunmak hâlâ şükür sebebimdir.

“Bu gençlik nereye gidiyor?” serzenişleri de biraz ötelendi nitekim. İsmi ne olursa olsun, gönülden gönle bir yol bulunuyor ve insan isteyince bir şekilde onu devam ettiriyor.

“Gönüllülük hikâyesi” denildiğinde bir de Kütahya’m gelir aklıma. Mahalle adı bile “vefa” olan şehir, kuruluşun ve kurtuluşun şehri, sancağın yere düşmediği şehir… Radyo Dumlupınar’da program yaparken yine bir grup öğrenci olarak “İnsanlık Ölmedi Ödül Gecesi”ni düzenledik ve bunu her yıl yapmaya karar verdik. O süreçte öyle güzel hikâyelere şahit olduk ki… Ödül sahipleri geceye neden davet edildiklerini bile hatırlamazlarken, onların hikâyelerine tanık olan birileri, evvelinde kendilerinden bahsetmiş, aylar, belki de yıllar önce “İnsanlık ölmedi” dedirtmişti. Unutulmuyor bazı anlar, anılar. Önemli olan, güzel iz bırakmak. Adınızı andığında birileri, tebessümle anılmak. Peki, nasıl olur ki bu? İnsan nasıl gönüllü olur? İllâ bir grubun içinde mi olmalı, tonlarca parası mı olmalı?

Gönüllülük sadece maddî yardımlarla dönen x, y, z derneğinin milyarlarca gelirinden burslar verilen, yemek yardımları yapılan bir kavram değildir. Fakat gönül hamallığı yapan insanlar için açıklanması güçtür gönüllülük. “Görsünler” diye yapılan iyilikler sosyal medyada cirit atarken, yerden alınan bir küçük çöp de gönüllülüktür, sadakadır. Bir başkasının beli bükülmesin diye küçücük bir kâğıt parçasını saatlerce elinde tutup sokağa atmamak da bir gönüllülüktür. Bir çocuk gülüşüne saklanan masumiyeti açığa çıkarmak, tebessümüne vesile olmak, bir kuşun gagasındaki duaya talip olmak, “Dağlara buğdaylar serpin, ‘Müslüman ülkede kuşlar aç kaldı’ demesinler” diyen Hazreti Ömer’i hatırlayarak yaşamaktır.

Gönüllülük diz çökmektir bir çocuğun önünde, onun dilini bilmesen de gözbebeklerinden gönlüne akmaktır. Ahde vefayı sadece beşere değil, seher yelinde gökyüzüne makyaj yapan kuşlara da gösterebilmektir. Sinenizde kanat çırparak yükselen gönül kardeşliğinde kendin için istediğini onun için de isteyebilmektir.

Hududu yoktur gönüllü olmanın. İyilik, ilmek artırarak örülür ve bir zaman sonra insan bir avuç toprağa gömülür. Hep bir ağızdan sorulur: “Nasıl bilirdiniz?”

Ardımızdan “İyi bilirdik” kelâmını duymak, iki cihanlık saadet bırakmak duasıyla…