KOMANDOMUZ yıllardır şu sözlere sahip özel bir marşla yeri göğü inletir: “Bir kar yağar ince ince/ Komandonun hâli nice/ Bir operasyon var bu gece/ Vur vur komando komando…”
Türk Komandosunun şânını cümle âlem bilir. Doğudan batıya, kuzeyden güneye hâlâ bu marşla düşmanın kulakları çınlar, yüreği titrer. Komandomuzla özdeşleşen bu marşın farklı bir versiyonu, bugün ülke gündeminin her alanını bir temizlenme ve arınma sürecine sokan Devlet’in her hareketinde işitiliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın idaresindeki bu icrada Adalet Bakanı Akın Gürlek’in imzası var.
Sayın Gürlek’in bakanlık görevine getirildiği günden beridir, aynı gün İçişleri Bakanlığı görevine başlayan Sayın Mustafa Çiftçi ile kurduğu koordinasyon doğrultusunda gerçekleştirilen operasyonlar, Türkiye’ye içeriden ve dışarıdan düşmanlık eden bütün mahfilleri korkutur hâle geldi. Ne zaman başına ne geleceğini bilemeyen bu mahfiller ve taşeronları, Devlet’in kara kutularını açtığının farkına acı şekilde varıyorlar.
Kara kutunun ne işe yaradığı malûm: Özellikle hava araçlarında kullanılan bir hafıza mekanizması… Olağandışı bir durum olarak arıza veya kaza sonrasında öncelikle kara kutuya ulaşmak istenir. Ciddî bir koruma kalkanına sahip bu cihaz, bazı kazaların ardından bulunur, bazılarında ise bulunmaz. Bulunmaması imkânsızdır elbette, ancak bu imkânsızlığı mümkün kılmak isteyen şer niyetli bir irade mevcut olduğunda bulunmamak yolu da bulunur.
Bu ülkede Devlet düşmanlarının, “derin devlet” tanımlamasını kulu oldukları odaklardan aldıkları talimata göre milletin zihnine ve vicdanına aşıladıkları uzun ve acı bir dönem yaşandı. Bu uzun ve acı dönemde bulunan kara kutularsa milletin zihninden ve vicdanından uzak tutuldu. Darbeler tarihiyle yüzleşmeye çalışan toplumumuz, 6-7 Eylül Olayları’ndan Kanlı 1 Mayıs’a, 1980 öncesi silahlı sokak olaylarından terör örgütlerine, 1990’lı yılların faili meçhul cinayetlerinden 2000’li yıllarda şahit olunan suikastlara değin genel planda her teferruatı düşünülmüş bir manipülasyonlar girdabının içinde debelendiğini 15 Temmuz ile daha net kavradı. Ve Devlet, adeta 15 Temmuz işgalci darbe girişiminin 10’uncu sene-i devriyesini karşı operasyon başlangıcı olarak ilân etti.
Bu ilânın yörüngesinde uyuşturucudan kumara, bahis oyunlarından mafya ve çetecilik faaliyetlerine, spordan kara paraya toplumsal bütün kılcal damarlara sirayet etmiş ve FETÖ’den PKK’ya, magazin ünlülerinden internet bitmesi cehalet sembollerine bütün maşaları ve o maşaları tutan elleri deşifre ederek, bugüne kadar ülkemize ve milletimize yaşattıkları bütün acıları acı acı çıkartacak bir hamleye bu operasyonlar silsilesinde tanıklık edeceğiz. “Edeceğiz”, zira henüz başındayız. Milletimiz için belki bir “yüzleşme” tarifinden bahsetmek mümkün; çünkü gerçekleri bugüne kadar manipülasyon gözlükleriyle seyrediyordu. Fakat Türk Devleti, bulunamadığı zannedilen kara kutuların içeriklerine vâkıftı.
Bu eşiğe gelindiğinde bir küçük detayı ifşa etmek elzem oluyor. Şöyle ki… Her devlet, sahibi olduğu kapasiteyi medya eliyle pazarlar. Bu anlamda sahibi olduğu kapasitenin ilk envanter maddesi medyanın kendisine ait olmasıdır. Doğrudan ve sadece egemenliği ve otoritesi tanınmayan devlet, medya ekseninde itaat görmediği gibi ayrıca kapasitesiz, zayıf ve küçük gösterilir. Bu yüzden bugüne kadar mevcut dünya düzeninde paraya sahip olanı devlet kabul eden sistem medyasının gerçeği bilmeden, aldığı talimatla gerçeğin üzerini örtmüş olması oldukça mümkündür. Bu, şu demek: Örneğin bir mahfil tarafından uçak kazası süsü verilen bir suikast gerçekleştirildi. Kara kutu kazanın seyrini ve kameralar tetikçilerin kimler olduğunu kaydeder. Eylemi tertipleyen mahfil ne kutuya ne de kameralara ulaşmıştır da medya eliyle kara kutuya ve diğer kayıtlara ulaşılıp ulaşılmadığını kendi planı doğrultusunda duyurabilir. Oysa kutuyu bulan Devlet, kendi planını hazırlamış ve oltasını kurmuştur. Toplumsal göz medya eliyle bu süreçte büyükle küçüğü ayırt eder. Fakat büyük de küçük de görüldüğü gibi değildir.
Şer odaklar, Türkiye’de bu akıl yoksunu oyunlarıyla gerçeklerin üzerini örterken kendilerini alçak bir şirkle kötülük tanrısı olarak kabul ettirmek için çalıştılar. Bu isteklerinde bazı kıt akıllılar üzerinde başarılı da oldular. Fakat imanımızdan aldığımız bilgiyle biliyoruz ki, küfür, tam da budur. Zira küfür örtmektir ve gerçeğin üzerini örterek onun var olmadığına inandırmak isteyen mihrakların hepsi şeytanla yoldaş, onlara uyanlarsa kâfirlerdir.
Bilmeleri gereken en hakikî gerçekse, bu toprakların üzerinde duranların da, altında olanların da Türk Devleti’ne ait olduğu ve bu toprakların üzerinde olup bitenden de, altında olup bitenden de önce, eksiksiz ve bütün failleriyle Türk Devleti tarafından bilindiğidir.
Uyuşturucu ve fuhuş çeteleri, kara para çeteleri, bahis çeteleri, Ahbap gibi yardım istismarı çeteleri hakkında başlatılan operasyonların statü, aile, çevre, öğrenim yahut şöhret tanımaksızın tüm derinliği ve ciddiyetiyle yürütülmesi, Devletimizin hangi eşiğe vardığını ve kaçıncı kilometre taşını geride bıraktığını herkese anlatmaktadır. Bu noktada isimlere takılmak aslında hoş değildir (zira pek çok isim bu ülkenin son yirmi yılında nice pozisyonla kamuyu manevî anlamda dolandırmış ve toplumsal güveni zarara uğratmıştır), ancak Akın Gürlek ismi, bir başka cihetle tarihe geçecektir.
Sadece çetelerle ilgilenmeyerek, Tunceli’de basit bir cinayet gibi görünen “Gülistan Doku” vakasını da, Türk siyasetinin temiz yüzü Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehadete erişmesine sebep olan hazin helikopter kazasını da aynı titizlikle yeniden ele alan ve sözde yargılanmalarına rağmen nice canın hakkıyla aramızda ellerini kollarını sallayarak dolaşanları Sayın Gürlek’in icra ettiği Devlet iradesiyle enselenmiş görüyoruz. Bu yüzden diğerleri, Sayın Gürlek’in hangi hamlesinin ne zaman başlarına patlayacağını bilememenin stresi içinde çil çil dökülüyor, pişmanlıklarını dile getiriyor, itiraf üstüne itiraflarını sergiliyor ve bu topraklar üzerindeki biricik ve ebede dek payidar olacak devletin Türk Devleti olacağını bugünkü operasyonlarla idrak ediyorlar.

Bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başöğretmen olduğu bu “Devlet” mektebinde, Akın Gürlek gibi öğretmenlere de şahit olmak mutluluk verici. Ve bu okul, içeride serseri düşmüş pek çok şımarığı daha yola getireceği gibi, dışarıda/okul kapısında eşkıyalık etmeye yeltenenleri de çıldırtmaya devam edecek. Bilecekler ki, bu devletin dağcı, paraşütçü ve jandarma komandosu kadar istihbaratçı, bürokrat, gazeteci ve hatta sporcu komandoları da her an Beşparmak dağlarına iner gibi tepelerine inmeye muktedirdir.
Gazâmız mübârek olsun, bir operasyon var bu gece!
--------------
Bir solukta…
Devlet milletin olanda
Hırsızı uğursuzu
kahpesi şuursuzu
Öğrenmeli öğrenecek
bilecek bu hususu
Yarına bıraksa da
yanına komaz devlet
Kendi başın yiyecek
eşkiyanın pususu
Celâlî



