Bir Millî Mücadele kahramanı: D. Mehmet Doğan

Mücadeleyle geçti ömrü. 1922’de kalan yerden sürdürdü Millî Mücadele’yi. Dilde, düşüncede, tarihte, Türk dünyasıyla ortak hareket etmede… O bir Millî Mücadele kahramanıydı aslında. Asıl 1922 sonrası başlayan Millî Mücadele’nin...

BAY kalem… Bay kelâm… Bay tefekkür… Bay Türkçe… Bay Türkistan…

Yakasız gömlek ve kravatsızlığın Türkiye temsilcisiydi. Yakasız gömleği, moderniteye ve Cemil Meriç’in “idrakimize giydirilmiş deli gömlekleri” dediği ideolojilere karşı kalkan ve sığınak olarak kullandı.

Çağdaş bir bibliyograftı. Bir ömür yazdığı Türkçe Sözlük’ümüzdeki her bir kelime için yarım saat konuşabiliyordu. Yaşayan Âkif’ti. Hem Âkif, hem Asım… “Zaten kırk yıldır Âkif’e sahip çıkan tek oluşum, o ve arkadaşlarıydı” demek yanlış olmaz. Taceddin Dergâhı’nı yaşatanlar da o ve arkadaşlarıydı. Oraya defnedilmesi ne çok yakıştı. “Bunu seksen beş milyon içinde en çok hak edendi” demek mümkün. (Hastalığı süresince ona destansı bir fedakârlıkla sahip çıkan ve söz konusu dergâha defnini sağlayan, Genel Başkanımız Musa Kâzım kardeşime bin teşekkürler. Berhüdar olasın aziz dost.)

Tıpkı gönüldaşı Âkif gibi o da Müslüman ve Türk kavramlarının mündemici yani bulamacıydı. Öyle doğdu, öyle büyüdü, öyle de yaşadı. Medeniyetimizin yüz milyonlarca Mehmet’inden birisiydi o. Karıştırılmasın düşüncesiyle -merhum Topçu’nun armağanı olarak- isminin önüne “D.” ibaresini ekledi sadece.

Sözlükleri sevemedim ben. Türkçeyi ne kadar çok seviyorsam, sözlüklere o kadar uzağımdır; nedenini bulamadım. Bunların bir tek istisnası vardır; onun her gün bir kanaviçe gibi işlediği Doğan Büyük Türkçe Sözlük. Değerliydi, farklıydı, özeldi o sözlük bizim için. Çünkü onu bize D. Mehmet Doğan Ağabey armağan etmişti. Bize yani milletine yani Türk milletine… 

Son görüşmemizde, 2023 Aralık’ında sormuştum: “Mehmet Ağabey, ‘Doğan Büyük Türkçe Sözlük’teki kelime sayısı kaç oldu?” “Yüz otuz bini aştı Fahri!” diye cevaplamıştı kendileri.

Gıyabî tanışıklığımız şifahiydi önceleri. Gün geldi vicahiyeye yani ruberuya (yüz yüzeye) dönüşmüştü. RTÜK üyesi olduğu günlerdi, 1996 Aralık ayında, Âkif’in 60’ncı ölüm yıldönümünde Adapazarı’na konferansa getirmiştik. Konferans sonrası ASM’nin üst katında tavşankanı çayların lezzetine beş basan harika muhabbetle başlamıştı dostluğumuz. O gün bugün ben onun “Azizim” dediği kardeşi olmuştum, o da benim “Mehmetlerin en hası” diye hitap ettiğim can ağabeyim olmuştu.

Geçen yirmi sekiz yılda, onlarca yüz yüze, yüzlerce söz söze konuşma, görüşme, hatıralarla bezeli bir dostluktu bizimkisi. Urfa’dan Yozgat’a, Mardin’den Edirne’ye, Çankırı’dan İstanbul’a, Malatya’dan Aksaray’a, Edirne’den Tarsus’a, Akhisar’a, Bolu’ya ben neredeysem Mehmet Ağabey de oradaydı kuşkusuz, bilirdim. Şeksiz şüphesiz, mazeretsiz ivazsız gelir, katılır, zenginleştirirdi programlarımızı. Ne zaman aradıysam, bir yere davet ettiysem, “Nereye?” diye sormazdı, tek baktığı takvimiydi “Müsait miyim o tarihte acaba?” diye.

O gönüldendi, gönüllüydü, gönülceydi. O bir gönül adamıydı. Gönül, vefa, muhabbet…

Bugün Türkiye sathında on yedi şubesi, iki bin altı yüz üyesi olan dev bir kuruluştur Türkiye Yazarlar Birliği. Orta hâlli bir siyâsî parti kadar güçlü, örgütlü bir kurumdan söz ediyorum. Yerli ve millî en büyük yazar kurumundan söz ediyorum. Bu dev yazar teşkilatının başı da, kurucusu da, omurgası da, neferi de, hedef çizeni de, başkomutanı da oydu. TYB’nin dünü de oydu, bugünü de. Yarını da odur. “TYB eşittir D. Mehmet Doğan” idi. Övgü de, eleştiri de bunaydı, bundandı, buncaydı.

Bir kez kendisi için kullanmadı bu gücü. Cumhurbaşkanımız, Başbakanlarımız, nice bakanlarımızla dost olduğu hâlde, kendisi için kimseden bir şey istemedi. Makam mansıp, güç para en ırak olduğu, durduğu, bildiği şeylerdi onun. İtiraf edelim, bizim mahallede Ankara pek sevilmez. Ama bir adam çıktı, Ömrüm Ankara’yı yazdı. O adam bize Ankara’yı sevdirdi. Ben o kitaptan sonra Ankarasever olmuştum artık; son on senedir her Ankara’ya gidişimde Taceddin Dergâhı’na selâm veriyor, Hacı Bayram’da muhabbeti telezzüz eyliyor, eski Ankara sokaklarında huzuru teneffüs ediyordum. Artık Ankara daha bizim, daha bizden, daha bizceydi! Aslında biz de Ankaralıymışız da haberimiz yokmuş. O kitabın yazarı da D. Mehmet Doğan’dı. Bizi Ankaralı yapan adamdı o!

Biraz Sezai Karakoç, biraz Necip Fazıl, daha çok Âkif’ti o. Ama en çok Nurettin Topçu’ydu. Onun yüz otuz bin kişilik lügatinde Hoca, Topçu’ydu zahir. Nureddinîydi, Nureddin’dendi, Nureddinceydi. Bu da ona çok yakışıyordu.

1,75 (m) civarında orta bir boy, geniş açık bir alın, az belirgin kavisli kaşlar, Yesevi Yesevi bakan derun gözler, az etlice bir burun, Orta Asya’dan gelmiş izlenimi veren belirgin bıyıklar, geniş alnından aşağıya doğru daralan üçgeni tamamlayan biçimli bir çene… Büyük salgından itibaren nuranîliğini daha artıran sakalla çevrili musalli bir yüz… İşte D. Mehmet Doğan Ağabeyimiz! 

Karakterinin başat unsurları: Âlim, bir o kadar ârif. Mütevazı. Diğerkâm. Müstagni. Vakur. Denge. Ne bir eksik, en bir kelime fazla; tam kıvamında konuşan, saatlerce dinlense yormayan bir hatip, bir natıka. Müzekki (zeki adam). Polemikten de kaçınmayan keskin bir zekâ. Sabırlı. Birleştirici. 

Yüzü, gözü, sözü Anadolu olan adamdı o. Yüzü, gözü, sözü Türkçe olan adam… Saf, sade, sadeceydi o. Duru, sakin, tumturaksız… Olduğu gibi adamdı, olduğu gibi Anadolu… 

Dostluk ve arkadaşlık timsaliydi; seksen bir ilde sekiz yüz on, hatta sekiz bin yüz gönül dostu mevcuttu. Seksen bir ilde hükümet kadar bir iktidar sahibiydi ama göstermezdi; görünmeyen bir iktidarın sahibiydi yani. İktidarlara hep mesafeli durdu, buna RTÜK üyeliği dâhildi. Ne büsbütün içinde oldu iktidarın, ne de büsbütün dışında. Doğruları söyledi, doğruları anlattı, doğruları yazdı durdu.

Muhalif… Millî muhalif. Edepli millî muhalif; muhalefetiyle zenginleştiren adamdı.

Yarım asır iki şeyi hep şerefi bildi, şerefi tuttu, alâmet-i farikası saydı: Kalemini ve yakasız gömleğini.

Olayların ve sebeplerin künhüne vâkıf ender fanilerdendi. O, ülkemizin kültüründen, sanatından, edebiyatından sorumluydu, evet.

Evet, o bu ülkenin gerçek kültür bakanıydı! Türk dünyasının kültür bakanıydı üstelik.

Bazı insanlar vardır, ülkeleri için doğar ve ülkeleri için yaşarlar. D. Mehmet Doğan onlardandı. Yetmiş yedi yıllık ömrünü Türkiye’ye vakfetmişti. Ve Türkçeye… 

Mücadeleyle geçti ömrü. 1922’de kalan yerden sürdürdü Millî Mücadele’yi. Dilde, düşüncede, tarihte, Türk dünyasıyla ortak hareket etmede… O bir Millî Mücadele kahramanıydı aslında. Asıl 1922 sonrası başlayan Millî Mücadele’nin...