İSTİHBARAT tarihinde hiç değişmeyen bir haber kaynağı ve operasyon bandı vardır: Seks…
Seks konusunu insanoğlu ısrarla “özel hayat” tanımına yedirerek kendine oldukça geniş-çeşitlenmiş bir fantezi dünyası kurmak istese de istihbaratın doğasında ve görev tanımında “özel hayat” diye “kurtarılmış bölge” yoktur. Aksine istihbaratın en önemli “güç gösterisi” ringinden biri seks alanıdır. Çünkü tarih boyunca seks, istihbarat için hem bir “tuzak” türüdür hem de “bilgi kaynağı” adresidir. Özellikle “fahişe”ler bu tuzağın ve bilgi kaynağının “adi muhbir” eşiğidir. Fakat özel durumlarda da “devletin geleceği için biri ile yatmak” formunda casusların da kullandığı tekniklerdendir.
Zamanla, dijital dünya imkânları ile istihbaratın eli bu alanda bir hayli güçlenmiştir. Özellikle internet ortamında her “vatandaş”ın seks sicili özel bir ekip takibine ihtiyaç duymadan kayıt altına alınabilmekte ve kentlerin her bir köşesindeki kamera sistemi ile takip çizelgesi etkinleştirilebilmektedir.
Hatta “darbeler tarihi” odağında seksin nasıl kullanıldığının da çarpıcı örnekleri var. Mesela 28 Şubat sürecinin ilk domino taşının “seks tuzağı” ile başlatıldığını hatırlamak lazım. Önce Bursa’da muhafazakârların ünlü bir okulunun rehber hocasının “çocuk pornosu” bağımlısı olduğu soruşturması ve ardından da sözde bir tarikat şeyhinin yatak odasının basılması ile volümü yükseltilen bir operasyon süreci…
“Özel hayatı deşifre etmek” kadrajı, istihbaratların sadece zekâsının gösterisi değildir; aynı zamanda “bir tehlikeyi savuşturmak” refleksidir. O nedenle “seks” başlığı, istihbarat için en az “terör” kadar ciddiyetle üzerinde durulması gereken bir ödevdir.
Fakat istihbaratın doğası gereği iki konu var ki kontrolü sağlanamamışsa bizzat istihbaratın başına bela açar. Biri “casusluk” konusudur, diğeri de “politik şantaj”dır. Casusluk bizzat istihbarata yönelik bir operasyon iken “politik şantaj” konusu ise istihbarat mensuplarıyla politikacıların çıkar birlikteliği ve/veya çıkar çatışması sürecidir. Dolayısıyla kuyruğunu casuslara ve politik şantajcılara kaptırmış bir istihbarat, özü itibariyle çürümüş sözü itibari ile de başka istihbaratlara hizmet ediyordur.
Kuşkusuz istihbaratın hem zekâ ivmesini hem de operasyon becerisini en iyi görünür kılan hamlesi, zamanlamasıdır. Bu zamanlama hem operasyonun başlangıç ve bitiş süresini kapsamaktadır hem de “bağlamından fazlası” olma kabiliyetidir. “Bağlamından fazlası”ndan kastımız şudur: Operasyonun ana amacı kadar başka operasyonlara da alan açma kabiliyetidir.
İşte “Epstein” dosyası/ operasyonu tam da budur: Bağlamından fazlası…

Jefrrey Epstein’in bir istihbarat kuklası olduğu göz ardı ediliyor. Yani zengin olup zenginlere çocuk seks işçisi bulan bir seks patronundan bahsetmiyoruz. Dünyanın vitrindeki zenginlere, liderlere, entelektüellere ulaşan; network içine istihbaratların iştahını kabartacak adresler ekleyen biri… Dolayısıyla “Epstein Davası”, bir “adi vaka” değildir.
Bir halk eğlencesi olarak: Seks
Tarihin kayıt altına aldığı “tavsiye listesi” içinde ilk üçe girecek bir olgu var: Eğlence…
Eğlence adeta halkın “taşkınlık hakkı”dır. Özellikle “taşkınlık” etiketini kullandım; çünkü eğlence, halkın taşmak üzere olan bardağa bıraktığı son damla gibidir. Halk dolmuş bardağın kenarından taşan kısmı görünce “bardağı kırmak” fikrinden vazgeçmektedir. Yani eğlence halkın kendi öfkesinin en pratik “oto kontrol” yöntemlerinden biridir. O nedenle halkın eğlencesiyle oynamak, kurcalamak veya yasaklar getirmek, bir istihbarat örgütünün ve/veya devlet aklının en son hayal edeceği şeydir.
Eğlencenin bir de ontolojik/ teolojik kökü var: Günah…
Halk günaha karşı direncini eğlence üzerinden gerçekleştirir. Hatta “eğlencede şakaya vurmak” inceliğiyle “günah listesi”nin altını boşaltır. Mesela bazı toplumlarda “argo-küfür”, eğlence türleri içinde en yaygın olanıdır. Veya “seks fıkraları” edinimi de aynı bağlamdadır.
Mesela “Herkesin özel hayatı kendine” propagandası, aslında eğlence alanını genişletmek içindir. Böylelikle her türlü günah bu propagandaya yedirilmekte ve ister ilâhî vaaz ister tecrübî bir ahlâk kuralı olsun; çirkin, günah, sapkın, ayıp diye nitelenmiş şeyler önce “normalite” torbasına atılmakta ve de ardından bu torba “özel hayat yasaları” ile mühürlenmektedir.
Yine “Beden benim!” parolası da aslında aynı hedefe hizmet eder. Ve temelinde şu kanun işletilmek istenmektedir: “Karşılık rıza varsa, kime ne?”
“Karşılıklı rıza varsa, kime ne?” zihniyeti aslında insanlığın en temel kuralına saldırmak demektir: Toplumsal/ kamusal gelecek…
Mesela İslâm’ın tevhid akidesinin sosyolojik karşılıklarından biri “Karşılık rıza varsa, kime ne?” zihniyetine karşı çıkılmasıdır. Yani İslâm’ın en büyük itirazlarından biri yani “LA” dediği zihniyetten biri bu “Karşılıklı rıza var, kime ne?” talebidir. Nitekim İslâm karşılıklı rıza olsa bile topluma/ kamuya ilan edilmemiş ve bir hukuka bağlanmamış cinsel ilişkili birlikteliğini “haram” saymıştır. Veya karşılıklı rızaya dayalı bile olsa RİBA (orantısız kazanç) ilişkisini alış-veriş olarak görmemektedir.
Dolayısıyla halkın eğlence zekâsının işlediği her yerde din pür dikkat kesilmekte ve eğlence torbasına atılanları “torbadaki yılan” saymaktadır. Özellikle de konu seks ise…
Şimdi “Epstein Davası” diye ortalığa uzun yıllardır saçılan ve fakat son aylarda istihbarat zekâsı ürünü olduğu çok açık olan gündemleştirmede odak noktası nedir? Seks mi? Hayır! Nitekim aldatma, eşcinsellik, fetiş seks gibi içerikler yok. Peki ne var? Bilerek ve gerçeği de içeren bir formda: Çocuk!
Bir seks objesi olarak çocuk
Çocuk konusu, insanlık tarihinin “münafık yüzü”dür. Yani insanoğlunun ikircikli, içten pazarlıkçı, sahtekâr yüzünü deşifre eden, maskesini düşüren en önemli ayraçlardan biri “çocuk” içerikli süreçlerdir.
“Çocuk öldürmek”, “çocuğa tecavüz”, “çocuk istismarcılığı”, “çocuğun malına çökmek”, “çocuğa şiddet”, “çocuk kullanmak” gibi uzayıp gidecek tüm başlıklar/ durumlar aslında insanoğlunu münafık yüzünün sicil başlıklarıdır.
Mesela İsrail bütün dünyanın gözünün içine bakarak yüzbinlerce çocuğu katletmektedir. Fakat bırakın İsrail’i cezalandırmayı, başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batı dünyasının sözde çağdaş, modern devletleri bu katliamı “İsrail’in kendini savunma hakkı” kapsamında görmektedirler. Hatta ABD’nin İsrail Büyükelçisi “içindeki hayvanı konuşturmak” eşiğinden yapılan katliamın doğru olduğunu açıkça ifade edebilmektedir.
Şimdi dünyada milyonlarca çocuğu katleden devletleri değil de “çocuk yaşta olanlarla cinsel ilişkiye girmek” etiketli Epstien gündemli küresel bir pisliğin akmasını bir “ahlâk çalıştayı” konusu mu yapacağız? Dünya, çocuk öldüren liderlerle “rutin diplomasi”yi sürdürürken, bu katil liderlerin çocuk yaştaki kızlarla fantezi dünyalarındaki iğrençlikler üzerinden bir “günah çıkarma” şöleni mi düzenleyeceğiz?
Dünyada çocuk yaşta seks işçileri sektörü kuran ve yöneten devletler var. Kendi çocuklarını çocuk yaşta seks işçisi yapan milyonlarca aile var ve bazı ülkeler “Seks Turizmi” adı altında diplomasi bile yürütmektedir.
Dolayısıyla Epstien dosyası dikkatlice incelendiğinde aslında bir istihbarat zekâsının “bağlamından fazlası” etkisinde bir operasyon yürüttüğü görülecektir.
3. Dünya Savaşı seksten mi çıkacak?
Soru şudur: Zenginlerin, liderlerin, entelektüellerin seks hayatı neden savaş çıkarsın?
Amerika’dan örnek verelim. Amerikan halkı için -genelleme olarak değil de vurgu için kullanıyorum- karşılıklı rıza olduktan sonra seksin her türlüsü normal görülür. Bizde de benzer bir kültür hızla yayılmaktadır. Fakat bir “başkan adayı” hakkında gündemleştirilen seks hayatı birden bütün Amerikan halkını dindar, ahlâkçı, etikçi, görgülü bir seferberliğe iter. Neden? Halkın bu seferberlikten maksadı şudur: “Yönetici halka benzememeli!” Bu vurgudaki “halka benzememeli!” ifadesi zımmen şudur: Halkı yönetmek istiyorsan, günahların halka benzememeli!
Hırsızlık, rüşvet, seks istismarcılığı, dolandırıcılık, taşkınlık, adam kayırmacılık gibi birçok suç, günah, ayıp halkın arasında turlayabilir; ancak önemli göreve gelmek isteyenler bu turlara “tur bindiren” olmamalıdır.
Aslında tam da bu kitle psikolojisini istihbaratlar çok iyi kullanmaktadırlar. O nedenle sicili bozuk olanları ihtiyaç hâlinde deşifre etmek ve/veya halkın önüne atmak, istihbaratların en yaygın taktiklerindendir.
Bu bağlamda asıl kritik soru şudur: İstihbarat, sicili bozuk olanları seçer ve önemli görevlere bilerek getirir mi? Ve zamanı geldiğinde düğmeye basar mı?
Bu sorunun cevabı ancak bir başka sorunun cevabı ile netleşebilir: “Devlet Aklı” ile “Derin Devlet” farklı şeyler midir? Bizce evet… Zaten istihbarat tarihi de devlet aklı ile derin devlet arasındaki güç dengesinin hikâyesinden ibarettir.
Dolayısıyla “istihbarat ve seks” masasının nasıl çalıştığı biraz da bir ülkedeki devlet aklı ile derin devlet arasındaki farkın niteliğine ve güç dengesi denklemine bağlıdır.
Nitekim “Epstein Davası”nın “Derin Devlet”in operasyonu olduğu çok açık. Küresel ölçekte gündem olan bu tarz dosyaların arkasında bir derin devlet zekâsı varsa eğer, kesinlikle orada aynı zamanda İsrail Devleti de vardır!
Hatta Epstien dosyası üzerinden Trump’ın İsrail’in politikalarına hizmet etmesi için mobing uygulandığı da ortada. Fakat Trump’ı ABD Başkanı yapmayı planlamış ve bunu uygulamış bir istihbarat zekâsı var. Ve asıl merak şu: Trump ABD Devlet Aklı’nın mı yoksa ABD Derin Devleti’nin mi tercihi?
“Ne fark eder? İkisi de ABD çıkarlarına hizmet eder!” denilebilir. Doğru… Ancak “çıkar” dediğiniz pasta paylaşıldıkça ve yendikçe yenisi üretilebilen bir şey. Yani “pasta”nın doğasında tüketilmek var. O nedenle “çıkar” kendini güncellemeli. İşte bu güncellemede hem pastanın malzemesinde hem pay oranlarında bir yenilik gerekir.
Ayrıca dikkat edilirse Epstein öyle bir “seks ahtapotu” dosyası ki kolları yönlendirilerek istedikleri ülkeyi kıskıvrak yakalayabiliyor. Mesela Türkiye de bu planda var. Yani “Epstein’in Türkiye Yüzü” planı da işletiliyor. Türkiye’yi bu algı kapanı içine almak çok zor olmayacaktır. Çünkü söz konusu suç örgütünün başı olan Jeffrey Epstein’in selam verdiği, gittiği her yer komplo senaryolarıyla söz konusu operasyonun içine dahil edilebilir. Zaten “bağlamından fazlası” vurgusuna da çok uygun bir suç ağı.
Bu arada Jefrrey Epstein’in bir istihbarat kuklası olduğu göz ardı ediliyor. Yani zengin olup zenginlere çocuk seks işçisi bulan bir seks patronundan bahsetmiyoruz. Dünyanın vitrindeki zenginlere, liderlere, entelektüellere ulaşan; network içine istihbaratların iştahını kabartacak adresler ekleyen biri… Dolayısıyla “Epstein Davası”, bir “adi vaka” değildir.
Bazı çevreler “Dünyanın çivisi çıkmış. Dünyaca ünlü iş insanları, liderler sapıkmış!”magazininde olsa da gerçekte olup biten başka bir şey. Epstein Dosyası aslında bir “Yükselme Hikâyesi” türüdür. Yani bir yerlere gelme ve gelinen noktada hizmet verenlere borcunu ödeme mekanizmasıdır. Seks burada sadece “yürüyen merdiven”de bir basamaktan ibarettir. Bazıları hareket hâlindeyken bu basamağa basıp gider, bazıları seks takıntılı olduğu için basamakta durur.
Değilse, halkın -yönetişimin tarafı anlamında ve ABD kastedilerek- seks hayatı ile ünlülerin seks hayatı hangi açıdan karşılaştırılırsa karşılaştırılsın, halk ünlülere bu konuda taş çıkartır. Dolayısıyla burada ahlâkî açıdan bir ikircikli/ münafıkça tutum var.
Türk usulü Epstein olur mu?
Bir sefer “Türk” isimli ve sıfatlı hiçbir alanda ve onun sicilinde “Epstein” formatında bir örnekle karşılaşmayız. Çünkü “Türk Devlet Aklı” ve “Derin Devlet” geleneğinde bu tarz yöntemler yok. Yani bu ölçekte ve örgütlenme tarzında bir vaka kaydı yok.
Kuşkusuz “Türk usulü seks skandalları” başlığı altında “Türk’ün İslâm inancı ve millî sicili ile bağdaşmayan” içerikte halk arasında ve de ünlüler, yöneticiler katında örnekler/ vakalar yaşandı, yaşanıyor…
Hatta darbeler tarihimizde “şartları olgunlaştırmak” adına seksin kullanıldığına ilişkin hatıralar da var.
Ancak Epstein tarzı bir istihbarat oyunu hiç kurgulanmadı. Çünkü seks, Türk Devlet Aklı ve Türk Derin Devlet arasındaki geleneksel etkileşimde bir “güç rezervi” olarak görülmedi ve işletilmedi.
Bir ara “Yeşilçam filmlerinde seks furyası” oluşmuştu/ oluşturulmuştu. Sonuçları itibariyle bu furya sözüm ona çağdaş, modern, laik geçinen bir marjinal aydın güruhu tarafından “Anadolu’nun açlığı ve cahilliği” yorumuyla resmedilmişti. Ancak bu furyadan bir siyasî operasyon türemedi. Yer yer siyasî gündem oldurulan “kimin tecavüzcüsü?” etrafında sosyal kamplaşma yürüse de bu topraklarda Epstein benzeri bir vaka olmadı.
Türkiye’de hâlâ “seks skandalı” arşivi “kişilere özel vaka” eşiğinde. Bunun tek istisnası var: Yer yer “Laiklik-Şeriat” kamplaşmasını alevlendirmek için seks bir yem olarak kullanılıyor. Ancak bu “tutuşturma” eylemleri Epstein ölçeğinde ne bir algıya ne de bir araştırmaya dönüşüyor.
Son olarak bir hatırlatmada bulunmak icap ediyor: Epstein’in Türkiye ile ilişkilendirilmesi çabaları, bir iradenin süreci kontrol etme becerici sebebiyle durulmuş olsa da, bölgedeki savaş trendine göre bir güncelleme olasılığı durmaktadır…



