Bir’in (1) adâleti

BM, NATO, AİHM, UCM, Lahey Adâlet Divanı gibi kuruluşların artık hiçbir değeri kalmamıştır. Hepsi ABD’nin güdümündedir. ABD ne derse o olmaktadır. Bu bakımdan bu kuruluşlar derhâl lağvedilmeli ve tüm ülkeler bu kuruluşlardan ayrılmalıdır. Çünkü bu kuruluşlar, zâlim ve adâletten yoksun ABD ve kuyruğuna takılanlar demektir.

GEÇTİĞİMİZ haftalarda Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in BM Şartı’nın 99’uncu maddesine dayanarak Gazze’deki insanlık dramının sonlandırılmasıyla ilgili derhâl ateşkes ilan edilmesine dair 6 Aralık 2023 târihli ve âcil kodlu dilekçesini 8 Aralık 2023 târihinde (2 gün sonra) görüşen BM Güvenlik Konseyi, Guterres’in bu isteğini reddetti.

Tahmin edileceği gibi reddetme kararı ABD’nin vetosuyla gerçekleşti. ABD bu konudaki karar tasarılarını daha önce de birkaç kez reddetmişti (16, 18 ve 25 Ekim’de).

Yine bu konuda (ateşkes ve insânî yardımlar) BMGK’ye sunulan başka bir karar tasarının görüşülmesi ABD tarafından 4 kez engellendikten sonra, nihâyetinde 5’ci oturumda (22 Aralık) ABD’nin çekimser kalmasıyla tasarı Güvenlik Konseyi’nden geçti. Ama nasıl? Tabiî ki tasarı ABD ve İsrail’in isteği doğrultusunda değiştirildikten sonra… Yâni ateşkes yine yok. Sadece ufak tefek bir iki insânî yardımın geçişine izin verilmesini içeren göstermelik bir karar. Hepsi bu kadar!

Karar metnindeki diğer ifâdelerse teferruat ve birtakım kelime oyunundan başka bir anlam taşımayan, aynı zamanda samimiyetten uzak beylik lâflardan ibâret.  

Dolayısıyla hemen hemen tüm dünya ateşkes isterken (13 Aralık BM Genel Kurul oylamasında 153 ülke “Evet”, ABD ve kuyruğuna takılan 9 küçük ülke “Hayır” demişti) bir’in (1) adâleti (!) tüm dünyaya galebe çaldı. Bu veto kararları artık adâletin ve insanlığın bittiği noktadır. Bu hâdise, ABD’nin foyasını gerçek mânâda ve su götürmez bir şekilde ortaya çıkarmıştır.

Bundan sonra Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sloganik mottosu olan “Dünya 5’ten büyüktür!” değişerek mefhum u muhalifinden ve reel politik açıdan şöyle olmalıdır: “Bir (1) dünyadan büyüktür!”

Acı ama gerçek budur.

Dolayısıyla BM, NATO, AİHM, UCM, Lahey Adâlet Divanı gibi kuruluşların artık hiçbir değeri kalmamıştır. Hepsi ABD’nin güdümündedir. ABD ne derse o olmaktadır. Bu bakımdan bu kuruluşlar derhâl lağvedilmeli ve tüm ülkeler bu kuruluşlardan ayrılmalıdır. Çünkü bu kuruluşlar, zâlim ve adâletten yoksun ABD ve kuyruğuna takılanlar demektir.

Bu kuruluşların lağvedilmesi ve üye ülkelerin bu kuruluşlardan ayrılması elbette radikal bir karar gerektirir ve çeşitli sebeplerden dolayı bu kararın verilmesi pek kolay olmayacaktır. Ama şurası unutulmasın ki, büyük inkılaplar (değişim ve dönüşümler) ancak büyük ve cesur kararlar neticesinde vukû bulur. ABD emperyalizmi ve vahşî kapitalizm ancak bundan, güç ve dirâyetten anlar. Aksi takdirde bir darb-ı meselde olduğu gibi, “canavara şirin görünmek, olsa olsa canavarın iştahasını kabartır; canavar yine seni yer, üstelik dişinin kira parasını da senden ister”. Mâmâfih, “korkunun ecele faydası yoktur”.

Bu bakımdan dünyada ezilen halkların ve yüzyıllardır ABD emperyalizmi ve sömürgeci Batılı devletlerin sömürüsüne mâruz kalmış olan ülkelerin, lider bir ülkenin etrafında ve önderliğinde birleşerek (târihî misyonu ve mâşerî vicdanı gereği bu ülke şimdilik Türkiye görünüyor) yeni bir birlik oluşturmaları ve tüm dünyaya gerçek mânâda adâleti, refahı, özgürlüğü ve temel insan haklarını getirecek ve uygulayacak olan yeni bir milletlerarası kuruluşu tesis etmeleri hem kendileri, hem de tüm dünyanın selâmeti, maslahatı, ıslahatı, huzuru, barışı ve kardeşliği için târihî bir fırsat olacaktır.

Tabiî ki ABD ve kuyruğuna takılan emperyalist ülkeler buna izin vermemek için ellerinden geleni yapacaklardır ama birlik içinde sağlam ve dik durulursa bu sömürgeci ülkeler hiçbir şey yapamayacaklardır. Böyle bir birliktelik, mazlum ve sömürülen milletlerin kesin zaferiyle sonuçlanacaktır. Şahsen bundan hiç şüphem yoktur. Yeter ki sağlam durulsun ve aramızdan ABD ve Batı’ya satılık uşak yöneticiler çıkmasın!

Bütün bunların yanında, yaklaşık üç ayı bulan, özelde Gazzeli Müslümanlara, genelde de topyekûn Filistinlilere uygulanan zulüm, katliam ve soykırım karşısında Siyonist Yahudi devletine kayıtsız şartsız destek veren ve her türlü yardımı (siyâsî, askerî, mâlî) yapan ABD’nin bu veto kararları (Allah-u âlem) şöyle bir hayırlı gelişmeye de vesile olmuş olabilir: Bizdeki ve tüm dünyadaki ABD ve Siyonist Yahudi devleti sevicilerini, kapitalizmperestleri, Sam Amca, Yankee ve Teksas kovboyu mâceraperestleri ve Hollywood özentilerini bir hayli üzmüş ve zihinlerindeki “özgürlükler ülkesi Amerika ve Amerikan rüyâsı, hayâli ve değerlerini (!)” yeniden düşünme, muhakeme etme, sorgulama ve değerlendirme gibi yeni bir sürece sürüklemiş olabilir. Bu bile başlı başına çok önemli bir gelişmedir hiç şüphesiz.

Umarım böyle olacaktır inşâ-Allah!

Dolayısıyla biz, beşerî bir’in (1) değil, İlâhî Bir’in (tek; eşi, benzeri olmayan) adâletinden yanayız. Bu adâlet anlayışını hiçbir beşer veto edemez, edemeyecek ve etmeye gücü yetmeyecektir. Yeter ki buna lâyık olmayı becerebilelim.