Bir güzellik yapalım

İnsanı en güzel surette halk eden Allah (cc), bu güzelliği insanın hâl ve davranışlarında da görmeyi istemiş, buna binaen işini güzel yapanları sevdiğini bildirmiş, güzel söz söylemeyi, güzel niyet ve davranış sahibi olmayı, güzelce giyinmeyi, yeme içmede ölçülü olmayı insana öğütlemiştir.

KÂİNATTAKİ sonsuz düzen eşliğinde bir güzellik algısı oluşturma problemi, insanın var olması ve çevresini anlamlandırma çabası ile ortaya çıkmış din, felsefe ve sanat gibi disiplinlerinin de üzerinde çokça durduğu konulardan olmuştur.

Bugün olduğu gibi antik çağlarda da insanın güzeli araması ve güzelin ne olduğuna dair çeşitli fikirleri mevcuttur. İnsan, karşılaştığı ya da tecrübe ettiği her nesneyi anlamlandırma yoluna gitmiş, ona güzel, çirkin, iyi, kötü, yararlı gibi estetik değerler yüklemiştir. İnsanın karşılaşmış olduğu nesneleri anlamlandırma yolunda o nesnelere yüklemiş olduğu en önemli estetik değerse hiç şüphesiz “güzellik” değeridir.

Estetiğe konu olan güzelliği düşünce tarihinde bağımsız bir disiplin hâlinde olmasa da felsefî biçimde ilk olarak ele alıp inceleyen filozof Platon’dur. Platon, estetiğin konusu olan güzeli, felsefî bilginin konusu olan doğru ve ahlâkî bilginin konusu olan iyi ile birlikte ele alıp incelemiştir. Bununla birlikte Platon’dan önce de birçok filozof, felsefî bir biçimde olmasa da güzelle ilgili düşüncelerini ortaya koymuştur. Örneğin Platon’dan önce Pythgoros, güzelliği, “birbirine zıt olan şeylerin, karşıtlıkların harmanlanmasıyla ortaya çıkan dengeden oluşan uyum” olarak; Herakleitos “uyum, ahenk ve armoni” olarak, Sokrates ise “iyi olanla aynı şey” olarak görüyordu.

Güzelliğe dair geçmişte çeşitli görüşler ortaya konulsa da gayret ise ortak bir güzel fikri oluşturmaya yönelik olmuştur. Evrendeki her varlık, her insanda aynı estetik hazzı uyandırmamaktadır. Güzelliğin kültürden kültüre, hatta kişiden kişiye değişen göreceli ve dereceli bir değer olduğu bir gerçektir. Güzel, sadece kişinin saf bakış açısıyla ortaya çıkan bir kavram değildir. Dolayısıyla kavram, farklı kültürdeki insanlar arasında değişebileceği gibi kişiden kişiye, bilgi, görgü, tecrübe, eğitim gibi ölçüler dâhilinde değişiklik gösterebilmektedir.

Güzellik konusuna inancımızın bakışı büsbütün farklıdır. Bu bakışa göre güzellik, kendi kendine gerçekleşen bir olgu olmadığı gibi tesadüf veya şuursuz tabiatın eseri de değildir. Her güzellikte bir kast ve irade vardır. Güzelliği kast ve irade eden ise Allah’tır. Konuyla ilgili ayetlerde, “Allah güzeldir, en güzel isimler O’nundur. O, yapıp yaratanların en güzelidir. O, yarattığı her şeyi güzel yapmıştır. Varlığı bir ahenk ve nizam içinde yaratan, yeri bitkilerin ve semayı yıldızların güzelliğiyle bezeyen ve insanı en güzel biçimde var eden O’dur. Canlıları güzel rızıklarla besleyen de O’dur. Bütün iyilik ve güzellikler O’na mahsustur” buyurulur. Bu ayetlerden de hareketle, dinimizin güzellik anlayışı sadece görsel mahiyette kalmayıp davranış, kalp ve zihinde olan her şeyi kapsayan geniş bir ölçektedir.

İnsanı en güzel surette halk eden Allah (cc), bu güzelliği insanın hâl ve davranışlarında da görmeyi istemiş, buna binaen işini güzel yapanları sevdiğini bildirmiş, güzel söz söylemeyi, güzel niyet ve davranış sahibi olmayı, güzelce giyinmeyi, yeme içmede ölçülü olmayı insana öğütlemiştir. Dinimizde verilen güzellik ölçüleri ışığında İslâm düşünürleri de güzellik ile ilgili fikirler ortaya koymuşlardır.

Güzellik kavramı, bahsettiğimiz gibi Platon ve Aristoteles’in felsefesinde iyilik ve hakikat kavramlarıyla da ilişkisi içinde evrensel bir tasarım olarak ortaya konulmuştur. İslâm düşünürlerinden İbn Hazm’ın güzellik anlayışı ise zahirî din öğretisine sıkı bir biçimde bağlıdır. O, güzellikten metafizik bir değer olarak söz etmez. Ona göre güzellik, duyu ile deneyimin konusudur. Ancak o, güzelliği basit bir duyusal haz nesnesi olarak da görmez. Güzellik, insanda oluşturduğu ruhsal etkilerle kişinin hem dünyaya bakışına, hem de davranışlarına üstünlük kazandıran bir değerdir.

İbn Hazm güzellikten soyut bir kavram olarak değil, duyu ve deneyimin konusu olarak söz etmiştir. Bunu yaparken, güzellik için her bir insan tarafından deneyimlendiği biçimiyle nesnel ölçütler ortaya koymaya çalışmıştır. Bu ölçütler içinde en önemlisi ise kuşkusuz “uyum” olmuştur. Bir nesnenin belirli bir bütün içindeki en uygun yeri anlamına gelen bu kavram, İslâm sanatında da önemli yere sahiptir. Nitekim Müslüman sanatçılar bir nesnenin, bu ister doğadaki, isterse de sanat eseri olsun, ancak evrendeki düzene itaat ettiği oranda güzel olduğu ve bu yüzden evrensel güzelliği yansıttığını düşünmüşlerdir.

Sonuç olarak ortaya bir güzellik koyabilme adına, insan var olduğundan bugüne dek bir arayışta olmuştur. Bu arayış bazen bir nesneye ithaf olurken, bazen doğaya, bazen etik değerlere, ama genellikle insanla ilgili olan her şeyle ilişkili olmuştur. Günümüzde güzellik algısı üzerine görüşler daha vasat hâle gelebilmişken, biz inananlar için bu konudaki ölçü bir ve ortaktır. O ortak güzele uyum sağlayabilenlerden ve ortaya en güzeli koyabilmek umudu ile…