İSTİKLÂL Marşı, toprakları işgal edilmiş son âdil cihan devletinin Ankara’sındaki Taceddin Dergâhı’nda yazılırken, o aziz satırları dergâhın duvarlarına yazan aziz şairin hâfızasındaki sınırlar, İslâm’la tutuşan bütün gönüllere erişiyordu…
Onun hâfızasındaki sınırlarda Kafkaslardan Balkanlara, Mağrib’den Maşrık’a büsbütün bir hilâl, adaleti kuşatıyordu.
En başa aldığı “Korkma” hitabını bir kez daha anmak istemişti yeni kaleme aldığı kıtada:
“Garbın âfâkını sarmışsa çelik zıhlı duvar
Benim iman dolu göğsüm gibi serhâddim var
Ulusun, korkma, nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar?”
Son demde ecdâd, göğüs göğüseydi düşmana karşı…
Kahpe işgallere karşı soylu direnişler gerekirdi.
Ve bu direniş, geçmiş, an ve gelecek hududunda da asla bitmeyecekti!
***
En uzun kıyısı bulunan ülke olma niteliğini taşısak da Akdeniz’i yeni bir işgal hattına dönüştürmek isteyen karanlık aklın plânlarına karşı muhteşem bir hamle geliştirerek imza attığımız iki mutabakat gerçekleştirdik “meşru” Libya Hükûmeti ile…
Daha evvel atacağımız adımlara karşı Arap Baharı hezeyanı ile Libya’da kaosu hâkim kılanlar, âdeta leş kargaları gibi toplanırcasına bölgeye çullandılar.
Yaptığımız mutabakat, Libya için de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için de yüksek öneme sahipken, petrol ve doğal gaz kaynaklarına erişmek ve kıta sahanlığını arttırmak noktasında seslerini çıkaramayanlar, Libya’nın geçmişte olduğu gibi bugün de yardımımızı istemesine tepki gösteriyorlar.
Yani diyorlar ki, “Biz istediğimizi alalım, onlar ne hâlleri varsa görsünler!”…
Diyorlar ki, “Kıbrıs’ta yardımı dokundu da bana mı dokundu? Benim cebime patates soğan parası mı girdi?”…
Bu İslâm’a, insanlığa, adalete, ecdâdın mîrasına sığar mı?
Madem bir ikili mutabakat var, iki devlet de ya bu deveyi güdecek, ya bu diyârdan gidecek!
***
Libya’ya asker göndermeye ilişkin tezkere, Gazi Meclis’imizden geçti…
Tezkereye “ret” oyu verenleri, belgeleri okumaya davet ediyorum! Libya, bugün olduğu gibi geçmişte de tarihî bağlara sahip olduğu Türkiye’den yardım istemekte bir beis görmedi.
Daha eskiye değil, sadece Cumhuriyet tarihine baktığımızda dahi bu tür konulara dair Devletimizin tutumunu kolaylıkla görürüz.
11 Mayıs 1949’da, New York’tan Türkiye Cumhurbaşkanlığı’na, Libya’nın bütünlüğü ve bağımsızlığa kavuşması hususunda BM nezdinde Türkiye’nin yardım etmesini içeren Libya Kurtuluş Millî Kurulu Libya Murahhas Heyeti Başkanı Mansour Kaddara imzasıyla bir belge gelir…
Bu belgeden beş gün sonra, Müftü Abu’l-Asaad imzasıyla Trablus’tan gelen bir diğer telgrafta ise şu çarpıcı ifade bulunmaktadır: “Dostlarınız Libyalılar, İtalyanların geri gelmesine, insanlık adına karşı koymanız için yalvarıyorlar!”
Gereği yapılır…
***
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgi ve alâkası, 1951’de bağımsızlığını ilân eden Libya’ya karşı daima devam eder.
Nitekim 25 Haziran 1956’da, daha evvel hediye edilen silahlardan ayrı olarak 2 bin havan topunun gönderilmesine karar verilmiştir.
***
Bugün tarih, bir kez daha yeni dünya sisteminin şekillenmesinde Akdeniz’i esas odak özelliğinde buluşturdu.
Mavi Ada’mızdaki haklarımıza sahip çıkmak, Kars’a, Hakkâri’ye, Edirne’ye, Muğla’ya, Hatay’a, Van’a, Ağrı’ya, Artvin’e sahip çıkmaktır.
Mîsak-ı Millî’yi hatırlamak, hatırlatmak ve yaşatmaktır.
Vatanımızın denizdeki sınırlarına sahip çıkmak, adaletle hükmetmek üzere egemenlik alanı bulmaktır.
Şimdi vakit, Deniz Kuvvetlerimizi bugünkü gücünün ötesinde bir güce kavuşturma vaktidir!
Şimdi vakit, bir top ve birkaç askerle Hafter adlı general eskisine hâddini bildirirken, dün İtalyanlardan olduğu gibi bugün de işbirlikçi sömürü devşirmelerinden kurtulmasına yardım etmek ve iman dolu göğsümüzle hilâlin şavkını yeniden göstermek vaktidir!
Barbaros’un torunları, Akdeniz’de göçenimizin adıdır.
İnanıyorum ki, Kıbrıs açıklarından geçerken bundan böyle “Hala Sultan” tekrar selâmlanmaya başlanacaktır.
Akdeniz’de korsanların yerini terör örgütleri alabilir, ancak nasıl karada bitirmişsek, denizde de onları öyle siler geçeriz.
Bunun için Denizaltı Filomuz artık çok daha güçlü… Ve daha da güçlenecek…
Drone, İHA ve SİHA’larımıza Akdeniz’de de çok büyük iş düşecek. Sahil Güvenlik Teşkilâtımız denizde terör faaliyetlerine ve de muhtemel saldırılara karşı çok daha güçlü olacak.
Nasıl karada X-Ray cihazlarıyla güvenlik tedbirleri alınıyorsa, deniz sınırlarımızdaki bütün güvenlik, uydu-hava-deniz koordinasyonundaki büyük bir kalkanla korunacak.
***
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, karanlık egemenlerin hâkimiyetlerini kaybetmeleri durumunda cephe mücadelesine girişecekleri en önemli iki saha, Akdeniz ve Karadeniz olacaktır.
Ancak tekrar hatırlatalım ki, “Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,/ Benim iman dolu göğsüm gibi serhâddim var!”.
Libya’ya dair sınır ötesi operasyon tezkeresi, yükselen Türkiye’mize hayırlı olsun!



