Benim de bir dâvâm var!

Özgürlük su gibi, nefes gibi bir “hay”dır, hayattır. Özgürlük yoksa insanlar yaşayan ölülerdir. Özgürlük yoksa iman da yoktur, insan da! Onun için, insan olma düzleminde benim karakterim tam bağımsızlık ve tam özgürlüktür. Ben ancak, beni yaratan Âlemlerin Rabbine bağlı ve bağımlıyım. Benim özgürlük alanımın sınırlarını ancak Allah belirler ve özgürlüğün temel ilkelerini de “O” koyar.

HERKESİN bir dâvâsı varsa, benim de bir dâvâm var! Ben bu dâvâda yalnızım. Şu an yeryüzünde câri olan tüm “dâvâ”lardan berîyim. Tek dostum ve güvendiğim tek merci var; o da âlemleri terbiye eden, Rahmân ve Rahîm olan Allah’tır.

Müslümanım ve Türküm! Allah’ın, “Ahsen-i takvîm (en güzel kıvamda)” üzere yarattığı her renkteki, her türdeki, her etnik yapıdaki insanlara “Allah için” saygım vardır.

Herkes kendisini nasıl görüyor, nasıl algılıyor, nasıl tanımlıyor ve nasıl nitelendiriyorsa o, odur ve o, ondandır.

Yine “Allah için”, “Dinde zorlama yoktur!” âyet-i kerimesince ve temel insan hakları mûcibince, insanların hür irâdeleriyle seçtikleri inançlara, görüşlere, düşüncelere dayatma olmadığı müddetçe saygım sonsuzdur.

Kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin, hangi renk boyayla boyanmış olursa olsun, dînî, ideolojik ve politik dayatmalardan ve baskılardan nefret ederim.

Ne adına olursa olsun, düşüncelere, fikirlere yasak koyanlara, düşünce ve fikirlerin söylenmesine engel olanlara, düşünce ve fikirler üzerinde baskı kuranlara ve ket vuranlara tahammülüm yoktur.

Hele de inanç, görüş ve düşüncelerini küfretme, hakaret etme, aşağılama, dışlama, alay etme, ötekileştirme gibi insanlık dışı söz ve söylemler üzerine binâ edenlere hiç saygım yoktur.

Dini, imanı, mezhebi, meşrebi, cemaati, tarikatı, ideolojisi, partisi ne olursa olsun, ikiyüzlü, riyâkâr, kişiliksiz, şahsiyetsiz insanlardan tiksinirim.

Dînî ve sosyal yapı olarak feodaliteden kurtulamamış, bedevîlik gömleğini çıkaramamış, medenîleşmeye niyeti olmayan ve bu yolda hiç gayret sarf etmeyenlere acıyorum.

Şark kurnazlığı yapanlara, Şark kurnazı olanlara, dili her tarafa dönüp duranlara, lâf ebeliği yapanlara, menfaati için her kılığa girip her boyayla boyananlara hayret ve şaşkınlıkla bakıyorum.

Mevkî ve mâkâmlar için kırk takla atan, kişiliğinden ve şahsiyetinden tâviz vererek onun bunun peşinden koşanlara saygı duymuyorum.

Dünyevîleşmek tutkusuyla, mal ve güç devşirmek arzusuyla oluşmuş olan her türlü mafyatik oluşumları ve bunları destekleyenleri güçlü bir şekilde kınıyorum.

Kim olursa olsun, unvanı, titri, mâkâmı, statüsü ne olursa olsun, ahlâkî endişe ve kaygu taşımayan insanların nezdimde ve nazarımda hiçbir değeri yoktur.

Tabiatı ve çevreyi kirletenlere, ekolojik dengeyi bozanlara, gürültü kirliliği yaratarak insanları huzursuz edenlere en üst perdeden itirazım ve tepkim vardır.

“Müslümanım” deyip de Allah’ın dinine, Kur’ân’daki İslâm’a ihanet eden, vatanını dış güçlere satan hiçbir dînî ve siyâsî oluşuma saygı duymuyorum.

İnsanları istismar etmek için sahte peygamberlik, mehdîlik, mesihlik, seyyidlik, imamlık, hazretlik, efendilik iddiası taşıyan ve bunların peşinden koşanlara hiç itibar etmiyorum.

Üniversite okumalarına rağmen henüz bedevîlik zihniyetinden kurtulamamış, “Okumak olsa olsa cehli alır, bedevîlik bâki kalır” sözünü doğrularcasına medenîleşemeyen kalitesiz insanların indimde ve nezdimde yeri yoktur.

Her türlü üstenci bakışlara ve egosantrik yaklaşımlara kapım kapalıdır. Enâniyet duygularıyla hareket edenleri hiç sevmem.

Saltanat ve saltanat görüntülerinden hoşlanmam. Diktatörlükleri kabûl etmem. Şûra ve meşverete önem verir, Allah’ın adâletine inanırım.

Her türlü baskıcı monarşik, oligarşik, despotik, teokratik, anti demokratik ve fundamentalist düzene kökten karşıyım.

Özgürlüğüme son derece düşkünüm. Özgürlük ve bağımsızlık benim kaderim ve karakterimdir. Özgürlüğümü ve bağımsızlığımı engellemeye çalışanlara gücüm yetiyorsa elimle, yoksa dilimle, ona da gücüm yetmiyorsa kalbimle karşı çıkarım.

Çünkü ben, özgürlüğümü ve insan olarak saygınlığımı, beni “özene bezene” yaratan Allah’tan alırım. Özgürlüğümü, türdeşim olan hiçbir insan lütfederek bana veremez.

Çünkü insan olmak bağlamında eşit olan ve yine insan olmak bağlamında kaçınılmaz olarak ölümlü olan bizler, birbirimize özgürlük bahşedecek kadar birbirimizden üstün değiliz.

Hepimiz benî Âdem’iz. Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz. Hepimizin ebedî istirahatgâhı ve ebedî mekânı iki metrekarelik bir kabirden ibarettir. Neyi paylaşamıyoruz?

Hepimiz bir tarağın dişleri gibi birbirimize eşitiz. Bizler ancak iyilikte, güzellikte, hayırda ve sorumluluk bilincinde birbirimizle yarışırız.

Özgürlük, orijin olarak ontolojiktir. Özgürlük fıtrîdir. Kaynağını ve referansını Allah’tan alır. Özgürlük, insanların inisiyatiflerine bırakılamayacak kadar değerli bir olgudur.

Özgürlük su gibi, nefes gibi bir “hay”dır, hayattır. Özgürlük yoksa insanlar yaşayan ölülerdir. Özgürlük yoksa iman da yoktur, insan da!

Onun için, insan olma düzleminde benim karakterim tam bağımsızlık ve tam özgürlüktür. Ben ancak, beni yaratan Âlemlerin Rabbine bağlı ve bağımlıyım. Benim özgürlük alanımın sınırlarını ancak Allah belirler ve özgürlüğün temel ilkelerini de “O” koyar.

Bireysel özgürlüklerin kötüye kullanımı, başkalarının özgürlük alanlarını ve özgürlük sınırlarını ihlâlle başlar!

Her ne kadar Nurettin Topçu üstadımız, toplumsal yapı içerisindeki ortak yaşamanın zorunlu olarak getirdiği zarûri ihtiyaçların karşılanması nokta-i nazarından insanların durumunu “gönüllü esâret” olarak nitelese de, yine de ben, en azından teorik olarak böyle düşünüyorum.

Fantezi ve ütopya boyutunda olmasa da benim ideâllerim ve hayâllerim vardır! Bu ideâl ve hayâllerimin kaynağını, gerçek mânâda özgürlüklere beşiklik edecek ve insanlığın kurtuluşuna vesile olacak olan Allah’ın kitabı Kur’ân teşkil eder.

Benim dâvâm, bir Müslüman Türk olarak insanlık dâvâsıdır. Dâvâmın özü, insanlığa hizmet etmektir. Bunu yapmanın temel parametreleri de özgürlük, akıl, bilim, çalışma ve üretimdir. Amacım, “İslâm İnsanlık Medeniyetleri” kurmaktır.

Şiarım, başta Müslüman Türk kardeşlerim olmak üzere yeryüzünde ezilen, sömürülen, zulme uğrayan mazlum din ve insan kardeşlerime sahip çıkmaktır.

“Bunu nasıl yapacaksın ve nasıl başaracaksın?” diye istihzâî bir şekilde soranlara söylüyorum: Asıl olan niyet ve gayrettir. Zaferden değil, seferden sorumluyuz.

Yaşadığım süreç içerisinde tüm ideoloji ve inanç grupları mensuplarını gördüm. Birçoğunu yakînen tanıdım. Söz ve eylemlerine şahit oldum. Neticede şu kanaate vardım ki, pek azı dışında herkes dâvâsını istismar ederek satıyor. Hepsinin tek amacı var: “Dünyevîleşmek”!

Son söz

Kaliteli, şahsiyetli, medenî bir insan ve Müslüman olamadıktan sonra ne olursanız olunuz, neticede hiçbir işe yaramıyor ve her şey apaçık bir şekilde hüsranla sonuçlanıyor maalesef!