Ben hayâlsizim Efide

Biliyorsun, seni seviyorum Efide. Birbirimize hiç benzemesek de, eksik yanlarımızı tamamlayan, farklılıklarımızın ayırdına varan iki pazıl parçası gibi olduğumuzu düşünürdük. Beni sevdiğini biliyorum Efide. Üzerine yığılmış tüm hayâl kırıklıklarının arasından sıyrılıp ilk beni aradığından da eminim. Ama içindeki yangının, sesindeki tortunun, iç çekişindeki titreyişin şiddetini tahlil edemeyecek kadar hayalsizim ben Efide.

“ALDANDIM” diyorsun Efide… Dağ gibi yıkılmış hayâllerin. “Altında kaldım, kalbim sıkışıyor” derken sesine düşen kederin gölgesini hissettim. Koyu, yoğun ama hacimsiz bir gölge… “Türküler böyle mi yakılıyordu, içi yanınca mı insanın kalbi dilinde, elinde atıyordu da keder güfte olup, besteleniyordu?” sorusu geçti aklımdan, sustum. Ne diyeceğini bilemediğimdendi sessizliğim... 


Neden sonra içimin tellerine bir mızrap vurdu, bir “ah” düştü dilime. Peşi sıra pişman oldum Efide. Ama sana diyemedim. Ne sen türkülerle büyüdün, ne de sevdan… Ne sen anlattın, ne ben kalbini örseleyenin ne olduğunu bildim. Üstelik son görüşmemizde ne de şendin. Ne de yolundaydı her şey. Ne de yersizdi “ah” deyişim. Yangınını körüklemek değildi muradım Efide... 


“Ne oldu Efide, nen var?” diye sorsam, “Merakıma yazılır da, incinmiş bir kalbin kapısı kilitlenir mi?” diye düşününce vazgeçtim. İç çekişindeki gözyaşı ıslaklığını, beklenmedik bir duygu fırtınasında savrulduğunu tahmin ettim de, derdini dökesin diye hangi soruyu sormam gerektiğini kestiremedim bir türlü… 


Biliyorsun, seni seviyorum Efide. Birbirimize hiç benzemesek de, eksik yanlarımızı tamamlayan, farklılıklarımızın ayırdına varan iki pazıl parçası gibi olduğumuzu düşünürdük. Beni sevdiğini biliyorum Efide. Üzerine yığılmış tüm hayâl kırıklıklarının arasından sıyrılıp ilk beni aradığından da eminim. Ama içindeki yangının, sesindeki tortunun, iç çekişindeki titreyişin şiddetini tahlil edemeyecek kadar hayalsizim ben Efide. 


Hayâl yerine her şeyi Var Eden’den ummayı, ümit yerine dua etmeyi seçtiğimi bilirsin. Büyük, uzun, çokça hesaplı planlar için yorulmaya talip olmadığımı da bilirsin. Hatta, benimle hayâl kurulmadığından şikâyet eder, “Hayal kurmanın keyfinden yoksun olduğumu” söylersin. “Onca plan yapsam, sonra hiç beklenmedik bir vakitte, hesabım tutmasa ve pıt diye ölüversem yazık olmaz mı onca hayâle?” deyince ben, bana uzun ömür dilersin. “Tul-i emel; insanın dünya hayatında ebedî yaşayacak gibi plan ve program içinde olup, çok uzun emeller beslemesidir. Dünyayı, düşüncelerimi, umduklarımı ve ümit ettiklerimi ipotekleyecek kadar çok sevmiyorum Efide” dediğimde, “Eyvah, vaaza bağlandık yine” derken şirin şirin gülümsersin. 


Sen hıçkırıklar arasında “Beklemezdim, sanmazdım, böyle olacağını bilseydim…” gibi serzenişlerini dağılmış tespih taneleri gibi bütünlükten mahrum ifade ederken, tüm bunlar geçiyor aklımdan, içimden, kalbimden Efide… 


Sustuğuma bakma, dinlediğim iç çekişlerinde kırılganlığını, şaşkınlığını okuyorum, hıçkırıklarının ritminden kalbindeki çırpınışı tahmine çalışıyorum Efide… Seni kim böyle yaraladı Efide? 


Dilimin ucunda bu soru asılıyken, sesindeki tını değişip “Sormaya korkuyorsun değil mi?”dediğini duyunca lisansız bir tercümeyi okur gibi oldum Efide. 


Sen Efide, derince çektiğin nefesle kalbindeki kederi dışarı çıkarmayı umuyor gibiydin. Ben elim kalbimin üzerinde feci bir cümle duyacağım zannıyla kollarımı uzatıp sarılamayacağımın derdindeydim. 


“Bittim!” dedin Efide… 

“Yo… Henüz değil” diyebildim… Hıçkırıkların yükseldi, muhtemel bedenin sarsılıyordu ağlarken. “Sonra” dedin, “sonra konuşalım”… “Olur” diyeceğimi bildiğindendir, telefonu kapattın. 


Yola çıkıyorum, sana geliyorum Efide… Yanaklarındaki yaşı silmek için, ellerindeki titrekliğe destek için, kalbindeki kedere teselli olmak için, en çok da sana sarılmak için geliyorum Efide… (Devam edecek)