Bayramlar bayram ola, gönül huzurla dola!

Geçmişe özlem duymak, insanoğlunun en büyük özeliklerinden biridir. Eski ramazanlara ne kadar özlem duyuyorsak eski bayramlara da o kadar özlem duyuyoruz. Geçen zaman bizleri iyice yozlaştırıyor. Eski bayramları çok arıyoruz. Eski dostlukları bugün bulamıyoruz. Günümüzde her şey paraya ve makama endekslenmiş. Makamlar büyüdükçe insanlar küçülmüş. Üstte olanlar düşmekten korkar olmuş, sırf bu korku yüzünden kendi olabilme onurunu göstermekten uzak kalmışlar. Duygularla vücut dilleri ahenkli değil.

Rabbimiz oruç ibadetini lâyıkıyla ifa ettiğimiz için bizi bayramla ödüllendiriyor


ZAMAN boşluğunda akıp giden zerreler misaliyiz. Tutunacak bir dalımız da yok bu akışta. Bir koşturmacadır sürüyor. Nice hakikatleri ıskalayarak gerçeklerden uzak yaşayıp gidiyoruz. Günler günleri, geceler geceleri kovalayıp duruyor peşi sıra. Ne çabuk geçti bir aylık ramazan günleri? Şimdi “Elveda ya Şehr-i Ramazan” demenin burukluğunu yaşıyoruz. Rahmet ve bağışlanma ayı olan ramazanı geride bıraktığımız için üzülsek de Hakk’a karşı kulluk vazifemizi yerine getirdiğimiz için seviniyoruz. Hüzünle sevinç arasında farklı duygular yaşıyoruz bugünlerde. Rabbimiz oruç ibadetini ifâ ettiğimiz için bizi bayramla ödüllendiriyor. Ömrü olanlar için nice ramazanlar gelip geçecektir zaman içerisinde. Fakat gelecek seneki ramazanda ve bayramda bir kısım insanlar ömür sermayesini tamamlayacakları için aramızda ol(a)mayacaklar. Onlar hoş bir seda bırakacaklar geride. Zaman değirmeni bir gün, onlar gibi bizleri de çarklarında un ufak edip öğütecektir. Ahiret saadeti için hayata bu nazarla bakmalı ve kulluk vazifelerimizi ona göre yeniden tanzim etmeliyiz. Altın kâsede bizlere sunulan vakti hayırlı eylemlerimizle sevaba döndürmeliyiz.


Müstesna zaman dilimleri olan bayramlar hayatımızın gülen yüzüdür


Bir aylık ramazan orucunu gönül huzuru içerisinde tutup ramazana “Elveda” dedik. Geride kaldı yaşadığımız. Fakat bu sayılı günlerin tadına doyamadık. Ramazanı çok özleyeceğiz. Şimdiden on bir ay geriye doğru saymaya başladık bile. Ramazan nasıl hızlı geçtiyse önümüzdeki on bir ay da öyle hızlı geçecek ve ömrü olanlar yeni ramazanlara “Merhaba” diyecektir. Bu akış, ömrün nihayetine dek öylece sürüp gidecektir.


Bayramlar hayatımızın gülen yüzüdür. Bayramlar gönül sürurumuzdur. Fakat son yıllarda her şey gibi bayramlarımızı da yozlaştırdılar. Artık bayram demek tatil demek! İnsanlar bayram gelince (tatil birleştirilip uzatılmışsa) kendilerini tatil beldelerine atıyorlar. Yaşlıları ziyaret etmek, hâl hatır sormak, ellerini öpmek çok eskilerde kaldı. Bayramlar buluşmaların ve hasret gidermenin adresiyken şimdilerde tatil vesilesi oldu. 


Geçen zaman birçok şeyi kökten değiştirdi. Nerede o eski sıla-i rahimler? Nerede o mezar ziyaretleri? Nerede o Kur’ân okumalar.  Ev ev dolaşıp bayramlaşmalar nerede? Şeker ve tatlı ikramları… Bayram namazına gitmenin o doyumsuz tadı ve heyecanı… Bunları doyasıya yaşayamıyoruz artık. Bayramlarımızın içini boşalttılar. Onların da ruhunu çaldılar. Gerçekçi olmak gerekirse bugün de böyle bir bayram yaşıyoruz. İçi boşaltılmış bir bayram…


Ramazan Bayramı’na “Şeker Bayramı” deyip onu itibarsızlaştırmayalım


Müslümanların iki büyük dinî bayramından biri olan Ramazan Bayramı, İslâm dinine göre Hicrî Kamer yılının dokuzuncu ayı olan ramazan ayının ardından onuncu ay olan şevval ayının ilk üç günü boyunca kutlanan dinî bir bayramdır. Müminlerin manevî şölenidir.


Dinî bayramların vakti “kamerî takvim”e göre hesaplandığı için, bayramlar her yıl aynı tarihe rastlamaz. Her yıl onar günlük gerilemeyle gelen Ramazan ve Kurban Bayramları böylece değişik mevsimlerde kutlanabilmektedir. Bu da hayatımıza ayrı bir renk ve heyecan katar. Bir bakarsınız yazın ortasında, bir bakarsınız güz başında karşılar sizi bayramlar.


Gönüllerimizi hoş eden ve ruhumuzu tazeleyen Ramazan Bayramı’na halk arasında “Şeker Bayramı” da diyoruz. Çünkü bu bayramda herkes birbirine şeker ikram eder, tatlı yenilir, tatlı konuşulur. Bugüne özel akide şekerleri, güllaç tatlıları, demirhindi şerbetleri ve hamur işi poğaçalar, simitler hazırlanır. Biz yine de o güzelim ve kadim “Ramazan Bayramı” ifadesi dururken “Şeker Bayramı” demeyelim. Ramazanı itibarsızlaştırmayalım. 


Ramazan Bayramı’na, o gün fıtır sadakası verilmesinden dolayı “Fıtır Bayramı” adı da verilmektedir. Adı ne olursa olsun bu bayram Müslüman-Türk’ün en özel günlerinden biridir. Ümmet kavramının gerçek mânâda hayata geçirildiği kutlu zaman dilimidir.


Bayramlar dostluklara köprüdür. Kadim değerlerimizin başında gelen dinî bayramlar, birbirinden uzak düşmüş aile fertlerinin buluşup kaynaşması için güzel bir vesiledir. Bu müstesna günde tatlılar, şekerler, çikolatalar ikram edilir. Baklava en çok sevilen ve ikram edilen tatlılardandır. Ayrıca küs olanların bayram sebebiyle barışması da güzel bir gelenektir. Zira bir müminin mümin kardeşiyle üç günden fazla dargın kalması helâl değildir. Bayramlar dargınlıkların ortadan kalkmasına ve dostlukların kurulmasına zemin hazırlarlar.


Gazze’de aylardan beri acılar yaşanırken bayram etmek ne mümkün?


Zaman bir su misali mecrasında akıp gitti yine. Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovaladı. Yepyeni ve taptaze coşku ve heyecanlarla dolu bir Ramazan Bayramı’nı milletçe idrak ediyoruz. Bu, bizim için bahtiyarlıkların en heyecan vericisi olsa gerek.


Fakat bu yıl, bayramı biraz daha buruk yaşıyoruz. Çünkü Müslüman toprakları kan ve gözyaşıyla sulanmış ne yazık ki. Müslümanların feryadı ve elemi bir türlü dinmiyor. Gazze’de aylardan beri doğrudan İsrail, dolaylı olarak da Amerikan zulmü yaşanıyor.


Bu zor şartlar altında olsa da bayramlar diğer günlere nazaran farklı bir atmosferi hayatımıza taşıyorlar. İçimizin kıpır kıpır olmasını sağlıyorlar. Gönül dünyamızı şenlendiriyorlar. Akrabalarımızı ve cümle dostlarımızı görüyoruz bu mânâda. Bayramlar olmasa sıla-ı rahim mevhumu lügatimizden silinecek maazallah. İyi ki bayramlar var… 


Bayramlar, merhamet duygularımızın inkişaf ettiği müstesna zaman dilimleridir. Bu mübarek günlerde cömertliğimiz tutar. Barış ve kardeşliğe vesiledir bayramlar. Dostlukların pekiştiği, sevinçlerin çoğaldığı, hayallerin gerçek olduğu, belki durgun, belki yorgun, yine de mutlu, yine de umutlu, sevgi dolu anların hayatımıza aksidir bu güzide ve müstesna günler.


Kâinatın yaratıcısı ve âlemlerin Rabbi yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun ki ramazan bereketiyle, bolluğuyla geldi, tüm insanlık için hayırlara vesile oldu. Gönüllerimizin pası silindi. Bir ay da olsa hayatımız düzene girdi. Cinayet ve kavgalar önceki zamanlara nazaran kat kat azaldı. İnsanlar hâl ve hareketlerinde vicdanının sesine kulak verdi. Büyük bir imtihanı hayırlısıyla geçtiler. Rabbimiz kullarının bu iyi hallerine karşılık onlara bayramı bahşetti. 


Dinî bayramların yeri apayrıdır hayatımızda


Hayatımızın en güzide zaman dilimidir bayramlar. Hem dinî hem de millî bayramlar diğer günlerden çok farklıdır şüphesiz. Fakat özellikle dinî bayramlarda bambaşka bir hava eser gönül coğrafyamızda. Adeta kanatlanır hissiyatımız. Gönül kuşu enginlerde yol alır.


Gönüllerin İslâm’la aydınlandığı ülkemizde bütün bayramlar bir başka kutlanır. Fakat dinî bayramların yeri apayrıdır hayatımızda. Onlara başka bir değer verir, başka bir gözle bakarız. Halkımız uzun asırlardan beri Ramazan ve Kurban Bayramlarını benimsemiş ve sevmiştir. Gerçi millî bayramlar da milliyetçilik duygularımızın zirveye çıktığı zaman dilimleridir. Fakat bunlar dinî bayramlarımız kadar halk katında ön planda değildir.


Dinî ve millî bayramları milletçe kenetlenmeye vesile kılmalıyız. Dört tarafı şer güçlerle çevrili olan ülkemizin birlik ve beraberliğe her zaman çok ihtiyacı vardır.


Ramazan ve kurban bayramlarında herkeste bir telaş ve heyecan gözlenir. Çocuklar ve büyükler sabahın ilk ışıklarıyla yataklarından kalkarak bayram namazını kılmak üzere evden ayrılıp caminin yolunu tutarlar. Herkesin yüreği büyük bir sevgiyle ve heyecanla atar. Bayram sabahlarında hemen herkes erkenden kalkar sımsıcak yatağından. Büyükler bayram namazından döndüğünde bayramlaşma faslı başlar uzun süre. El öpenler bir yandan da bayram harçlığını indirirler ceplerine. Bunu bir karşılık değil, gönülden kopmuş bir hediye olarak düşünmeliyiz. Bu gelenek uzun yılların toplumsal birikiminin bugüne yansımasıdır.


Bayramlar sadece dirilerin değil, ölülerin de hatırlandığı, yâd edildiği müstesna zaman dilimleridir. Sabahleyin camilere koşan müminler bayram namazını huşu ve huzur içerisinde kıldıktan sonra birbirleriyle bayramlaşırlar. Yüreklerden yüreklere dostluk köprüleri kurulur. Bayramlaşmaya gelenlere tatlılar, şekerler, türlü taamlar ikram edilir. Ailece kahvaltı yapılır. Ölüler de unutulmaz. Dirilerden sonra ölüler ziyaret edilir. Mezarlıklar vefalı insanlarla dolup taşar. Kur’ân’ın nidası uhrevî bir atmosfer oluşturur mezarlıklarda. Bazılarının gözünden hâlâ oluk oluk gözyaşları süzülür. Onlar şehit aileleridir. Ciğerpareleri olan evlâtları hain kurşunlara hedef olmuştur. Onlar hayatlarını vererek bu güzel toprakları bizlere kazandırmışlardır. Büyük şair Mehmet Akif’in deyimiyle onlara aguşunu açmış Peygamber. Aileler hem hüzünlü hem de gururludur bu yüzden. Fakat yaralı yüreğe söz kâr etmez ki!...




Bayramlarda gidip gelmeler sıkça yaşanırdı eskiden. Buluşma zamanlarıydı. Artık telefonla kutluyoruz eş dost bayramlarını. Hatta kısa bir mesajla geçiştiriyoruz işi. Oysa bir dostunuzun boynuna sarılmak, onu öpüp koklamak ve onunla dertleşmek neye değmez ki?


Günümüzde bayram coşkusu eskiye nazaran giderek azalmaktadır


Günümüzde bayram coşkusu eskiye nazaran maalesef yok denecek kadar az. İnsanlar hayatın acımasız çarklarında ezilip büzüldükleri için bayramların hazzını yeterince tadamıyorlar ne yazık ki. Çünkü değerler ve ihtiyaçlar çok değişti zamanımızda. Dün hiç de ihtiyaç olarak görülmeyenler, bugün ihtiyaç sayılıyor. İnsanların gelir düzeyleri arasında korkunç boyutlarda uçurumlar var. Dar gelirliler bayrama buruk giriyor her zamanki gibi. Zira yine elde avuçta yok bir şey. Anne ve babalar çocuklarına karşı mahcup ve boyunları bükük haldeler. Bu durumu vaktiyle kıymetli şair Abdurrahim Karakoç “Bayramlar Bayram Ola” adlı şiirinde ne kadar da güzel dile getirmişti: 


“Güneş yükselmeden kuşluk yerine/ Bir adam camiden döndü evine/ Oturdu sessizce yer minderine/ Kızı ‘bayram’ dedi, yalınayaklı/ Adam ‘bayram’ dedi tam ağlamaklı// Eli öpüldükçe içi burkuldu/ Konuşmak istedi dili tutuldu/ Güç bela ağzından bir ‘of’ kurtuldu/ Oğlu ‘bayram’ dedi sırtı yamalı/ Adam ‘he ya’ dedi gözü kapalı// Düşündü kış yakın, evde odun yok/ Tenekede yağ yok, çuvalda un yok/ Yok yoka karışmış: tuz yok, sabun yok/ Avrat ‘bayram’ dedi eğdi başını/ Adam ‘evet’ dedi, sıktı dişini”


Bugün de yukarıdakinin benzeri hazin manzaralar yaşanmıyor mu ülkemizde sanıyorsunuz? Tok olan, aç insanın hâlinden ne anlar ki!... Bencillik almış başını gidiyor. Paylaşmak sözde kalmış. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyen bir Nebi’nin ümmeti olmamıza rağmen bu anlayışın zerresi kalmamış bizde. Oysa bayramlar paylaşmanın ve dostluğun zirveye çıktığı müstesna günlerdir. Fakat bu anlayış mâzide kaldı anlaşılan. Oysa acılar paylaşıldıkça azalır, neşeler paylaşıldıkça artardı İslâm anlayışına göre.


Yüreklere sevgi ve barış tohumları ekmek için birer vesileydi yaşadığımız o güzide bayramlar. Kavga, kin ve nefrete set çekmek için bayramlar iyi bir fırsattı. İçimizi kıpır kıpır oynatan, dostluk, barış ve huzur eken bahçıvandı bayramlar. Hayatımızın öznesi olan çocuklar, gönüllerince eğlenirlerdi bu özel ve güzel günlerde. En çok da onlar yaşardı bayramları doyasıya. Ellerine tutuşturulan harçlıklarla bir kat daha artardı bayram neşeleri. Bunun için de iple çekerlerdi bu müstesna günleri. İçimizdeki heyecan ve şevk, hayatın her zerresine yansırdı bu emsalsiz günlerde. Sanki gökyüzü de gülümserdi bizimle beraber. Güneş daha bir arzuyla ısıtırdı maddenin soğuk ikliminde buzlanan uzak düşlerimizi. 


Bayramlar zenginlerden çok, fakirlerin ve garibanların hakkıdır


Bayramlar zenginlerden çok, fakirlerin ve garibanların hakkıdır. Zenginler için zaten diğer günler de bayram sevinciyle geçer. Çünkü onlar her gün dilediklerini yemekte, dilediklerini giymektedir. Ya garip gurebalar? Onlar ancak bayramlarda sevinebilmektedir.


Bayramlar ekseriyetle neşeli günlerdir. Fakat buna rağmen gizli bir hüzün var bayramlarda. Hele dostlarından uzaklarda bayram geçirenler için bu hüzün ikiye, üçe katlanır. Kaybettiklerimiz geçer gözlerimizin önünden. Boş kalan koltuklar acımızı katmerleştirir. Gözlerimiz birilerini arar da beyhude yorulur. Ufuklarda bir gölge arar dalıp giden ıslak gözlerimiz. Ufuklar da ketum davranır, saçıp dökmez sırlarını. Giden gitmiştir ardına bakma fırsatı bile bulamadan. Şimdi çok uzaklarda Kerem’e dönüşür ayrılığın çarklarında ezilen yürekler. Âh ne zordur gurbette bayramlar… Sahi dünya da bir gurbet değil mi ya! Sözlerimi Alvarlı Muhammed Lütfi Efe Hazretleri’nin bir dizesiyle sürdürmek istiyorum: “Mevlâ bizi affede/ Bayram o bayram olur/ Cürm-ü hatalar gide/ Gör ne güzel ıyd olur...”


Yoksullar, kimsesizler ve yaşlılar gözetilirdi geçmişteki doyumsuz bayramlarda. Bayram kavramı ilk onları akla getirirdi. Fakat bugün bayramlar da bireyselleşti her şey gibi. Bayramları da sadece içimizde yaşıyor ve yaşatıyoruz. Paylaşmanın olmadığı yerde bayramlar ne kadar bayram olabilir ki? Hangimiz bu mübarek günlerde, gözü kan yaş dolan bir garibin gözyaşını sildik, kimsesizin derdine derman olduk, yalnızlığını paylaştık. Bu gibi dinî, ahlâkî ve sosyal hassasiyetler çoktan unutuldu. Neden ama neden? İnsanlıktan mı uzaklaştık ne?


“Nerede o eski bayramlar?” diye söze başlarız hep. Bu nostalji fırtınası dinecek gibi değil. Resulullah Efendimiz, “İki günü aynı olan zarardadır” demişti. Bizim iki günümüz aynı değil, aksine her günümüz aynı. Çelişkiler yumağı içerisinde bir önceki günümüz, bir sonrakiyle benzeşiyor. İflasa sürükleniyoruz farkında olmadan. Manevî kayıplarımız artıyor. Her doğan gün zarar bizim için. Bu, maddî iflastan daha beter. Her geçen gün çamura saplanıyoruz. Geçen her dakika, bizi bizden koparıyor. Aynadaki suretimize yabancılaşıyoruz.


Ne güzeldi o eski bayramlarımız. Bu güzelliği anlatmaya kelimeler kâfi değildi. Eş dost, akraba ve mezar ziyaretleri bayramların ayrılmaz bir parçasıydı. Fakat günümüzde bayramlar tatil için birer fırsat olarak görülüyor. Tatilciler kazanıyor, insanlık kaybediyor.


Eskiden bayramlara günler öncesinden hazırlanılırdı


Eskiden bayramlara günler öncesinden hazırlanılırdı. Nur yüzlü nineler, tatlılar için hamur açardı. Dedeler torunlarına bayramlıklar alırdı. Oysa günümüzde dedeler ve nineler huzurevlerine, Darülaceze’ye yollandı. Evlerde ne dede kaldı ne de nine. Geniş aileden çekirdek aileye dönüş gerçekleşti. Artık elini öpüp hayır duasını alacağımız yaşlı ninelerimiz ve kalbindeki nur, sakalına yansımış dedelerimiz yok hanelerimizde. Onları bayramlarda ya hatırlamıyoruz ya da huzurevlerinde, adet yerini bulsun diye göstermelik ziyaret ediyoruz.


Bayramlarda gidip gelmeler sıkça yaşanırdı eskiden. Buluşma zamanlarıydı. Artık telefonla kutluyoruz eş dost bayramlarını. Hatta kısa bir mesajla geçiştiriyoruz işi. Oysa bir dostunuzun boynuna sarılmak, onu öpüp koklamak ve onunla dertleşmek neye değmez ki?


Bayramlar bayram ola, gönül huzur ve neşeyle dola! Gelin bayramlarımıza eski heyecanını ve manasını iade edelim. Yiğit düştüğü yerden kalkar. Bayramlara bayram neşesi katalım. Komşularımızı, eş, dost ve akrabalarımızı ziyaret edelim. Büyüklerin ellerinden öpüp hayır dualarını alalım. Aramızdan ayrılan yakınlarımızı da unutmayalım, kabirlerine gidip Kur’ân-ı Kerîm okuyalım onlara. Zira hepimizin gideceği nihai durak değil midir kara toprak? 


Lâfta kalmasın bayramlar… Bayramlara kaybolan ruhunu kazandıralım. 


İnsanların en mutlu günleri olan bayramlar, edebiyatımıza da konu olmuştur


İnsanların en mutlu günleri olan bayramlar edebiyatımıza da konu olmuştur. Birçok şairimiz bayram coşkusunu ve heyecanını şiirlerine yansıtmıştır. Edebiyatımızın en büyük isimlerinden biri olan şair Yahya Kemal Beyatlı “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” adlı şiirinde bayramın manevî cephesini o harikulâde üslûbuyla şöyle yansıtıyordu bizlere: 


“Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede/ Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de/ Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,/ Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi/ Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,/ Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan./ Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,/ Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir./ Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garip âlem bu!../ Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu.../ Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;/ O seferlerle açılmış nice yerlerdendir./ Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık/ Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;/ Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,/ Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya./ Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,/ Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.”  


Biz Yahya Kemal’in bu şiirindeki asil hissiyatı maalesef tadamıyoruz bugün. Bayramlar bayram tadında geçmiyor ne yazık ki. Zaman pek çok şeyle birlikte bayram coşkumuzu da aldı yüreğimizden. Bayramlar eskisi gibi haz vermiyor inananlara. Çünkü dünyaya ve hayata bakışı değişti insanların. Maddiyat, maneviyata tercih edildi. İnsaf duyguları törpülendi. Böyle de olsa bayramları bayram gibi yaşamalı ve yaşatmalıyız. Biz yaşayamıyorsak bile bu ulvî hisleri geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza yaşatmalıyız. 

 

Sevginin ve merhametin şiarı olan eski bayramları çok arıyoruz


Geçmişe özlem duymak, insanoğlunun en büyük özeliklerinden biridir. Eski ramazanlara ne kadar özlem duyuyorsak eski bayramlara da o kadar özlem duyuyoruz. Geçen zaman bizleri iyice yozlaştırıyor. Eski bayramları çok arıyoruz. Eski dostlukları bugün bulamıyoruz. Günümüzde her şey paraya ve makama endekslenmiş. Makamlar büyüdükçe insanlar küçülmüş. Üstte olanlar düşmekten korkar olmuş, sırf bu korku yüzünden kendi olabilme onurunu göstermekten uzak kalmışlar. Duygularla vücut dilleri ahenkli değil. 


Biz orta yaşlı insanlar o eski ramazanları ve bayramları görme ve yaşama imkânı bulduğumuz için onları bugünkü ramazan ve bayramlarla kıyaslayabiliyoruz. Bugünkü gençler onu bile yapmaktan mahrumdurlar. Onlara acımamak elde değil. Onlar tabir caizse sılada gurbeti yaşıyorlar. Ne kendileri ne de özendikleri olabiliyorlar. Bir çeşit araftalar.


Hayat şartları ne olursa olsun çocuklarımıza bayram neşesini tattıralım. Onları bayram sevincinden mahrum etmeyelim. Çok küçük de olsa onlara bayram hediyesi alalım. Böylelikle bayram, öteki zaman dilimlerinden daha ayrı ve ayrıcalıklı olsun. Bayram harçlığını da ihmal etmeyelim. Bazı şeyler verdikçe bereketlenir. Siz verin ki Allah da size versin Boşluk olmalı ki o boşluğun dolması söz konusu olsun. Mübarek Ramazan Bayramı’nızı içtenlikle kutluyor, İslâm âleminin uyanışına ve kurtuluşuna vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.