Başöğretmenlik

Öğretmenlere uygulanan siyaset yasağı, en çok okuyan meslek grubundan siyaseti yoksun bırakmaktır. Aslında bu durum siyasete yapılan bir kötülüktür. Öğretmenlere siyaset yapma hakkının teslim edilmesi, siyasetin kalitesini yükseltir. Öğretmenler okulda zaten CHP’nin altı okunu ve tek parti döneminin işlerini 30-40 yıl tekrar ederek siyaset yapmaktadırlar. Öğretmenlerin siyaset hakkı sadece CHP ile sınırlı tutulmamalıdır.

TOPLAM 12 maddeden oluşan “Öğretmenlik Meslek Kanunu” TBMM’de Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonunda görüşülerek 31 Aralık 2021’de kabul edilmiştir. Muhtemelen komisyonun kabul ettiği bu metin Şubat 2022’de yasalaşmış olacaktır.

Bu teklif, komisyonda görüşülürken pek çok itirazlara muhatap olmuştur. İtiraz konuları ise daha “öğretmenliğin Millî Eğitim Temel Kanunu ile ihtisas mesleği sayılmasına” karşılık yeni düzenleme üzerinden kariyer basamakları diye öğretmenlerin adaylık, öğretmenlik, uzmanlık ve başöğretmenlik denilerek tasnif edilmeleriyle öğretmenler arasında bölünmelere yol açacağı ileri sürülmüştür.

Öğretmenlik Meslek Kanunu’na ilk itiraz eden CHP sözcülerine bakılırsa, “bu teklifin en çok yanlış taraflarından birisi başöğretmenlik unvanını ihdas etmesidir”. Çünkü Türkiye’de bir tane başöğretmen olduğunu, onun da “Atatürk olduğunu” ileri sürmüşlerdir.

CHP yönetiminin bu çıkışından sonra Eğitim-İş Sendikası ve Eğitim-Sen adına yapılan açıklamalarda da benzeri nedenlerle Öğretmenlik Meslek Kanunu eleştirilmiştir. “Kanunun aceleye getirildiğini, öğretmenlik kariyerleri denilen derecelendirmelerinin belirsiz olduğunu, başöğretmenlik gibi Cumhuriyet kavramlarının içinin boşaltılmaya çalışıldığını, bu ülkenin tek bir tane başöğretmeni olduğunu ve onun da Atatürk olduğunu, bu kanun ile öğretmenler odasının kariyer basamakları ile yeniden bölünmüş olacağını, öğretmenlerin birbirlerinin rakipleri durumuna gelmiş olacaklarını” savunmuşlardır.

Millî Eğitim Temel Kanunu (Madde 43) ile öğretmenliğin bir ihtisas (uzmanlık) mesleği sayıldığını, bu yüzden öğretmenliğin yeni bir uzmanlık tanımı ile (adaylık, öğretmenlik, başöğretmenlik) derecelendirilemeyeceği muhalif sendikaların ortak görüşüdür. Oysa Millî Eğitim Temel Kanunu, 12 Mart 1971 Askerî Darbesi’nden sonra 24 Haziran 1973’te çıkarılmıştır. Aynı Millî Eğitim Temel Kanunu, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nden sonra da 16 Haziran 1983’te birtakım değişikliklere uğramıştır.

Yine Millî Eğitim Temel Kanunu’nun esasında bir değişiklik olmaksızın, 30 Haziran 2004’te “uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik” unvanlarının sınavla verileceği belirtilmiştir.

Türkiye’nin solu, tek parti döneminin ve darbe dönemlerinin bütün uygulamalarını seçilmişlere karşı kutsal ve dokunulmaz işler olarak görüp savunmaktadır. Yukarıda değinilen örnekte görüldüğü gibi, darbe dönemlerinde öğretmenliği ihtisas mesleği sayan kanun metinlerini tartışmasız bir şekilde geçerli sayarken, aynı TBMM’nin 2004’te yaptığı ilâve değişiklikleri hükümsüz ve hatta gayr-i meşru görebilmektedirler. Halkın özgür seçimlerine dayalı olarak ortaya çıkan TBMM’nin, Millî Eğitim Temel Kanunları hakkında hiçbir tasarrufta bulunamayacağını iddia etmekten geri durmamaktadırlar.

Muhalefet çevrelerinin Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda en çok itiraz ettikleri hususların başında “başöğretmen” unvanı gelmektedir. Çünkü o unvanın CHP’nin ilk Genel Başkanı Kemal Paşa’ya ait olduğunu, başka hiç kimse tarafından kullanılmayacağını ileri sürmektedirler. Bu anlayışa göre belki de hiç kimseye Cumhurbaşkanı, CHP Genel Başkanı, hatta General/Paşa dememek icap eder. Çünkü bu unvanları Kemal Paşa kullandığına göre, bunlar artık “Cumhuriyet’in kavramları” olmuşturlar. Ve ancak kötü niyetli olan kimseler tarafından başkaları için kullanılabilirler.

***

Buna karşılık, herkes bilir ve teslim eder ki, Kemal Paşa’nın mesleği askerliktir. Savaş şartlarına bağlı olarak çok kısa süre de (38 yaşında) mirliva (tuğgeneral) yapılmıştır. Her ne kadar sonradan siyâsî şartların zorlaması ile kendisine “mareşal” unvanı verdirmiş ise de askerlikteki son rütbesi tuğgeneralliktir. Ömrünün hiçbir döneminde öğretmenlik yapmamıştır. Yalnızca Kemal Paşa istedi diye yapılan harf değişikliğinden sonra, Kemal Paşa’nın kaldığı Dolmabahçe Sarayı bahçesine, çağrılan birkaç boşta gezer kişi ile yeni harflerin yazılı olduğu bir kara tahtanın önünde birkaç fotoğraf çektirmiştir. Kemal Paşa’nın öğretmenliği işte bu fotoğraflardan ibarettir.

Türkiye’deki eğitim düzeni insanları öyle şartlandırmaktadır ki Kemal Paşa’nın gerçekten öğretmenlik yaptığını, hatta bu yüzden başöğretmenliği hak ettiğini yaşını başını almış kimseler ileri sürebilmektedirler.

Süleyman Demirel de bir dönem, hemen hemen her hafta köy ve mahalle muhtarlarından seçilen bir heyetle görüşür, her görüşmesinde onlarla hatıra fotoğrafı çektirirdi. Sonra muhtarların gönlünü almak için kendisinin de “başmuhtar” olduğunu söylerdi. Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bu örneğin dışında, hayatının hiçbir döneminde herhangi bir köy veya mahallede muhtarlık yapmış değildir. Onun kendisini başmuhtar ilân etmesi de elbette “başmuhtarlığın” kişiye özel, başkaları tarafından kullanılmasının yasak olduğu bir “Cumhuriyet kavramı” değildir. Demirel’in başmuhtarlığı kadar Kemal Paşa’nın başöğretmenliği de sanaldır, mecâzîdir. Gerçekte her ikisi de muhtar veya öğretmen değildir.

***

Ancak tek partili totaliter idarelerde görülen, yalnızca bir kişiye tahsisli ve diğer vatandaşların kullanması yasaklanmış kavramlar/unvanlar özgür ülkelerde hayâl edilemezler.

Türkiye özgür bir ülkedir. Özgürlüğünü yalnızca başmuhtarlık, başöğretmenlik ile sınırlı tutmamalı ve giderek genişletmelidir.

Millî Eğitim Temel Kanunu’nun ilk maddesi şöyledir: “Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk milletinin millî, ahlâkî, insanî, manevî ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş yurttaşlar yetiştirmek…”

“Atatürk İlkeleri” demek, CHP’nin altı oku demektir. “Atatürk İnkılapları” demek ise CHP’nin tek parti dönemindeki uygulamalarıdır. Millî Eğitim’in böyle bir görevi olabilir mi? Millî Eğitim ne AK Parti’nin, ne de CHP’nin ilkelerini, oklarını ya da ampulünü yeni kuşaklara öğretmekle sorumlu değildir, olmamalıdır. Öğretmenlik mesleği ise böyle bir sorumlulukla sınırlandırılacak bir iş değildir. Temel kanun açıkça öğretmeni CHP’nin, Kemalizm’in bir militanı olarak tarif etmiştir ve öyle görevlendirmiştir. Tek parti döneminde Millî Eğitim’e giydirilen ve askerî darbe dönemlerinde yırtıkları dikilen bu gömleği Millî Eğitim’den AK Parti çıkarmadıkça, bu alanda yaptığı bütün işler, yalnızca altı okun ve Kemalizm’in tahkim edilmesi ile sonuçlanacaktır.

Günümüzde lise çağındaki öğrencilerin arasında Kemalizm’in baskın görünmesi, aslında bu Millî Eğitim Temel Kanunu ile kurulan eğitim düzeninden dolayıdır.

Öğretmenliğe başlayan birinin 30-40 yıl boyunca aynı unvanla görev yapması gerçekçi değildir. Öğretmende var olan çalışma tutkusu, başarma isteğini önemli ölçüde ortadan kaldırıp yok etmektedir. Yeteneklerini öğütüp bitirmektedir. Öğretmenliğe başlayan ile bitirenin zaman içinde aldığı unvanları da, taltifleri de giderek yükselmelidir. Öğretmenlik, yerinde sayma mesleği değildir. Öğretmen kendini geliştirmekle yükümlüdür. Bunun için öğretmenlik yalnızca haftada 15 saat çalışılan bir meslek olarak görülmemelidir. İş yükü azaltılmalıdır. Her beş yılda öğretmen, kendi branşı ile ilgili özel bilimsel bir tez hazırlamalıdır. Bu tezinin sonucuna göre terfi etmeli, taltif görmelidir.

Zannedildiğinin aksine, öğretmenin sorunu para puldan ibaret değildir. Millî Eğitim Temel Kanunu, öğretmenin özgür çalışma alanını ortadan kaldırmıştır. Onu nefes alıp veremez duruma getirmiştir. CHP’ye, Kemalizm’e militan olmayan bir öğretmenin 30-40 yıl neler çekmiş olabileceği hayâl bile edilemez. Öğretmene öncelikle özgürlüğü iade edilmelidir. Özgür çalışma ortamı sağlanmalıdır. Öğretmen, CHP’nin altı okunu da, Kemalizm’i de benimser görünme kaygısından kurtulmalıdır. Çünkü böylesi kaygılar ile ömür boyu yapılan meslek, öğretmenleri vicdanları ve kişilikleri ile üzerlerindeki baskılar arasında daima ikilem içinde bırakmaktadır.

Öğretmenlerin siyaset yapma hakkı teslim edilmelidir. Diğer meslek mensupları gibi öğretmen de aktif siyaset yapabilmelidir. Öğretmen siyaset yapmak için emekliliğini beklememelidir. Yetersiz de olsa öğretmenler en çok okuyan meslek grubudur. Öğretmenlere uygulanan siyaset yasağı, en çok okuyan meslek grubundan siyaseti yoksun bırakmaktır. Aslında bu durum siyasete yapılan bir kötülüktür. Öğretmenlere siyaset yapma hakkının teslim edilmesi, siyasetin kalitesini yükseltir. Öğretmenler okulda zaten CHP’nin altı okunu ve tek parti döneminin işlerini 30-40 yıl tekrar ederek siyaset yapmaktadırlar. Öğretmenlerin siyaset hakkı sadece CHP ile sınırlı tutulmamalıdır.

***

Öğretmenler bir haksızlığa uğradıklarında bir siyâsî parti delegesine muhtaç olmamalıdırlar. Doğrudan siyasetin içinde olan öğretmenler, o haksızlıkların telâfisinde daha etkili olabilirler.

Öğretmenler hiç olmazsa okulda kendi yöneticilerini seçebilmelidirler. Yazılı sınavın ardından kurulan üç beş kişilik mülâkat komisyonu okullara yönetici seçmemelidir. Okul yöneticisini, okulla ilgisi olmayan üç beş kişi yerine, okulun çalışanı olan öğretmenler özgür iradeleriyle seçebilmelidirler. Seçime dayalı bu uygulama, okul yönetiminde öğretmeni daha çok etkili hâle getirecektir. Öğretmeni yok sayan uygulamalar ortadan kalkacaktır. Öğretmen, aldığı kararlar ve yaptığı işler ile doğrudan okuldaki işlerin tarafı, hatta sahibi durumuna gelecektir.

Öğretmenlik Meslek Kanunu’ndaki hükümlerin yalnızca Millî Eğitim’de çalışan öğretmenlerle sınırlı tutulması büyük bir yanlıştır. Özel okullarda, dershanelerde çalışan on binlerce öğretmeni bu kanunun kapsamı dışında tutmak büyük haksızlıktır. Nasıl ki avukatlık kanunu özel çalışan avukat ile kamuda çalışan avukatın hakları konusunda ayırıp yapmamış, her ikisini de avukat görerek haklarını düzenlemiş ise, Öğretmenlik Meslek Kanunu da benzeri bir anlayışla hem kamuda, hem de özel sektörde çalışan öğretmenlerin haklarını bir ve aynı görüp düzenlemelidir.