Basketbolumuzda yabancılaşma!

Spor federasyonlarımızın değerli yöneticileri, kulüp yöneticilerimiz, antrenörlerimiz ve bütün spor paydaşlarımız şunu bilmeliler ki; kendi ülkesine yabancılaşan, kendi değerlerini yüceltmekten uzaklaşan, değer üretmek yerine tüketici kültür endüstirisinin maşası olan, aracıların ve nemalananların yönlendirdiği, kulüp fetişizminin körüklendiği ve A Millî Takımlar düzeyinde başarının yakalanmadığı spor branşlarının bu ülke değil, hiçbir ülke halkı tarafından değer görmeyecektir. Bu nedenle “yerli ve millî” uygulamaların, her alanda olduğu gibi ülke basketbolumuzda da en önemli gündem maddesi olması gerekmektedir.

KADINLAR basketbolda kulüpler düzeyinde Avrupa’nın 1 numaralı kupası olan FIBA Kadınlar Avrupa Ligi (EuroLeague Women)’nde 2024-2025 sezonu geçtiğimiz günlerde oynanan 6’lı final organizasyonu ile sona erdi. 


Grup aşamasında toplam 15 kulüp takımının yer aldığı 2024-2025 FIBA Kadınlar Avrupa Ligi’nde şampiyonluğu, finalde temsilcimiz Çimsa ÇBK Mersin’i 66-53 mağlup eden Çekya temsilcisi ZVVZ USK Prag kazandı. Kupadaki diğer temsilcimiz Fenerbahçe Opet ise üçüncülük maçında İspanya temsilcisi Valencia Basket Club’ı 59-49 mağlup ederek üçüncü sırada tamamladı. İspanya’nın Zaragoza kentinde düzenlenen FIBA Kadınlar Avrupa Ligi 6’lı final organizasyonu sonunda sıralama şu şekilde gerçekleşti: 


1. ZVVZ USK Prag (Çekya), 2. Çimsa ÇBK Mersin (Türkiye), 3. Fenerbahçe Opet (Türkiye), 4. Valencia Basket Club (İspanya), 5. Tango Bourges Basket (Fransa), 5. Beretta Famila Schio (İtalya)…


15 kulüp takımının ülkelere göre dağılımı ise şöyle: Fransa’dan 3 (Tango Bourges Basket, Villeneuve d’Ascq LM, Basket Landes), İspanya’dan 3 (Casademont Zaragoza, Valencia Basket Club, Perfumerias Avenida), Türkiye’den 2 (Çimsa ÇBK Mersin, Fenerbahçe Opet), Çekya’dan 2 (Zabiny Brno, ZVVZ USK Prag), İtalya’dan 2 (Umana Reyer Venezia, Beretta Famila Schio), Macaristan’dan 2 (Uni Gyor, DVTK Huntherm) ve Yunanistan’dan 1 (Olympiacos)…


2024-2025 FIBA Kadınlar Avrupa Ligi’nde temsilcilerimizden şampiyonluk maçında Çimsa ÇBK Mersin ikinci, Fenerbahçe Opet ise üçüncü olarak tamamlama başarısı gösterdiler. Her iki temsilcimizi elde ettiği sonuçlardan dolayı tebrik etmekle birlikte, kulüpler düzeyinde elde edilen başarının tarifinin de tekrardan yapılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü başantrenörlüğünü bir Türk antrenörün (Ahmet Kandemir) yaptığı bir Türk takımımızın hatta bir Anadolu takımımızın, kadınlar basketbolda kulüpler düzeyinde Avrupa’nın 1 numaralı kupasında final oynamasına rağmen, bu Türk takımımızda BİR TÜRK OYUNCU’nun bile süre almamış olmasını nasıl izah edeceğimizi bilemiyorum! Hemen hemen benzer durumun üçüncülük maçı oynayan diğer temsilcimiz Fenerbahçe Opet için de geçerli olduğunu üzülerek söylemeliyiz.


Temsilcimiz Çimsa ÇBK Mersin’in, 2024-2025 Kadınlar EuroLeague çeyrek final maçında Tango Bourges Basket (Fransa)’i 66-59 mağlup ettiği maçta yerli oyuncularımıza hiç süre verilmedi. Yarı final maçında Valencia Basket Club (İspanya)’u 68-66 mağlup ettiği maçta ise yerli oyuncularımızdan sadece Sinem Ataş 2:47 dakika süre aldı. Finalde ise Çekya temsilcisi ZVVZ USK Prag takımına 66-53 yenildiği karşılaşmada ise temsilcimizde yine herhangi bir Türk oyuncu süre almadı. Temsilcimizin çeyrek final, yarı final ve final olmak üzere 6’lı final organizasyonunda oynadığı maçlarda toplam 600 dakikalık sürenin sadece ve sadece 2:47 dakikasında yerli oyuncularımız süre alabildiler. Bu da yerli oyuncularımızın en önemli üç karşılaşmada yüzde 0,46, yani yüzde 1 bile süre al(a)madığını gösteriyor. 


Çeyrek final maçında temsilcimize karşı Tango Bourges Basket (Fransa) takımında 4 Fransız oyuncu toplamda 84:33 dakika süre alırken, bu da takım içi sürenin yüzde 42,28’ine eşitti. Yarı final maçında ise temsilcimizle oynanan maçta Valencia Basket Club (İspanya)’da 4 İspanyol oyuncunun toplamda 69:08 dakika ve takım içi sürenin yüzde 34,57’sinde parkede kaldığını görüyoruz. Final maçında ZVVZ USK Prag’da ise üç Çekya oyuncusu toplam 57:08 dakika süre aldı ve yerli oyuncuları toplam sürenin yüzde 28,57’sinde parkede ter döktüler.


Bir basketbolsever olarak ister istemez aklıma takılan birçok soru var. Eminim ki benim gibi birçok basketbolsever de benzer şaşkınlık ve düşünceler içerisindedirler. İtalya, Fransa ve İspanya takımları mı hem kendi kulüplerinin sürdürülebilirlikleri adına hem de ülke basketbolları adına doğru olan bir yaklaşım içerisindeler, yoksa kendi ülke basketbolumuza yabancılaşarak kupa kazanmak ve reklâm yapmak adına her yol mubahtır anlayışına sahip olan temsilcilerimiz mi? 


Oysa ülkece “Türkiye Yüzyılı” adına her alanda “yerli ve millî” anlayışı ön plana koyan çalışmalara yoğunluk verilmişken, basketbolda hem erkekler hem de kadınlar kategorisinde ters istikamette yol alınmasını Türkiye Basketbol Federasyonu (TBF) yetkilileri neyle izah edecekler merak ediyorum!


Tabii ki Avrupa Kupaları’nda Türk takımlarımızın başarılar elde etmesini yürekten istiyoruz ama yerli ve millî anlayışı değersizleştirecek şekilde yerli oyuncularımızın kendi kulüp takımlarımızda yokları oynamasını normalleştiren böyle bir anlayışla elde edilen şampiyonlukların ve başarıların, ülke basketbolumuza katkıdan çok zarar verdiğini görmemiz ve uyarıda bulunmamız gerekiyor. “Parayı bas, oyuncu transfer et ve kupayı al”anlayışı ile Türk basketbolu ne kazanacak? Kulüplerimizin ülke basketbolumuzun gelişmesi adına sorumluluk taşımaları gerekmiyor mu? Değer üretmek kulüplerimizin de sorumluluğunda değil mi? Devlet tarafından kulüplerimize yapılan onca vergi indirimleri, teşvikler, tesis yapımları gibi birçok desteğe rağmen, kulüplerimizin ülke basketbolumuza bu denli yabancılaşmalarını neyle izah edeceğiz?




“Parayı bas, oyuncu transfer et ve kupayı al” anlayışı ile Türk basketbolu ne kazanacak? Kulüplerimizin ülke basketbolumuzun gelişmesi adına sorumluluk taşımaları gerekmiyor mu? Değer üretmek, kulüplerimizin de sorumluluğunda değil mi? Devlet tarafından kulüplerimize yapılan onca vergi indirimleri, teşvikler, tesis yapımları gibi birçok desteğe rağmen, kulüplerimizin ülke basketbolumuza bu denli yabancılaşmalarını neyle izah edeceğiz?


Basketbolda değer üretmekten uzaklaştıkça, tüketici ülke konumuna düştük!


Kadınlar basketbolda kulüpler düzeyinde Avrupa’nın 1 numaralı kupası olan FIBA Kadınlar Avrupa Ligi (EuroLeague Women)’nde 2024-2025 sezonu grup aşamasında toplam 15 kulüp takımı yer aldı. Bu kulüp takımları arasında yerli oyunculara en az süre veren ve yerli oyuncularının sayı katkısı en az olan iki takım, maalesef temsilcilerimiz Çimsa ÇBK Mersin ve Fenerbahçe Opet oldu. Ayrıca her iki takımımız da, kadrolarında en fazla yabancı oyuncu bulunduran takımlar sıralamasında yine ilk iki sırada yer aldılar.


Hatırlanacağı gibi uzun yıllardır hem erkekler hem de kadınlar basketbolda, kulüp takımlarımızın Avrupa kupalarında elde ettiği başarılarda yerli oyuncularımız figüran konumundadır. Bu “bas parayı, al kupayı” anlayışı, ülke basketbolumuzu Avrupa’nın tüketici pazarı konumuna düşürmüştür.


2024-2025 FIBA Kadınlar Avrupa Ligi (EuroLeague Women)’ni ikinci sırada bitiren temsilcimiz Çimsa ÇBK Mersin, grup aşamasında yer alan 15 takım arasında açık ara yerli oyunculara en az süre veren takım olurken, kupayı üçüncü sırada bitiren bir diğer temsilcimiz Fenerbahçe Opet de yerli oyunculara en az süre veren ikinci takım oldu.


Türk takımlarımızın yabancı oyuncuların hegemonyasında Avrupa kupalarında elde ettikleri başarıların, ülke basketbolumuza ne gibi bir faydası olduğunu yıllardır araştırıyorum! Elde ettiğim sonuç, hiçbir katkısı olmadığıdır! Tersine, kulüp takımlarımızın yerli oyuncuların olmadığı kadrolarla elde ettikleri başarılar, hem A Millî Takımımızın başarılı olmasına hem ülke basketbolumuzda oyuncu yetişmesine hem basketbolda oyuncu havuzunun genişlemesine hem de ülke basketbolumuzun öncelikleri olması gereken “yerli ve millî” anlayışın gelişimine zarar vermektedir.


Basketbolumuzda yabancılaşma!


Bir Türk takımının 2024-2025 sezonu Kadınlar EuroLeague’de final oynamasına rağmen gerek yazılı ve görsel basının/ medyanın gerekse de spor severlerin pek de ilgi göstermediğine tanık olmamız artık normal karşılanmaya başlandı. Çünkü kulüp takımlarımız bu ülkenin dinamikleriyle olan bağlarını koparmış ve ülke basketboluna/ sporuna, dolayısıyla da Türk seyircisine yabancılaşmış durumdalar. 


Bu sezon Kadınlar EuroLeague’de ülkemizi temsil eden Çimsa ÇBK Mersin, Fenerbahçe Opet ya da herhangi bir kulüp takımımızın kendi altyapılarından yetiştirdiği bir tek üst düzey oyuncuya ne vakit rastladık? Herhalde 10 yıl olmuştur! Bu yabancı sevdasıyla elde edilen başarılar ülke basketbolumuzun başarısı mı, yoksa tüketim kültürünün başarısı mı? Diğer ülke takımları da bizim kulüp takımlarımız kadar kendi ülke basketboluna yabancılaşıp da paraları havaya saçarak sadece yabancı oyuncuların oynadığı takımlar kuramazlar mıydı? Neden biz böyle bir yanlış yolu tercih ediyoruz?


Sonra da neden 2016 yılından sonra A Milli Erkek Basketbol Takımımız FIBA Dünya sıralamasında 8. sıradan 27. sıraya, A Milli Kadın Basketbol Takımımız da FIBA Dünya sıralamasında 7. sıradan 17. sıraya geriledi diye hayıflanıyoruz.


Ülke basketbolumuzun, son 30 yılın en başarısız dönemini yaşamasında adres belli: Kulüp takımlarımızın yöneticilerinin keyfî uygulamaları ve millî takımlarımızın öncelikler hiyerarşisinde geri planda bırakacak şekilde oluşan kulüp fetişizmidir. Daha da üzücü olanı ise, TBF yetkililerinin basketbolumuzda yerli ve millî anlayışı yansıtacak uygulamalara uzak kalmaları ve basketbolumuzda yaşanan yabancılaşmaya da seyirci kalmalarıdır…


Spor federasyonlarımızın değerli yöneticileri, kulüp yöneticilerimiz, antrenörlerimiz ve bütün spor paydaşlarımız şunu bilmeliler ki; kendi ülkesine yabancılaşan, kendi değerlerini yüceltmekten uzaklaşan, değer üretmek yerine tüketici kültür endüstirisinin maşası olan, aracıların ve nemalananların yönlendirdiği, kulüp fetişizminin körüklendiği ve A Millî Takımlar düzeyinde başarının yakalanmadığı spor branşlarının bu ülke değil, hiçbir ülke halkı tarafından değer görmeyeceğinin bilinmesi gerekiyor. Bu nedenle “yerli ve millî” uygulamaların, her alanda olduğu gibi ülke basketbolumuzda da en önemli gündem maddesi olması gerekmektedir.


Kulüp takımlarımızın kendi ülke basketbolumuza yabancılaşması ile elde edecekleri başarılar, ne ülkemizde basketbolun gelişmesine, ne basketbolun ülkemizde popülaritesinin artmasına, ne basketbolun ülke geneline yayılmasına, ne gençlerimizin örnek alacağı sportif açıdan kahramanlar ortaya çıkarmasına, ne de A Millî Takımlarımızın başarısına hiçbir katkı sağlamayacağını ne vakit anlayacağız?…