MAALESEF artık kanıksanır hâle gelmiş İstanbul mahreçli haber başlıklarına bir göz atalım:
“Bir İETT otobüsü durağa daldı… İki İETT otobüsü çarpıştı… Üç İETT otobüsü çarpıştı… İstanbul’da metrobüsler çarpıştı… Bir İETT otobüsü otoparka daldı… Bir İETT otobüsü devrildi… Bir İETT otobüsü virajı alamadı, eve daldı… Bir İETT otobüsü mağazaya girdi… Bir İETT otobüsü uçtu… Bir İETT otobüsü yuvarlandı… Bir İETT otobüsü otomobili biçti… Bir İETT otobüsü asırlık çınara çarptı.”
İETT’ye bağlı otobüslerin kazaları, rutin haberler sınıfına girdi. Fazlasıyla sıradanlaştı. İETT otobüslerinin kaza yapmadığı gün yok neredeyse.
Bazen yolcular inerek, A noktasından B noktasına gitmek için bindikleri İETT otobüsünü itiyor. Hem de vatana hizmet aşkıyla, sevinçle. Çünkü otobüs bir yere bindirmemiş, kaza yapmamış, sadece yürüyemez hâle gelmiş. Az biraz itmekten ne çıkar? Ele mi yapışır?
Karlı havada risk daha büyüyor.
Niye böyle oldu? Evvelce yılda bir iki defa rastladığımız İETT otobüs kazaları niye bu kadar arttı?
Nasıl olduğu sorulunca, “Sürücünün direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi neticesi” diyorlar. İETT’nin elinde direksiyon hâkimiyeti kaybolmayan otobüs yok galiba. En ufak bir aksaklıkta direksiyon hâkimiyeti hemen kayboluyor. Bir anda güm pat gidiyorlar.
Şaka gibi desek, vallahi ayıp olur. Yaşanan kazada hiçbir suçu günahı, hiçbir hatası olmayan vatandaşlar yaralanıyor, bazen hayatını kaybedenler oluyor. Durduk yere ölmek ne demek!
Bu zamanda İstanbul’da belediye otobüsüne binmek, Nasreddin Hoca hesabıyla bakarsak, bindiğin dalı kesmeye benziyor.
İşe gitmek için veya eve dönmek için otobüse biniyorsun, sonrası paldır küldür kaza. Kol bacak kırılmış, kaburga göçmüş, baş ezilmiş, ciğer yırtılmış… Hiç aklında yokken kafa göz yarılmış, yaralanmış veya hayatın son bulmuş.
Maddî zararların ise haddi hesabı yok.
Bazen de “Hava muhalefeti sebebiyle” kaza olduğu açıklanıyor.
O nasıl bir muhalefettir ki hep İETT otobüslerine zarar vermekte!
Otobüs bakımlarının gerektiği şekilde yapılmadığını, kullanılan yedek parçaların orijinal olmadığını söyleyenler var.
Bakım ihalesine giren Mercedes firması İBB yetkilileri tarafından “yetersiz” bulunmuştu. Komedinin ileri seviyesi. Yahu, o araçları üreten firmanın servisi nasıl yetersiz olur?
Kendi istedikleri firmalara vermişler. Sahipleri kim çıksa iyi?
Tanıdık arkadaşlar…
Bu da komedinin en ileri seviyesi.
Acaba sadece komedinin mi?
Esasen sebep psikolojik olsa gerektir.
İETT otobüslerinin bakımını yapan personel, yedek parça temin edenler ve otobüs şoförlerinin psikolojiden bahsetmek durumundayız.
“Büyük ümitlerle seçtiğimiz biricik başkanımızı görevden aldılar, içeri tıktılar” diye moralleri bozulmuştur.
Kafayı fena hâlde takınca, işlerini lâyıkıyla yapamamışlardır.
Kafa bir yere takık olunca, şoförün direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi an meselesidir.
Üzüntü, keder…
Kasıt yoktur tabii.
Nasıl olsun?
“Başkanımızın durumuna çok üzüldüm. Batsın bu dünya, çarpsın bu otobüs” diyemez İETT şoförü.
Öyle bir durum, olsa olsa en fazla bir defa yaşanır.
Her gün değil.
Eğer sebep gerçekten belirttiğimiz şekilde psikolojik ise çözüm kolay.
Salsınlar sabık ve sanık başkanı… O gün kazalar biter. Bir daha hiçbir İETT otobüsü kaza yapmaz.
Fakat onun da dosyası çok kabarık arkadaş. Suçlamalar bir tane iki tane değil ki. Klasörler boyunu aşıyor. Birinden yırtsa, ötekilerden kurtulamaz. Aile efradı bile ümidi kesmiş durumdayken, otobüs şoförleri kim oluyor?
Üzülmek, kederlenmek, psikolojiyi bozmak size mi düştü şoför bey kardeşim?
Son sözümüz de bir tavsiye, bir hatırlatma niteliğinde olsun.
Diğer şehirlerde yaşayan vatandaşlar ne kadar sevinse, hâline şükretse, inanın az gelir. Bilhassa Ankaralılar…



