Baro değil, boru!

Ankara Barosu’nun LGBT üzerinden Diyanet İşleri Başkanlığı’nı diline dolayarak İslâm’a küfrettiği sürecin daha küf kokusu gitmemişken İstanbul Barosu’nda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yapılan meydan okuma, şehitlerin değil, dirilerin kemiklerini, damarlarını, sinirlerini sızlatır. Sızlatmıyorsa sızlatmalı, oynatmalı, kaynatmalıdır!

ŞEHİTLERİN kemikleri nasıl sızlar?

Yahut şehitlerin kemikleri neden sızlar?

İslâm, şehitlerin ölmediklerini, onların diri olduklarını ancak bizim bilemeyeceğimizi anlatıyor.

Hakikat şu ki, “şehidin kemiğinin sızlamasından dem vurmak”, onun şehit olduğunu inananın bile bu inançta eksik kaldığını gösteriyor.

Şehitlerin kemikleri sızlamaz. Çünkü onlar diridirler. Onlar Allah’ın izzet-i ikrâmını öz gözleriyle görerek bir kere geçtikleri canlarından binbir kez geçmeye râzıdırlar ve bu yüzden sızı hissetmezler.

Onların hisleri, Zül-Celâl-i Ve’l-İkrâm’ın sunduklarının kokusu ve lezzetidir. Onların mâkâmında acıya ve dolayısıyla sızıya yer yoktur!

Berkin Elvan Dâvâsı’ndaki gerçekleri ortaya çıkartacakken taşeron terör örgütü DHKP-C’nin hedefi olarak katledilen Şehit Savcımız Mehmet Selim Kiraz da o mâkâmdadır. Biz buna iman ettik.

Bu yüzden en baştan söyleyeyim, tabelâsında “İstanbul Barosu” yazan yerde Şehit Savcımızı katleden teröristlerle bir olan bir teröristin posteri asıldı diye Şehit Savcımızın kemikleri sızlamaz!

Ancak…

Siz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak tek tek o posteri asan teröristleri bulmaya çalışırsanız, arama sırasında yorulur, diziniz de, kolunuz da, kafanız da sızlar!

Peki, çâre nedir?

Basit: İstanbul Barosu’nu lâğvetmek!

Bir meslek kuruluşu, kendi bünyesine kayıtlı üyelerden aidat topluyor ve üyelerin mesleklerine garantör oluyorsa, kendi hüviyetini yönetiminde bulunduranların ideolojisine terk edemez!

Ben İstanbul Barosu üyesi bir avukat olsam, bir savcı olarak meslektaşım olan birini, hem de bir şehidin hatırasını incitecek herhangi bir hareket karşısında cümle âlemi ayağa kaldırırım.

Adlî yılın açılışının gerçekleştiği Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki salonda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı bu konu hakkında konuşuyorsa, “Adalet Bakanlığınız şu an hangi işle meşgul?” derim…

Evet, soruyorum: İstanbul Barosu’na kayıtlı olup bu memleket için yaşadığını savunan avukatların izzeti nerededir?

O poster asılırken yahut asıldıktan sonra yahut şu kaç günlük süreçte baro yönetiminin tasfiyesi için hangi adımı atmışlardır?

Evet, soruyorum: Cumhurbaşkanı’na o poster hakkında konuşma yaptırana kadar, inisiyatifi alıp da eline, o baroyu lâğvetme yoluna gitmeyen Adalet Bakanlığı ne yapıyordur?

“Elinde yetki mi var?” demeyin lütfen!

Adlî Yıl Açılış Töreni’ni Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yaptırmak kadar basit!

Yasama, yürütme ve yargı birbirinden bağımsız; ancak birbirinden hür değiller! Bu ülkenin canına kastedenler yargı, yürütme yahut yasama kanallarının hangisinde yuvalanırsa, o yuva bozulmaya mahkûmdur!

Yargı, yasama ile yürütmeden bağımsızdır fakat hür değildir, evet! Çünkü yargı kanalına giren sızıntıları denetleyecek ve temizleyecek gücü millet yürütmeye vermiştir.

Türk milleti adına kovuşturan ve hüküm veren yargının ipi de Türk milletinin elindedir ve bunu yürütme kanalıyla işlevlendirir.

Seyfi Oktay’ın Adalet Bakanı olduğu açıklandığında, “Oktay’ın Adalet Bakanı olduğu ülkede cezaevlerine tankla girilir” diyen Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun ne demek istediğini tekrar tekrar düşünen, bu kadar yakın tarihten ibret alıp da yürütme kanalında yetki sahibi olan bir Allah’ın kulu yok mu?

Seyfi Oktay kimseden korkmadığı için yargıda birçok alanı Türkiye düşmanı kadrolarla doldururken gözleriniz mi kapalıydı?

Recep Tayyip Erdoğan’ın sînesine bastığı iman, binlerce Oktay’ı derbeder eder, buna kaniyim; ancak Oktay gibi isimlerin gösterdikleri cesaretin numuneliği dahi azgınları bastırmaya yeter!

Ankara Barosu’nun LGBT üzerinden Diyanet İşleri Başkanlığı’nı diline dolayarak İslâm’a küfrettiği sürecin daha küf kokusu gitmemişken İstanbul Barosu’nda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yapılan meydan okuma, şehitlerin değil, dirilerin kemiklerini, damarlarını, sinirlerini sızlatır.

Sızlatmıyorsa sızlatmalı, oynatmalı, kaynatmalıdır!

Daha da yoksa, o kimse kendini hesaba çekmelidir…