Aydınlıkla karanlık arasında Cengiz Dağcı

Yoksul, aç ve sefil, kimsesiz bedenler yeniden canlanır. Viyana istasyonunda iki gün bir gece kalırlar. Kadınlar, Viyana’nın yakınlarında çalıştırılan kocalarına yeniden kavuşmanın mutluluğu içindedirler. İkinci günün sonunda demiryolu istasyonunun köşesinde bavul ve bohçalarıyla oturan Kırımlı mültecilerin sayıları (tahminen) on on beşten, elliye yükselir ve şubat ayının son günü (1945) Insbruck treniyle Viyana’dan ayrılırlar.

İKİNCİ Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşen ve insanlık dışı şartlarda hayata tutunmaya çalışan Cengiz Dağcı, daha sonra lejyon bölüğünde görevlendirilir. 


Savaşın son demlerinde Viyana istasyonunda yanında karısıyla beraber tren beklerken, perişan ve çaresiz hâlde bir grup kadın ve çocuk görür. Kendi dilinde konuştuklarını duyunca heyecanlanır, nutku tutulur. Karısı ne olduğunu sorar, cevap veremez. 


“Konuşamıyordum; sesimi, gözlerime gelen yaşlarım kıstırmıştı boğazımın içinde. Hasretini çektiğim dilin ezgisiyle titriyordu içim.” 


Grubun arasında üç-beş yaşında çocuklar ve yaşlıca nineler vardır. Aralarında bir tek erkek yoktur. İstasyonda, fırtınada gemileri batmış, şiddetli rüzgârın ıssız bir kıyıya attığı korkak ve çaresiz yaratıklar gibi oturmaktadırlar. Yurt hasreti psikozuyla yaşayan Cengiz Dağcı, bir an kendisini kendi kıyısında bulmuş gibi olur. Karısı Regina, Dağcı’ya onlarla konuşmasını söyler. Ve Dağcı bu garip insan topluluğu ile konuşarak hikâyelerini öğrenir. 


Anlatırlar:


“Evet evlat, bizler Kırımlı... Kırımdan çıktık... Kırım’dan çıkardılar bizleri.” Ama nasıl? Ama nasıl? Kadınlardan genççe biri anlatıyor Canköy ağzıyla: “Bir buçuk yıl Avistiryalının çiftliğinde çalıştırıldık balalarımıznen.”


Başka biri Akmescit ağzıyla: “Bizleri Akmescit’ten alıp getirdiler buralara. Kadınlarımız Nemes’in (Alman’ın) çiftliğinde, kocalarımız da demiryolu inşasında işlettirildi.” Ve başkaları: “Kocalarımız, Kızıl Ordu geliyir... Biz gidemeyiz, Almanlar bırakmazlar bizi. Ama sizi bırakırlar. Balalarımızı alıp gidin, canlarınızı kurtarın, dediler.”


Yaşlı kadınlar Dağcı’nın ellerine sarılır. “Nolursun evladım, bize yardım et. Kocalanımız mahvolacaklar Urusun eline düşerlerse. Hem biz nereye gideceğiz kocasız oğulsuz. Bu hâllere biz kendimiz düşmedik, Nemesler düşürdüler bizleri bu hâllere. Şimdi de Uruslar… Artık mahşerin kapıları açılacak arkada bıraktığımız kocalarımıza, oğullarımıza. Yardım et oğlum, yardım et bize...”


Aralarından çıkan genç kadın başlarına neler geldiğini, bu durumdan kurtulmak için neler yaptıklarını anlatmaya devam ederken, Dağcı elinden ne gelebileceğini, bu insanlar için neler yapabileceğini düşünmeye çalışır. Fakat çaresizdir. 


Genç kadının anlattığına göre, şehrin belediyesine başvurmuşlardır; kocalarının da kendileriyle beraber gelmelerine izin verilmesini istemişlerdir. Kocalarının Rusların ellerine geçtiği takdirde öldürüleceklerini söylemiş olmalarına rağmen onları kimse dinlememiştir. Aralarında doğru dürüst dil bilen de yoktur. Genç kadın çaresiz ve yalvaran bir yüz ifadesiyle anlatmaya devam eder. İlerde kocalarıyla birlikte tren bekleyen Ukraynalı kadınları gösterir. Onlar muhacir olarak Tirol’e gitmektedirler. Ukrayna’dan çıkıp muhacir olmuşlardır; neden kendileri, Kırım’dan zorla çıkarılıp buralara getirilmiş oldukları hâlde, muhacir olarak Tirol’e gidememektedir? 


“Bize, bizden başka yardım edecek, dertlerimize derman bulacak hiç kimse yok bu dünyada. Başımızı saklayabileceğimiz bir yer de mi kalmadı artık bizim için bu dünyada?” 


Şöyle anlatır Dağcı:


“Onların üzüntülerini görüyorum gözlerinin içinde; bense, yalnızca üzülüp geçemem durumları üzerinden, elimden hiçbir şey gelmeyecekse bile, onları sorumluluğum olarak kabul etmek zorundayım. Düşüncelerimi Regina’ya açıklıyorum: Regina Kırımlı kadınların aralarında kalacak, ben kentin belediyesine gidip, belediyede mülteci meseleleriyle ilgili ve yetkili kimselerle konuşacağım.” 


Cengiz Dağcı, sırtında üniformasıyla, cüzdanının içerisinde Türkistan Lejyonunun komutanı tarafından imzalanmış Kırım’a Dönme İzni olduğu hâlde, söz konusu iznin hem mistik, hem de sihirli bir güç olduğunu düşünerek, Kırımlı mültecileri Tirol’e geçirmeye yetkili ve görevli olduğundan başka, kocalarının kadınlarıyla birleşmelerinin iznini ve kendilerine iki haftalık yiyecek kuponlarının temin edilmesini de sağlayarak istasyona döner. 


Yoksul, aç ve sefil, kimsesiz bedenler yeniden canlanır. Viyana istasyonunda iki gün bir gece kalırlar. Kadınlar, Viyana’nın yakınlarında çalıştırılan kocalarına yeniden kavuşmanın mutluluğu içindedirler. İkinci günün sonunda demiryolu istasyonunun köşesinde bavul ve bohçalarıyla oturan Kırımlı mültecilerin sayıları (tahminen) on on beşten, elliye yükselir ve şubat ayının son günü (1945) Insbruck treniyle Viyana’dan ayrılırlar.


İbrahim Şahin’in “Aydınlıkla Karanlık Arasında Cengiz Dağcı” kitabından kısaltarak aktardığımız bu satırlar, savaşın acımasızlığına rağmen bazen umulmadık mutlulukların da yaşandığını hatırlatır. 


Trende Kırımlılardan başka, çoğu Ukrayna ve Litvanya’dan çıkmış mülteciler de vardır. Tanrı’nın yardımıyla Regina Kleszko artık 337 numaralı Untermensch belgesiyle Bewag Elektrik firmasının Polonyalı ucuz işçisi değil de Kırımlı kadınların arasında Kırım’dan çıkmış bir mültecidir. Dağcı da (aklının uzak bir köşesini hep sonumuz ne olacak düşüncesi meşgul etmesine rağmen) kendinden memnun hatta ötekiler gibi, mutludur. Ancak mutluluklarının beklenmedik bir anda sona ereceğini kimse bilmemektedir. 


Tren Vörbl’le Melk arasındaki tünelden çıktığı sırada, “meyus cıyırtılar kopararak”, iki Amerikan avcı uçağı trenin üstünden uçar. Daha trendekilerin ne olduğunu anlamalarına vakit kalmadan iki uçak geriye dönerek, makineli tüfeklerle treni tararlar. Cengiz Dağcı, kompartımanda Regina’yı bağrına bastırmış, kadın ve çocukların acı bağrışmalarını, yaralıların hazin iniltilerini dinlemektedir. 


Uçakların terör ateşi on dakika kadar sürmüştür. Trenin en fazla yirmi beş, otuz metre yükseğinden uçtukları için pilotların trenden yola atlayabilmiş yolcuların sivil kimseler olduklarını görmemeleri mümkün değildir. Yine de, aralıksız ateş ederler: “Uçaklar trenden uzaklaşınca Kırımlıların arasında on ölü saydık; bir o kadar da yaralı. Regina kolundan yaralanmıştı.”


Melk Hastanesi’ne taşınan yaralılar arasında Regina da vardır. 


Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından yayınlanan bu kitap, ömrünü memleketine hasretle geçiren ve Londra’da yaşayıp Türkiye’ye gelemeyen Cengiz Dağcı’nın bütün eserlerinin ve hayatının özeti sayılır…