BUNDAN 532 yıl önce 1492 yılında Kristof Kolomb Amerika kıtasına ayak basmıştı. Batılılar bu tarihi her ne kadar kendi ilerleyişleri açısından kutlamaya ya da anmaya değer bulsa da, hakları yenilmiş halklar cephesinden bakıldığında bu tarih, olsa olsa modern sömürgeciliğin başlangıç tarihi olabilir.
Sömürgecilik, Batı dillerindeki karşılığı ile kolonyalizm, bir devletin güç kullanarak kendi dışındaki topraklarda askerî, siyasî ve ekonomik alanları kontrol edip bütün kaynaklarını kendi ülke menfaatlerine amade kılmasıdır. Sömürgeci güç, hedef aldığı toprakların yalnızca kaynaklarını sömürmez; aynı zamanda yerel halkları asimile ederek onların insan gücünü kullanmayı kendisine ait bir hak olarak görür.
15. yüzyılın sonlarına doğru önce Portekiz ve İspanya sonra İngiltere ve Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinin, yeni ticaret yolları bulma, Doğu’nun zenginliklerine daha ucuz bir şekilde ulaşma isteği sömürgecilik faaliyetlerinin fitilini ateşlemiştir. Avrupalılar baharatın, altının kaynağı olarak görülen Hindistan’a ulaşma isteğiyle Orta Amerika’nın Atlas Okyanusu kıyılarına kadar gitmiş, burayı modern sömürgeciliğin ilk uygulama alanı olarak kullanmıştı. Sömürüyü kolaylaştıran etken, coğrafî keşiflerin ilerlemesi olmuştu.
Sömürge devletlerinin teknolojik üstünlükleriyle yerel halkların bütün kaynaklarını sömürüyor olması, yerel halkların daha da geri kalmalarına sebebiyet verdi. Baskı ve zorlama müstemleke halklar üzerinde derin yaralar açtı. Öncelikle keşfedilen yerlerdeki halkların insan olup olmadıkları sorgulanıyor, onların insanımsı varlıklar olduğu ön kabulü ile insanlık sınıfına alınmaları ve medeniyet basamaklarına tırmandırılmaları gerekiyordu. Bunun için kendi öz kültürlerinden arındırılıp Avrupa’nın dayattığı kültürel ve dinî hegemonyanın içine çekilmesi beyaz ırka verilmiş bir hak olmalıydı.
Karaip Takımadaları’nda İspanyolların acımasızca yerel halkı katletmesi ile Tainos kabilesi ortadan kaldırılmış, buradaki verimli arazilerde Afrika’dan getirilen işgücü sayesinde üretim yapılabilmişti. İspanyollar ilk olarak Küba’yı işgale başlamış, yerel halka acımasızca davranmışlardı; bölge insanının çoğunu katletmiş, sonrasında Meksika ve Peru’yu işgal etmişlerdi. Peru’daki çok değerli doğal kaynakları, gümüş ve altın kaynaklarını ülkelerine kaçırmışlardı. İspanyollar yılda 266.200 kg gümüşü, 5.500 kg altını sadece Latin Amerika’dan çıkarıp kendi topraklarına götürmüşlerdi.
İspanyollar gibi Portekizliler de baharat ülkesine ulaşmak için denize açıldılar, kıyı boyunca Afrika’da ticaret üsleri kurdular. Diğer Avrupalı devletlerle olan rekabet Portekiz’i yeni yerler arama arayışına itmişti. 17. yüzyılda İngiliz, Fransız ve Hollandalılarla rekabete giren Portekiz, kolonileştirdiği bölgelerde uyguladığı şiddetle sömürgeciliğin en ağır örneklerini sergilemiştir.
Hollanda 16. yüzyılda Gana Senegal’de, 17. yüzyılda Fildişi Sahili Güney Afrika’da, 19. yüzyılda Namibya’da koloniler kurarak bu ülkelerdeki doğal ve insanî kaynakları kullanmıştır. İnsanları katledip büyük bir kısmını Amerika ve Avrupa kıtasına köle olarak satmıştır. 1621 Banda Neria Adası’ndaki katliamları senelerce unutulmamıştır. 1652 yılında “Hollanda Doğu Hindistan” şirketini kurarak sömürge bölgelerindeki çalışmalarını artırmıştır. Ümit Burnu’nda Cape Town kentini, Güney Afrika’yı köle ticaretinin merkezi olarak kurmuştur. 1795 yılında Cape Town nüfusunun üçte biri kölelerden oluşuyordu.
Hollanda sömürge güçleri 1945-1949 yılları arasında çocuk ve kadınlar dahil olmak üzere yaklaşık 150.000 Endonezyalıyı katletmişti. Hollanda Doğu Şirketi, Madagaskar, Endonezya, Sri Lankalı köleler çalıştırdılar. Bu dönemlerde bir Hollandalıya yaklaşık 200 köle düştüğü görülür.
1604’te kurulan Cayenne, Fransa’nın Amerika kıtasındaki ilk sömürgesi olmuştu. 1664 yılında Senegal’de ticaret merkezleri kurmuş ve yine 1664 yılında Fransız Doğu Hindistan şirketinin kurulmasıyla sömürgecilik faaliyetleri daha sistematik hale gelmiştir. 1670’lerde 3.500.000 km2 bir alanı bulunan Fransız Sömürge İmparatorluğu, 1920’lere gelindiğinde 11.500.000 km² ye ulaşmıştır.
İngiliz Sömürge İmparatorluğu 1607 yılından itibaren Kuzey Amerika kıtasında genişlemeye başlamış, sonrasında Hindistan, Güney ve Doğu Asya’ya yönelmiştir. İngiltere Singapur, Malezya, Endonezya gibi sömürge alanlarını genişleterek stratejik bir önem kazanmıştır. Belçika Kralı 2. Leopold’un şahsi sömürgesi olan Serbest Kongo Devleti’nde haftalık kauçuk kotasını dolduramayanların cezalandırılması için uzuvlarının kesilmesi çarpıcıdır.
Avrupa’nın sömürge tarihine baktığımızda karşımızda yalnızca toprakları işgal edilmiş, kaynakları sömürülmüş, ekonomik çıkarları gasp edilmiş halklarla karşılaşmıyoruz; aynı zamanda insanî ve kültürel değerlerin yok edildiği, insan haklarının hiçe sayıldığı coğrafyalar görüyoruz. Bu tarihsel süreç Batılı devletlerin ekonomik çıkarlarını en üst seviyeye taşırken müstemleke halkların hafızalarında derin yaralar bırakmıştır.
Sömürgecilik, etnik yapıları, uluslararası ilişkileri, ekonomik dengeleri köklü bir şekilde değiştirdiği gibi eski sömürge ülkelerinde etkilerini hâlâ devam ettirmektedir.



