Aşk, sefer ve zafer

Yeni, mağrur ve aydınlık dönemler için fetih ve cihat şuuruyla çalışmayı bir aşk olarak bilmeliyiz. Fatih İstanbul’u nasıl bir aşkla fethettiyse, bizler de aynı aşk ve aynı inançla çağdaş Romaları fethetmek, çağdaş zulüm ve işgallere, dökülen Müslüman kanına son vermek zorundayız!

ULVÎ gayeler için inanç derecesinde bir ümit ile yürümek ve zaferi Allah’ın lûtfu olarak bilmektir fetih. Fetih, önce gönülleri fethetmektir. Zihinleri hazırlayıp fethin önünü açmaktır. Zihinleri gelişim ve başarıya aralamaktır. Değişime kapalı olan zihin sahiplerinin ayakları hep geriye doğru gider, bir karış ileriye gidemez.

Tarihte kalıcı olan, iz bırakan, çağlar boyu etkisi devam eden, ruhları etkileyip yenileyen, zihinleri geliştirip tazeleyen büyük bir olay ve olgudur fetih. Toprak ya da ülke iltihak etmekten çok farklı bir olgudur bu yüzden. Gönül ile yapılan, gönül ile alâkalı olan, bir sevdaya dair içkin bir olay olduğu için çağ açmak, çağ kapatmak olarak değerlendirilmiştir.

Mekke’nin Fethi üzerinden bin beş yüz yıl, İstanbul’un Fethi üzerinden 500 yıldan fazla bir zaman geçtiği hâlde hâlâ zihinleri tazelemesi, ruhları beslemesi ve de kuvvet vermesi, birer gönül fethi olmalarındandır.

İstanbul’u fethetmeye dair alev gibi bir sevdaya sahip olan Fatih, 550 kilo ağırlığında dev gibi ateş topları yapmıştı âdeta. Çünkü içinde ateşli bir rüzgâr esiyordu. Fatih’e bunu yaptıran inat değil, inançtı. Hazreti Peygamber’in müjdesine nail olmak gibi kutsal bir aşktı onunkisi. Bu işi başaracağına dair öyle büyük bir aşka sahipti ki düşünmekten uykusuz kaldığı gecelerin sonunda surları dövüp yıkacak güç ve büyülükte toplar dökmeyi başarabildi. Ona düşmanın hayâl ve havsalasının üzerinde bu devasa topları döktüren şey, sahip olduğu teknik bilgiler değil, büyük aşktı. Aşkı o kadar büyüktü ki bu denli büyük toplar dökebilmişti.

Gemileri karadan yürütecek kadar büyük bir istek, büyük bir aşk vardı içinde. Bu yüzden denilebilir ki, o kaya gibi sağlam, o dağ gibi muhkem olan surları delen, toplar değil, aşktı. Çünkü o surları delen, o topları yaptıran kutsal aşk, kutsal sevdaydı.

İstanbul’un Fethi incelendiğinde görülecektir ki, hem İslâm, hem de dünya tarihi açısından son derece önemlidir. Yaklaşık olarak bin yıldan beri devam eden bir hayâl, bir müjde, bir ideal bu fetihle birlikte bin yıldan fazla yaşayan Doğu Roma İmparatorluğu’na son verilirken Müslümanlar açısından ise yepyeni bir dönemin başlıyordu.

Osmanlı’nın öncülüğünde İstanbul’un Fethi ile birlikte başlayan yeni dönemde Müslümanlar, siyâsî ve ekonomik olarak güçlerini arttırmış, Akdeniz’in ve dünyanın en büyük aktörü olmayı başarmışlardı. Tıpkı tüm engelleme ve düşmanlıklarına rağmen Hazreti Peygamber’in etrafında oluşan aşk, heyecan, sevgi ve enerjiyi görüp direnmekten vazgeçen, Kâbe’nin anahtarını teslim eden müşrikler gibi Hıristiyanlar da, İstanbul’a giren Fatih’i sevgiyle karşılayıp ona karşı koymadılar, direnmediler. Âdeta kendi elleriyle İstanbul’u teslim etmek istediler. Bizans’ın adaletsizlik, haksızlık ve baskılarından iyice bezmiş durumda olan halk, artık “Kardinal külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeyi yeğleriz” diyerek Osmanlı’nın adaletine olan güvenini ifade etmişti.  

Bir cihat şuuruyla yapılan fetih binlerce yıl unutulmamış, önemini korumuş, âdeta zihinsel ve ruhsal bir beslenme kaynağı olmuştur. Çünkü fetih, toprak kazanmak için yapılan bir çarpışma değil, Allah için yapılan bir seferdir ve Allah’ın verdiği bir zaferdir. Fetih yeni kentler ve ülkeler kazanmak, mal ve servet yağma etmek için değil, oralara insanlığa aydınlık, barış, huzur ve mutluluk dolu hakikati taşıma, hakkı götürme, medeniyetle buluşturma mücadelesi ve o sevdaya ulaşma çabasıdır. Selahaddin-i Eyyûbî’nin Kudüs aşkıyla mücadele etmek, Eyüp Sultan Hazretleri’nin ihlâsıyla İstanbul’da surların dibinde can vermektir.

İstanbul, dünyanın incisi olan aziz bir şehirdir. Her çağda, her zamanda dünyanın başkenti olarak düşünülen bir şehirdir. Müslümanların hâkimiyetiyle birlikte medeniyetin de başkenti ve beşiği olmuştur. Bu yüzden başka milletler tarafından da defalarca kuşatılmıştır.

Fetih, Bizans’ın şahsında zulüm ve baskı dolu olan karanlık bir çağı kapatıp sevgi, adalet ve huzur dolu olan, İslâm’ın güneşi ile aydınlanan yeni bir çağ açmıştı. Günümüzün sözde çağdaş dünyası, bugün uygulanan sözde özgür, demokratik-lâik sistemlerde soluduğumuz hava İslâmî değil, kara gürültü, kara sis ve uğultu dolu bir atmosfer hâline gelmiş, her nefesimizde kalplerimizi karartmaya, duygularımızı köreltmeye başlamıştır. Bu zulüm ve adaletsizlik dolu hâliyle yeni dünya yeniden fetihlere, yeni Fatihlere muhtaç bulunmaktadır.  

Bugün dünyanın dört bir yanından yeniden yükselen imdat çığlıklarına herkesin kör ve sağır kesildiği garip bir zamanı yaşıyoruz. Bu mazlumları, mustazafları, ezilmişleri, işgal edilmiş beldeleri, sahipsiz ülkeleri, yetim kentleri, aç bırakılmış kıtaları kurtaracak, bu karanlık çağı kapatıp aydınlık yeni bir çağ açacak yeni bir lidere, yeni bir felsefeye ve yeni bir fethe ihtiyaç bulunmaktadır. Çünkü her çağ yeni bir fethe muhtaçtır. Öyle bir lider gelmelidir ki, Fatih gibi, “İmkânsız” denileni gerçekleştirmeli. Öyle bir fetih olmalıdır ki, İstanbul gibi, Mekke gibi, çağ açıp çağ kapatmalı. Olmalı ki Müslümanlar, yeniden hak ettikleri onur, izzet ve haysiyete kavuşabilsinler.

Fatih, Hazreti Muhammed’in (sav) ilk müjdesini gerçekleştirdi fakat Rasulullah sadece İstanbul’un Fethi’ni müjdelemedi. Zulüm dönemlerinden, zorba yöneticilerden, Roma’nın fethinden sonra Müslümanların Yahudilerle savaşarak onları da yok edeceğini ve yeryüzünün yeniden İslâm’ın hâkimiyetine gireceğini de müjdeledi. İşte bu müjdeye nail olmak, günümüz Müslümanlarının sevdası, hayâli ve rüyası olmalıdır. İslâm’ın nuruyla aydınlanmış yeni bir düzenin kurulmasını gerçekleştirmek için gece gündüz çalışmak, çağdaş idealimiz olmalıdır.

Yeni, mağrur ve aydınlık dönemler için fetih ve cihat şuuruyla çalışmayı bir aşk olarak bilmeliyiz. Fatih İstanbul’u nasıl bir aşkla fethettiyse, bizler de aynı aşk ve aynı inançla çağdaş Romaları fethetmek, çağdaş zulüm ve işgallere, dökülen Müslüman kanına son vermek zorundayız!

Fetih ruhlu, cihat yürekli nesillere selâm olsun!