Aşk, büyük insanların başaramadığı tek şeydir

Aşkta ilk adımı her zaman kadın atar. Kadının dikkat kesilmediği bir durumda aşk gerçekleşmez. Kadın dikkat kesilir, erkek bu dikkati fark ettikten sonra aşka giden yol açılır. Dâhi değil de ilginç olan erkekleri tercih eden kadın deha karşısında dehşete düştüğünden, bu noktada dikkat söz konusu olamaz.

“BÜYÜK insan, bir talihsizliktir” diye geçer bir Çin atasözünde. Çinliler bu talihsizliği belki de sistem için dile getirmişlerdir. Ama gerçekte büyük insan için en büyük talihsizlik, kendisidir. Büyük insan hem sistem, hem de kendisiyle hesaplaşandır. Bu yüzden diğer insanların yaşadığı birçok imkândan mahrum kalır ve büyük bir yalnızlığa düşer.

Büyük insanların sistem için korkulan talihsizliğini bir tarafa bırakıp onun kendisiyle olan talihsizliğine baktığımızda, en büyük talihsizliğinin büyük bir yalnızlık, iç çekişme ve trajik aşk olduğunu görürüz. Dünyayı değiştirmeye kalkan bu insanların ne yazık ki kişisel sorunlarında büyük başarısızlıklar yaşadıklarını görürüz. Özellikle de kadın ve aşk konusunda hep bir arayış ve açlık içinde kaldıklarını görürüz.

Büyük insanların etrafında çok güzel kadınlar olduğu ve çok büyük aşklar yaşadığı bir yanılgıdan ibarettir sadece. Çünkü büyük insanların beceremediği en büyük şey, kadın ve aşktır. Eflatun için, “Karısının çekilmezliği olmasaydı, Eflatun, Eflatun olmazdı” derler. Meşhur Şölen’i okuduğunuzda onun kadın ve aşk üzerine ne büyük laflar ettiğini ama eşiyle anlaşamadığını görürsünüz. Yine Stendhal’in birçok kadınla yaşadığı aşk ve yazdığı aşk temalı kitabına baktığınızda, onun bu konuda gözü açık gitmediğini sanırsınız. Hatta mezar taşının üzerine “Yaşadı, yazdı ve sevdi” diye yazmıştır. Aslında bu cümle bile onun gerçekte istediği gibi yaşayamadığını, gerçekten sevmediğini ve istediği eseri yaratamadığını gösterir.

Necip Fazıl’ın “söylenmedik sözlerin hasreti dudağımızda” mısraını ruhunda hissetmeyen hiçbir yazar, bir sanat eseri ortaya koyamaz. Böyle olunca Stendhal’in “Yaşadı, yazdı ve sevdi” sözü havada kalır.

Büyük insanlar aşk ve kadın ilişkilerini niçin beceremezler?

“Büyük insanlar aşk ve kadın ilişkilerini niçin beceremezler?” sorusunun birinci cevabı şöyledir: Kadınlar bu tür insanlardan korkarlar. İkinci cevapsa şu: Bu insanlar, kadını en çok anladığını sanıp en çok yanılanlar sınıfına girerler.

Kadınları anlamak ve onlarla ilişkiyi sürdürmek için hayata kadınca bakmak gerekir. Büyük adamlar, hayata kendi yaşayış ve bakışlarının dışında başka bir yaşayış ve bakış imkânı vermemişlerdir.

Kadınlar ilginç erkekleri severler ama (çoğunlukla) dehaları sevmezler. Kadın, ruhu fazla sıkıntılı ve düşüncel alanları sevmez. Hayatı gözüyle görebildiği, eliyle tutabildiği kadar sever. Bunun ötesindeki şeyler kadını ilgilendirmez. Kadınlar yaşamın uyumundan zevk alırlar, büyük insanlar çelişkisinden. Kadın ve aşk konusunda büyük insanlar başarılı olamazlar. Kadınlar için “deha” demek, “dehşet” demektir. Bu yüzden irkilip ürperdikleri kişiye karşı herhangi bir ilgi duymazlar, kaçarlar ondan. Büyük insanlar içinse deha cazibe merkezidir. Özellikle kadının akıllı ve dâhi olanını ararlar.

Nietzsche’nin Salome’ye olan aşkını düşününüz; hayatında birçok kadına âşık olmuştur, ama başarılı bir aşk yaşayamamıştır. Salome’nin peşinden çıldırasıya gitmiştir. Salome yalnızca Neitzsche’ye değil, Rilke’ye, hatta evli olduğu kocasına dahi kendini vermemiştir. Salome, Nietzsche’ye büyük ilhamlar vermiş ama Neitzsche’yi mutlu edememiştir. Nietzsche daha sonra Wagner’in eşine âşık olmuş, onda da büyük başarısızlıklar yaşamıştır.

Ortega Gasset, “Bir şey kesindir: Erkekte, ilerleme ve insanlığın yücelmesi açısından genelde en saygın nitelikler olarak kabul edilen nitelikler, erotik açıdan kadını hiç ilgilendirmezler”[i] diye yazar. Bunda kadının erkeğe bakışını ve büyük insanın kadın karşısında kaybedişini göstermesi açısından önemli bir vurgu vardır.

Aşkta ilk adımı her zaman kadın atar. Kadının dikkat kesilmediği bir durumda aşk gerçekleşmez. Kadın dikkat kesilir, erkek bu dikkati fark ettikten sonra aşka giden yol açılır. Dâhi değil de ilginç olan erkekleri tercih eden kadın deha karşısında dehşete düştüğünden, bu noktada dikkat söz konusu olamaz. Bu yüzden deha veya büyük kişi aşkı yaşayacak ortamı hiçbir zaman yakalayamaz, yakaladığı anda da başaramaz.

Büyük adamın beceriksizliğini ve kadının büyük adam karşısındaki tutumunu Napolyon’un hayatında görmek mümkündür. Zira “kadınlarla karşılaşmalarında etkisiz kalan büyük adamlara aşırı bir örnek Napolyon’dur. Onun yaşamını dakikası dakikasına biliyoruz; sonra elimizin altında kadınlara nasıl yaklaştığını anlatan eksiksiz öyküler var. Napolyon, bedensel çekicilikten yoksun değildi. Gençliğinde kendisine çevik bir hava veren inceliği, ona güzel bir Korsika tilkisinin zarafetini kazandırıyordu. Daha sonraları imparatorlara yakışır bir göbek edindi ve başı, erkeklerin bakış açısından olağanüstü yakışıklı bir biçime girdi. Gerçek şudur ki, Napolyon’un bedensel oranları, sanatçıların -ressamların, heykeltıraşların, şairlerin- heveslerine ve düşlerine esin kaynağı oldu. Kadınlar da onun karşısında pekâlâ kendilerinden geçebilirlerdi. Ama hiç de öyle olmadı. Dünyanın efendisi olan Napolyon’a büyük olasılıkla hiçbir kadının âşık olmadığını savunabiliriz ve bunu yaparken hiç de yalan söylemiş olmayız. Kadınların hepsi onun yanında kendilerini huzursuz, keyifsiz ve rahatsız hissediyorlardı. Hepsi Josephine’in büyük bir içtenlikle dile getirdiği düşünceleri taşıyorlardı. Tutkulu genç general, ayaklarının altına mücevherler, milyonlar, sanat yapıtları, eyaletler, taçlar sererken, onu önüne ilk çıkan dansçıyla aldatan Josephine, bütün bu değerli armağanları alıyor ve Fransız melezlerinin çoğunlukla yaptıkları gibi R’leri kaydırıp L’lerin üstüne basarak şaşkınlıkla şöyle bağırıyordu: ‘Çok garip biri bu Bonaparte!’”.[ii]

Napolyon için, büyük bir tutkuyla sevdiği Josephine’yi görebilmek için savaş sırasında dahi kaytarıp onunla buluştuğu anlatılır. Napolyon’u aldattıktan sonra Josephine’nin, “Çok garip biri bu Bonaparte!” sözü, gerçekte bir alay, bir hor görmeden başka bir şey değildir. Büyük adam karşısında ezilen kadının ruh halinin, karşısındakini hor görerek kendi eksikliğini bastırmasıdır bu. Çünkü büyük adamı kadın bilinçli olarak hor görür.

Büyük adam, bir talihsizliktir ve bu talihsizliği en çok kendini bağlar. “Topluma faydalı olmaya, dünyayı düzeltmeye çalışayım” derken kendi ruhunu bozar Nietzsche gibi… Ülkeler fethederken kendi eşi fethedilir bir dansçıyla Napolyon gibi…

 



[i] Gasset, age. Sh.89

[ii] Gasset, age. Sh.89-90