İSTER istemez ABD’nin
başkanlık seçimiyle ilgileniyoruz. “Hangi aday kazanırsa ülkemizin yararına olur
yahut hangi aday kazanırsa ülkemiz daha az zarar görür?”, konu budur!
Bizim
buradan o seçimi etkilemek gibi bir imkânımız ve düşüncemiz bulunmuyor elbette
ama ülkesinin menfaatini kendisine dert edinen insanların istese dahi bu olaya bîgâne
kalması mümkün değildir; dolayısıyla ehven-i şer olarak gördüğü adayın
kazanmasını temenni etmesi kadar doğal olan bir şey olamaz.
Medyadaki
bazı kendini pek beğenmiş ukalâ tipler bu durumu alaya alıyor, “Sanki seçim bizim ülkemizde yapılıyormuş
gibi her gün TV’lerde bu konu… Hattâ bir de taraf tutuyorlar” diyerek
kendilerince üst perdeden konuşuyorlar. Bunlar, ülkelerinin menfaatiyle ilgili
hiçbir kaygıları olmayan asalak züppelerdir. Dünyada ABD’nin başkanlık
seçimleriyle ilgilenmeyen devlet mi var? Rusya’dan Japonya’ya, Çin’den,
Hindistan’dan Lâtin Amerika ülkelerine kadar bütün devletlerin yöneticilerinin
kendilerine göre birtakım ümit yahut endişelerle bu başkanlık yarışını büyük
bir dikkatle izlemekte oldukları muhakkaktır. Bu devletlerin bazıları Trump’un,
diğer bazıları da Biden’in kazanmasını arzuluyor olmalılar. İran, Çin,
Venezuela, AB gibi devletler Biden’in kazanmasını, daha doğrusu Trump’un
kazanmamasını arzu ederken, belki Suudi Arabistan, BAE, Mısır gibi bazı Arap
devletleri ve İsrail, Trump’u istiyor olabilirler.
Biden
iki dönem, sekiz sene Başkan Obama’nın yardımcılığını, Trump da bir dönem
başkanlık yaptı. Bu süreler içerisinde Türkiye ile çok yoğun ve çetin
ilişkileri olduğundan, bu her iki zâtı da Türk halkı çok iyi tanıyor ve ülkemiz
için ikisinin de birbirinden berbat olduğuna inanıyor. Gerçekten de şu anda
Devletimizin dış siyâsetteki en önemli meseleleri Suriye, FETÖ, Doğu Akdeniz,
Ege, Kıbrıs, Libya ve S-400 sorunlarının tamamında her iki adayın da görüşleri,
Türkiye’nin karşısındadır.
Bununla
beraber, Biden’in ülkemize karşı düşmanca bakışına mukabil Trump’un böyle
doğrudan bir düşmanlığı olmadığı, bilakis Cumhurbaşkanımıza karşı bir sempatisi
dahi bulunduğu, bu sempatinin az da olsa ilişkilerimize olumlu katkıda
bulunduğu inancıyla milletimizin çoğunluğu tarafından ehven-i şer olarak tercih
edilmekteydi.
Kovid-19
salgınına kadar Trump’un bir dönem daha başkanlık yapacağına dair ülke içinde
ve dışında yaygın bir kanaat vardı. Ne var ki, Koronavirüs salgını Trump
açısından her şeyi altüst etti. Başlangıçta salgının hafife alınması yüzünden
ölümlerin rekor düzeylere çıkması, ekonominin dramatik oranda daralması,
işsizliğin büyük boyutlara ulaşması, Trump’a büyük puan kaybettirdi. Yani
kamuoyu yoklama şirketleri öyle söylediler.
Bu
şirketlere göre, seçime girerken Biden, Trump’tan sekiz puan öndeydi, seçimi
kazanacağına kesin gözle bakılıyordu. Fakat sandıklar açılıp da oylar sayılmaya
başlayınca durumun hiç de öyle olmadığı, Trump’ın seçimi kazanma yolunda olduğu
görüldü, Trump zaferini ilân etti.
Kamuoyunun
kanaati bu yönde değişmekte iken tuhaf bir şey oldu! Posta ile gönderilen oylar
sayılmaya başlayınca, bu defa da Trump’un önde olduğu eyâletlerde Biden hızla
öne geçti. Trump bu duruma tepki gösterdi, oylarının çalındığını iddia ederek
sayıma itiraz etti, hukukî mücadele başlattı, hemen her gün kendisinin seçimi
kazandığını iddia etti.
Bu
süreçte tuhaf bir şey daha oldu!
Belli
başlı medya organları, Twitter ve Facebook gibi kuruluşlar Trump’un sözlerini
yayınlamayarak âdeta ona ambargo koydular; mahkemeler oyların yeniden sayılmasında
Trump tarafının müşâhit bulundurma talebini reddetti. Sanki sihirli bir el, her
şeyi Trump’un aleyhine çeviriyordu…
Yorumcular
seçim sonucunun kesinleşmesinin haftalar alacağını düşünürken, 7 Kasım 2020
sabahı, Trump seçimi kazandığını bir kere daha ilân etmişken, aynı günün
akşamı, ben bu yazıyı yazmaktayken bir de ne göreyim, bizim bütün TV kanalları
Biden’in 290 oyla başkan seçildiğini duyuruyor, Biden’in “Başkan” sıfatıyla verdiği
beyanatı yayınlıyorlardı.
Bundan
sonra nasıl gelişmeler olacağını bilmiyoruz. Herhâlde Amerikan toplumu için pek
de iyi şeyler olmayacak gibidir, göreceğiz. Muhtemelen Trump ve taraftarları
sonucu kabullenmek istemeyecekler, ülkede kutuplaşma daha da katılaşacaktır.
Şayet
Trump’un iddia ettiği gibi mektupla gelen binlerce oy içinden Trump’a çok az,
hattâ bazen sıfır oy çıkmış olması doğruysa, bunun oy hırsızlığından başka
makul bir izahı herhâlde yoktur.
Bunun
sebebi ne olabilir?
Trump,
başkanlığı süresince Amerikan yerleşik düzenine karşı savaş açmıştı. Gerçi
fazla bir şey yapmaya muvaffak olamadı ama muhtemelen ikinci başkanlık
döneminde bu çevrelere karşı daha etkili bir mücadele yapmayı plânlamaktaydı.
Onun bu plânını sezen yahut bilen yerleşik düzenin sahibi olan Amerikan derin devleti,
Trump’un başkanlığına son vermeye karar vermiş ve bu kararını icraya koymuş
olabilir.
Türkiye
düşmanı Biden, Başkanlık koltuğuna otursun bakalım, Kovid-19 salgınını ne
yapacak, küçülen ekonomiyi ve dev boyutlara çıkmış olan işsizliği, bozulan kamu
düzenini ne yapacak, göreceğiz... Bunlardan fırsat bulup Türkiye’ye karşı savaş
açarsa eğer, her kuşun etinin yenmediğini ona öğreteceğiz Allah’ın izniyle!
Bizdeki
yeminli Erdoğan/Türkiye düşmanı muhalefet de çok sevinmesin! Cumhurbaşkanımız
Erdoğan’ı devirmek için Biden’den yardım beklerlerken, onun Türkiye aleyhine her
sözü ve eylemi, onların boyunlarında kaldıramayacakları demirden bir boyunduruk
olacaktır, onu da göreceğiz. Ya Biden’e karşı çıkarak onunla arayı açacak ve
bizi mahcup edecekler ya da o boyunduruğun altında ezilip kalacaklar!



