Alt Anlamlar Sözlüğü

Acı çeken bütün kalplerin dostu Allah’tır. Yaradan hiçbir kulunu acı içinde yalnız bırakmaz. Bir “ALLAH” lafzıyla ruh genişler, kalp ferahlar ve acı hafifler. Ancak ve ancak Allah’ın sevdiği kullar böylesi hüzünlü vakitlere uğrar. Çünkü bu geçici misafirlik, insanı Rabbine götüren bir sırlı yoldur.

Madde1: ACI

 

ANLAM: 1. Dünyalık imtihanlar listesinde yer alır. 2. Söylenişi kısa, hissedişi uzundur. 3. En karakteristik özelliği, kişinin yaşam sevincini törpülemesi ve zamanın en neşeli kısmında uzayan bir keder algısını peyda etmesidir. 4. Acıyı var eden olaylardan çok, olayları yaşayan kalplerin ne hissettiği ile ölçülür. 5. Herkes için muhakkak bir hayrı vardır.

 

Tanım 

 

İnsanı yoğuran duygulardan biri… Acı… Çok farklı kisvelerle her kalbe uğrar. Zamansal çözümleme evresi karmaşıktır. Ne kadar sürerse sürsün, ne kadar hissedildiği kişiye, kalbe ve ruha göre değişir. Kimi zaman bir yas zamanıdır. Kimi zaman yalnızca kaygı ve korku ile hüküm sürer. Nadiren başka kalpleri esir almışken kişinin benliğinde zuhur eder. Bu, acının insanı yücelttiği ve Rabbine yaklaştırdığı anlardan biridir. Başkasının mülkiyeti altında bulunan bir acıyı hisseden kalp, günah ve haramla meydana getirdiği kara lekelerden kurtulmaya başlar. 

 

Acı, yaygın bir yanlış olarak halk arasında isyanla tolere edilmeye çalışılır. Bu hem yanlış hem de etkisizdir. Bir acının giderilmesinde en gerekli davranış biçimi sabır ve şükürdür. Fakat sabırsız ve şükürsüz insan için bu süreç oldukça ağır olabilmektedir. 

 

Bazen bir kaybedişle başlayan acı duygu-durumu bazen de insanın yaşamak hevesine uygun düşmeyen olaylar silsilesiyle ortaya çıkar. Hissettiği negatif duygularla başa çıkamayan ve dünyanın en bedbaht kalbi olarak kendini beyan eden bireyler, sıklıkla en sıradan olumsuzlukları bile bu kategoride değerlendirebilirler. 

 

Fakat bazen acı, gerçekten şiddetli ve yıkıcı karakterli olabilir. Böyle zamanlarda kişinin arayıp bulması gereken birtakım anlamlar vardır, ki acının var oluş amacı da her zaman budur. Hiçbir insan hiçbir acıya “anlam”dan arındırılmış bir şekilde düşmez. Acıya düşmek, karanlıkta boşluğa atılan adımların mecbur ettiği bir tökezleme ve kendini, hedef almadığı bir toprak parçası üzerinde, istemediği ve beklemediği olumsuz fiziksel ve zihinsel sızılar içinde bulmak değildir. Acıya düşmek, aklın ve kalbin daha önce keşfetmediği yerlere gitmede zorunlu istikamettir. Buraya düşmeden en derin ve en hakiki anlamları bulmak hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. 

 

Eşref-i mahlûk olarak yaratılmış insan, bu şereften ayrılır ve ahde vefadan döner, aslına kavuşmak için ihtiyaç duyduğu bir yoğrulma süreci vardır. Bu süreçlerden biri, kalbin atım hızını ve istikrarını bozan, aklı ve aklî melekeleri meşgul eden, dış dünyadan izole edip kendi iç âlemine sürükleyen acılardan birine düşmektir. Bu düşüşle insan, kendine misafir olur. Kendiyle sohbet eder ve belki ömründe ilk defa “insan” olabilmenin derdine düşer. Acı, tipik bir yoğrulma sürecidir. Özünde sevgi, vefa, merhamet gibi ilahî duyguları taşıyan kalbin, yeniden kendi öz karakteriyle atmaya başlaması için büyük bir fırsattır. 

 

Acı aynı zamanda ayna karakterlidir. Kim bir acıya duçar olsa, yerin yedi kat dibine gömdüğü kusurlarını göreceği bir aynayla karşı karşıya kalır. Bu, yeniden insan olabilmede ve tüm anlamları yerli yerine koyabilmede en sırlı vetiredir. Aynada kendini ilk kez bu kadar derin ve aşikâre gören kişi, ilk anda birtakım kaçış yolları arar. Zihnin kompleks bağlantıları arasında bu gerçekçi yansımayı değiştirecek kaçış yolları… Fakat kalbin acı duygusu, diğer bütün zihnî kurgulardan daha güçlü olduğundan kısa süre içinde aynadaki aksine teslim olur. İlk teslimiyet, kişinin hiç de sandığı kadar günahsız ve iyi olmadığı yönünde bir kabullenişi de beraberinde getirir. Bu, o an için ürkütücü gibi görünse de, insanın “insan” olma yolunda en etkili yüzleşme sahnesidir. Kendini “zannettiği” mâkâmlarda bulamayan kişinin bu fark edişi, Rabbine tövbe etmekle ve tövbesine bağlı kalmakla, ulaşabileceği en güzel mâkâma terfiinde hayatî öneme sahiptir. 

 

Acı, kalpte kaldığı süre boyunca diğer organlar üzerinde de etkileşim gösterir. Tıbbî olarak bu etkileşimler stres kaynaklı, psikolojik gibi adlarla anılır. Fakat alt anlamda işler çok daha derindir. Acı çeken insanın vücudunun herhangi bir yerinde meydana gelen bütün aksaklıklar ve sıkıntılar, kişinin özüne dönüş yolundaki sancılarıdır. 

 

Bunlar geçici ya da kalıcı, kısa süreli ya da uzun vadeli olarak farklılık arz edebilir. Acının sona ermesiyle bu etkiler de yok olabilir. Fakat her ne olursa olsun herkesin karakterine ve sebatına göre muhakkak bir hayırla var olur. Acının nihayete ermesiyle yoğrulmuş ve fıtratına dönmüş güzel insanın tekrar aynı kayıplara düşmemesinde oldukça etkilidir. 

 

Acı çeken insanların dış görünüşlerinde de eskiye nazaran bazı nüanslar vardır. Bunlar ekseri, o kişiyi yakından tanıyan ve ruhunu bilen kısıtlı bir çevre tarafından fark edilebilir. 

 

İlk fizikî değişim, gözlerdedir. 

 

Gözlerde buğulu, kibirden arınmış ve uzun yolların bitimsizlik duygusunu andıran bir derinlik vardır. Uzun süre bakan kişilerin kalbinde de aynı acıyı taklit eden geçici bir sızılanma olabilir. Bu da yine insanların kalben yakınlaşmasında Rabbin mucizevî dokunuşlarından biridir. Yaradan acılı gözlere verdiği bu derin anlamla birlikte, acıya merhem olabilecek insanların kalbini harekete geçirir. Bu, her zorlukla beraber bir kolaylık var eden Rabbin daha yolun başında acıyan kalpleri serinletmesidir. İşte, acıyı isyanla örselemeye çalışan kişinin yanlışı da buradadır, ki Rabbin daha ilk müjdesinde bile binbir hamd sebebi vardır. Çünkü her acı, bir yangın duygusunun kalpte alevlenmesidir ve ancak Rabbin serinlik müjdeleriyle kişi aklını ve insanlığını yitirmeden bu sürece katlanma kudreti bulabilir. Ve bunun tek karşılığı günahkâr kalbimizden yükselen ve asla Rabbin merhametini karşılamayacak olan bir aciz şükürdür. Yaradan’ın merhametiyle bu günahkâr ve aciz kalbin şükrü, acının en kızgın anında kalbe inen sağanaklar gibidir. 

 

Acı, herkes içindir ve hep vardır. İnsanı, tam azacakken, tam günaha, harama ve bunların götürdüğü harabe saltanata meyledecekken tutar, yere çalar, evirir-çevirir ve daha önce hiç görmediği bir yüksekliğe uğurlar. Acıdan önceki insanla acıdan sonraki insan arasında devâsa bir uçurum vardır. 

 

Alt Anlam

 

Acı, ya bir günahın ceremesi ya da bir imtihan vesilesidir. Fakat ne olursa olsun acılar, anlamları keşfetmeni haykıran bir sestir. İnsanı yakmak ve yıkmak için değil, var etmek ve güzele davet etmek için Yaradan’ın kuluna müjdesidir. Ne kadar acıtsa, ne kadar yokluk hissi verse de elbet bitecektir. Hiçbir acı, sonsuz değildir; insanı sonsuz güzelliklere götüren bir yoldur.

 

Acıyı var eden olgular; ölüm, ayrılık, hastalık, yoksulluk, hasret, yalnızlık, başarısızlık gibi insanî hâllerdir. Bu hâller, tek bir hâle geçiş için vardır. Ömür denilen geçici ve kısa süreçte Rabbini unutmadan yaşayabilmek için gerekli kodlar, bu hâller vesilesiyle keşfedilir. 

 

Acı çeken bütün kalplerin dostu Allah’tır. Yaradan hiçbir kulunu acı içinde yalnız bırakmaz. Bir “ALLAH” lafzıyla ruh genişler, kalp ferahlar ve acı hafifler. Ancak ve ancak Allah’ın sevdiği kullar böylesi hüzünlü vakitlere uğrar. Çünkü bu geçici misafirlik, insanı Rabbine götüren bir sırlı yoldur. 

 

Acı; hidayete vesiledir, Rabbine çağıran bir sestir, fıtrata ermede müjdedir, güzel hâllere geçiştir, kendini fark ediştir, gönülden bir tövbedir. Acı, anlamlarla buluşma iklimidir.

 

Acın varsa sabret, şükret ve Rabbinin ve Resul’ünün sesine kulak ver:

 

“And olsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele! Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, ‘Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz’ derler. İşte Rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir ve işte doğru yola ulaşmış olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi 155-156-157)

 

“Müminin hâli ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Hadis-i Şerif)