“ŞÜPHESİZ biz sana apaçık bir fetih verdik. Tâ ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana şanlı bir zaferle yardım etsin. O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bütün bunlar, Allah’ın inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır.
Bir de Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük girdabı onların başına olsun! Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Fetih, 1-7)
Fetih Sûresi’ni genellikle birinci ayetiyle anarız. Zira zaferin müjdesi bu ilk ayette doğrudan beyan edilir. Ancak devamındaki ayetler, göklerin ve yerin ordularının Allah’a ait olduğunu ısrarla dile getirerek Allah’a iman eden erkeklerle kadınları bekleyen mükâfatın yanında Allah’a şirk koşan erkeklerle kadınların nasıl bir gazapla karşılaşacaklarından da dem vurur.
Askerî bir motto olarak kullanılan “Endişe etme, plâna sadık kal!” şeklindeki slogan, aslen tam da Fetih Sûresi’ndeki bu bahsetmiş olduğumuz beyanda yer alır. Çünkü Allah’a şirk koşanların herhangi birkaç planı olabilirken, Allah’ın sonsuz sayıda planı vardır. O, her dem yaratmak kudretine sahip yegâne varlıktır. Yoktur ilâh O’ndan başka. Ve gökler ile yerde sadece O’nun orduları mevcuttur. O’na iki şekilde ortak koşulur: Birincisi doğrudan O’na inanmayarak O’na şirke düşülür; ikincisi de tüm hâdisatın arkasında O’ndan başkalarının güç sahibi olduğunu varsayıp onlardan korkarak veya onlardan ümit besleyerek şirke düşülür.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilân edildiği 1923 yılında, Büyük Millet Meclisi’nin divan alayının üzerinde “Hâkimiyet milletindir” yazarken, kongre kürsüsünün üzerindeyse Fetih Sûresi’nin ilk ayeti olan “Biz sana apaçık bir fetih verdik” ifadesi yer alıyordu. Bu ayetin yazılı olduğu dokuma halı, hâlen müze olarak kullanılan Birinci Meclis binasının tam girişindeki odada asılıdır. Allah, O’nun planına sadık kalarak sadece O’na mağlûp olmakta nimet arayanlara daima zaferler ve fetihler lütfeder. Allah, sözleşmeyi yani ahdini bozanlara muhakkak gazabını gönderir.
Salih Nebî kavmine o dişi deveyi emanet etmişti de “Kıymayın ona” demişti. Sözde yemin etmişlerdi de akitlerini bozdular. Ancak Allah, gazabını üzerlerine bir çığlıkla gönderdi. Plâna göre, sözünden dönecek olan namert göğsünde ve zihninde gizlediği ihaneti aşikâr etsin ki kesilecek ceza hedefine tam vaktinde ulaşsın.
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsilen katıldığı ABD’deki Birleşmiş Milletler Zirvesi’nde yapılan görüşmeler ve özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın kibir dolu eylem ve söylemleri haftalarca konuşuldu, Türkiye’nin ve nüfusu Müslümanlarca yoğun olan diğer ülkelerin bu görüşmelerden zararlı çıktıklarına dair yorumlar çokça yapıldı. O fotoğraf böyle verildi, şu fotoğraf şöyle çekildi derken her detay bir tür diplomasi paparazzisi tadında gelip geçti. Bu sürünceme içinde Türkiye’deki medya ve bir kısım yetkili isimler tarafından ABD’nin, İngiltere’nin ve İsrail’in ne büyük devletler olduğunu yeniden ezber etmemiz istendi. Zira kölesi oldukları bu üçlünün Big Bang’a dahi sebep olan bir kudret ve stratejik plan-programa sahip olduklarına öyle inanıyorlar ki, bu kölelere göre masayı ancak onlar kurup onlar dağıtıyorlar.

ABD, İngiltere ve İsrail gibi odaklara tapan müşrik pagan kölelerinin göremedikleri durum, onların masanın sahibi olmadıkları. Onlar sofra kuruyorlar sadece. Oturduktan beridir yediklerince doymadıklarından, masanın da kendilerine ait olduğunu zanneden bu şeytan müntesiplerinin öğrenmeleri gereken, masayı yapan marangoz. “Marangoz” deyince… Malûm, onlar Marangoz’u öldürdüklerini sanmışlardı. Bu zan üzerine binlerce yıllık bir yalanı temel alıp milyarlarca insanın kanına girmekten ve hatta kanını dökmekten imtina da etmediler. O marangozun müjdelediği Hatem-i Enbiya Ahmed-i Mahmud-u Muhammed (sav), Hudeybiye’de karşısına geçenler ne istedilerse kabul etmişti. Çünkü O, sonsuz plana sahip olan Azîzun Zuntikam’ın planına güveniyordu. İşte bugün iman dolu bir göğse sahip her Türk, bu tavrın içinde sabit kalmalı.
Bu güven duygusunu daha önce perçinlemek üzere Türk Devleti, son dönemeçte bir Ramazan ayı formatı çekti içeride. Hani Ramazan ayında şeytanların eli kolu zincirlenir de müminler onların şerlerinden emin kılınır ya, Türk Devleti dışarıda yapacağı hamleler öncesinde gereken ne varsa yaptı ve diğer parazitlerin kendilerini açık etmeleri için onlara geniş bir zemin bıraktı. Bu hamlenin bir örneğini aslında bir de 15 Temmuz’da görmüştük.
ABD’de Filistin meselesinden Suriye konusuna, F-35 konusundan CAATSA kriterlerine, ticaretten Ukrayna-Rusya Savaşı’na değin konuşulanların her noktasında Türkiye’yi “herhangi bir muhatap” seviyesinde göstermeye kalkışanlara karşı, ABD’den döner dönmez hem de Çamlıca Camiî’nde Devlet’in ve cumhurun başı olarak Recep Tayyip Erdoğan, “Ne muhatabı… Allah’ın planına sadık ordu hüviyetiyle yeryüzünün mücahitlerden olmak yine bizim kaderimiz” mealindeki konuşmasına imza atarken, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki yeni yasama yılı açılış konuşmasında Türkiye Yüzyılı’nın doktrinel misalini Selçuklu teşkilatı ile özetledi. Bu yüzden bize düşen, ABD-İngiltere-İsrail müşriki sözde vatan dertlileri başta olmak üzere ümitsizlere ümit ocağının Türkiye olduğunu tekrar ve tekrar hatırlatmaktır.
Şeytanlar zincirlendi, parazitler döküldü. Ne mutlu, artık biz bizeyiz!
-------------
Bir solukta…
Saflar Sıklaşırken
Müslüman kulluğunu
yalnız O’na yapandır
Katışıksız saf ve temiz
yalnız O’na tapandır
Zulmü alkışlayarak
zalim sevenler var ya
Ahir zaman kavşağında
uçuruma sapandır
Celâli



