Algı operasyonları ve İsrail zulmü (3)

İnsanların dikkatini başka bir konuya çekmek, mevcut sorunu gözden düşürmek ve sorunun boyutunu küçültmek şeklindeki yöntemlerle kamuoyunun gündemi değiştirilebilir. Bu çerçevede ABD ve İngiltere’nin hem Gazze’deki katliamları, hem de Epstein skandalı gibi dünya gündemini meşgul eden başlıkları “Kızıldeniz’de küresel tehdit” çığırtkanlığıyla manipüle etme ihtimali de hesaba katılmalıdır.

YETMİŞ beş yıldır Filistinlilere uygulanan zulüm, bugün dahi dünyanın gözü önünde acımazsızca devam ediyor. ABD’nin Tel Aviv’e destek çıkmayı geleneksel dış politika davranışı hâline getirmesinin iki nedeni bulunuyor: İsrail’i Ortadoğu’da sadık bir müttefik olarak görmesi ve ABD’de karar verme süreçlerinde oldukça etkili olan Siyonist lobinin baskısı. Bu iki nedenden ötürü ABD dün olduğu gibi bugün de açık ara İsrail’in en büyük destekçisi konumunda.

Bu noktada mevcut Başkan Joe Biden’in Gazze’ye yönelik saldırıların hemen ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu arayıp İsrail’in kendisini koruma hakkına sahip olduğunu ifade etmesi dikkat çekiciydi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de yaptığı benzer açıklamada, Tel Aviv yönteminin Gazze’ye saldırma hakkının olduğunu dile getirmişti. Böylece gerek Biden, gerekse Blinken, sadık müttefikleri İsrail’in Filistinlilere yönelik gerçekleştirdiği katliamı kasıtlı şekilde görmezden geldi.

Ayrıca söylem düzeyindeki desteklerle yetinmeyen Biden yönetimi, yaşanan olaylar üzerine üç kez toplanan BMGK’da gerginliğin azaltılmasına yönelik ortak açıklama yapılmasını bile veto etti. Buna gerekçe olarak da “ortak açıklama yapmanın mevcut krizi çözmeye yardımcı olmayacağı” şeklinde trajikomik bir bahane sunuldu.

Tüm bu somut gerçeklikler bir arada değerlendirildiğinde, ABD’nin İsrail’e verdiği desteğin ve sunduğu güvenlik şemsiyesinin bölgedeki barış ve istikrarın tesisi yolundaki en büyük engel olduğu söylenebilir. Bilindiği üzere devletler, dış politika hedeflerini desteklemek, kamuoyu desteği kazanmak veya uluslararası toplumu belirli bir konuda etkilemek amacıyla propaganda ve algı yönetimine özel önem verirler. Bu konuda hedeflenen algıyı oluşturmak ve sürdürmek için medyayla iş birliği yapabilirler.

İşte bu doğrultuda abartılı veya çarpıtılmış haberlerle yanıltıcı veya mübalâğalı bilgiler içeren sahte haberler bir araç olarak kullanılabilir. Bu sayede hedeflenen ülkenin milletlerarası toplumda itibar kaybetmesi sağlanabilir. Bununla birlikte küresel aktörler, küresel bir tehdit algısı yaratmak sûretiyle olağanüstü yetkiler talep etme veya güvenlik politikalarını güçlendirme amacı güdebilirler.

BM Güvenlik Konseyi’nden Husilere karşı elde edilen karar, bu bağlamda ziyadesiyle dikkat çekicidir. Nihayetinde bu kararla ABD ve İngiltere, Husilere karşı geniş bir destek elde etmenin yanı sıra hem Husileri, hem de onları destekleyen güçleri uluslararası toplum nezdinde saf dışı etmeye çalışmıştır. Ayrıca devletler, bir sorunu unutturmak veya kamuoyu gündeminden uzaklaştırmak için de çeşitli algı yönetimi stratejilerine başvurabilirler.

İnsanların dikkatini başka bir konuya çekmek, mevcut sorunu gözden düşürmek ve sorunun boyutunu küçültmek şeklindeki yöntemlerle kamuoyunun gündemi değiştirilebilir. Bu çerçevede ABD ve İngiltere’nin hem Gazze’deki katliamları, hem de Epstein skandalı gibi dünya gündemini meşgul eden başlıkları “Kızıldeniz’de küresel tehdit” çığırtkanlığıyla manipüle etme ihtimali de hesaba katılmalıdır.

Son söz

İslâm’ın hâkimiyeti için mümin kulların bir arada bulunup birlikte hareket etmeleri ile ilgili olarak Cenâb-ı Hak, “Hepiniz birden Allah’ın ipine (İslâm’a) sarılın, asla ayrılmayın” (Âl-i İmrân, 103) buyurmuş ve Müslümanları Kur’ân’ın etrafında birlik olmaya çağırmıştır. İslâmiyet vahdet dinidir. Bu vahdetin (birliğin) temelinde “tek Allah inancı” vardır. İnsanca yaşamanın, huzura kavuşmanın tek yolu birlik ve beraberliktir. Sevgili Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Size birlik hâlinde bulunmanızı tavsiye eder, ayrılıp dağılmaktan şiddetle kaçınmanızı isterim. Zira şeytan, tek başına yaşayan insana yakın olup beraber bulunan iki kişiden uzaktır. Kim Cennet’in ta ortasında yaşamak isterse, toplu hâlde bulunmaya baksın.” (Tirmizî, Fiten, 7)

Şartlar ne kadar namüsait olsa da bize düşen, “Lâ galibe illâ-Allah” duasını unutmamaktır. Vesselâm…