Algı operasyonları ve İsrail zulmü (1)

Kendilerine Tevrat vasıtasıyla bildirilen İlâhî emirlerin önemli bir kısmını unuttular; onlardan faydalanmayı akıllarına bile getiremez oldular.

SON günlerde ajanslarda sık sık mevzu edilen, Yemen’deki Husilerin Babu’l-Mendeb Boğazı’ndan İsrail limanlarına giden gemileri hedef alarak Gazze Şeridi’nde devam eden savaşa müdâhil olması ve küresel petrol-enerji ticaretinin geleceğine ilişkin endişeleri artırması haberidir. Öyle ki, birçok milletlerarası şirket Kızıldeniz rotasını değiştirdi. Kapitalizmin baronları ticaretlerine halel getiriyor diye kıyamet koparmaya çalışıyorlar.

Gelin, ABD ortaklığındaki Batı emperyalizminin taşeronu olan İsrail ve destekçilerinin Kızıldeniz’de ne peşinde olduğuna yakından bakalım.

Husiler ve Babu’l-Mendeb Boğazı

İsrail’in Gazze’ye başlattığı ve binlerce masum sivilin hayatını kaybetmesine yol açan saldırılara karşılık olarak Yemen’deki Husiler, İsrail’e yönelik ilk saldırılarını seyir füzeleri ve insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirdi.

İsrail’in Kızıldeniz kıyısındaki kenti Eilat, Husi füze ve İHA’larının hedefi olurken, hem ABD, hem de Tel Aviv yönetimi hava savunma sistemleriyle saldırıları engellemeye çalıştı. ABD daha sonra füze ve İHA’ları engellemek için Kızıldeniz’e savaş gemisi gönderdi.

Babu’l-Mendeb Boğazı, Asya ile Afrika kıtası arasında yer alıyor. Boğaz, Yemen ile Cibuti arasında Kızıldeniz’in Hint Okyanusu’na bağlantısını sağlıyor. En dar yeri 32 kilometre genişliğinde olan boğazdan yılda yaklaşık 33 bin gemi geçiyor. Bu gemilerin önemli bir kısmını Basra Körfezi’ni çevreleyen ülkelerin petrollerini taşıyan tankerler oluşturuyor.

Dünya petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği boğazdaki trafiğin güvenliği ve emniyeti, milletlerarası toplum tarafından yakından takip ediliyor.

ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İsrail, boğaza yakın ülkelerde askerî üslere sahip olmak istiyor. Diğer taraftan, Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan yapay bir suyolu olan Süveyş Kanalı, Afrika kıtası etrafında daha uzun bir yol kat etmek zorunda kalmadan Avrupa ile Asya arasındaki deniz ticaret yolunu kısaltıyor.

Amerikan Bloomberg Ajansı’nın verilerine göre, Basra Körfezi’nden gelen ham petrolün yaklaşık üçte ikisi dâhil olmak üzere, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 10’u ve sıvılaştırılmış gaz ticaretinin yüzde 8’i Süveyş Kanalı’ndan geçiyor. Her gün dünyadaki nakliye konteynerlerinin yaklaşık yüzde 30’u 193 kilometre uzunluğundaki Süveyş Kanalı’ndan geçiyor. Süveyş Kanalı İdaresi’nin istatistiklerine göre, Babu’l-Mendeb Boğazı’nı geçerek kanalın güneyinden gelen malların payı, Süveyş Kanalı’ndan geçen mal hacminin yaklaşık yüzde 47’sini oluşturuyor. Ayrıca güneyden gelen mal ve gemilerin yaklaşık yüzde 98’i Yemen’deki Babu’l-Mendeb Boğazı’ndan geçiyor.

Buraya kadar olanlar, aşağı yukarı her meraklının bilebileceği hususlar. Şimdi tarihin gördüğü en büyük soykırımı pişkinlik ve utanmazlıkla yapan İsrail’e neden lânet okumamız gerektiğini Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şân’dan öğrenelim…

Kur’ân ne diyor?

Kur’ân-ı Kerim’in sayısız işaretlerinden bir ayet ile İsrail’in ne menem yalancı, düzenbaz ve hileci olduğunu not ile olanları tefekkür edelim:

“Fakat verdikleri sözden dönmeleri yüzünden onları lânetledik ve kalplerini kaskatı yaptık. Onlar Tevrat’ın kelimelerini, kastedilen mânâyı bozacak şekilde yerlerinden oynatıp değiştiriyorlar. Kendilerine bildirilen İlâhî hükümlerin büyük bir kısmını da unuttular. İçlerinden pek azı dışında onlardan daima ihanet görürsün. Yine de sen onları affet ve yaptıklarına aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik ve ihsan sahiplerini sever.” (Maide, 13)

Müfessirlerin görüşü şöyle: İster bahsedilen temsilciler olsun, ister onların temsil ettiği İsrailoğulları olsun, doğru yol üzere yürüyecekleri, Allah’a kulluk ve Peygamber’e itaat edecekleri hususundaki sözlerini bozduklarından, Cenab-ı Hakk onları lânetlemiş, rahmetinden uzaklaştırmış, gazabına uğratmış ve kalplerini de kaskatı kılmıştır. 

Yapılan nasihat ve ikazları duymayacak, hak ve adalet tanımayacak, zulüm ve haksızlıktan kaçınmayacak ve Allah’tan korkmayacak bir hâle gelmiştir Yahudi toplumu. Dünya muhabbeti ve nefsanî arzuları tatmin tutkusu o dereceye geldi ki kulluk mesuliyetlerini tamamen unuttular ve istediklerini yapabilmek için de Allah’ın kelâmını tahrif etmeye, değiştirmeye ve şahsî arzularına göre yorumlamaya başladılar (Bakara, 75; Nisa, 46).

Yine kalplerinin katılığı ve bozukluğu sebebiyle kendilerine Tevrat vasıtasıyla bildirilen İlâhî emirlerin önemli bir kısmını unuttular; onlardan faydalanmayı akıllarına bile getiremez oldular. Tevrat’ta Hazreti Muhammed’in (sav) peygamber olacağı haber verildiği hâlde buna kulak verip Efendimize inanacak ve O’nun rehberliğinde cennetlik olacak yerde, O’nu inkâr ve hatta fırsat buldukça öldürmeye teşebbüs ettiler.

Ayet-i kerime, “pek azı hariç, onların bu tür ihanetlere devam edeceklerini, Peygamber’e ve O’nun ümmetine zarar vermeye çalışacaklarını” haber vermektedir. Fakat Efendimize de af yolunu tutmasını, yapılanlara katlanıp aldırış etmemesini tavsiye buyurmaktadır.

Bu hükmün savaşı ve ahdi bozanları cezalandırmayı emreden ayetlerle (Tevbe, 5 ve 29; Enfâl, 58) iptal edildiği söylenmişse de İslâm, müntesiplerine affetmeyi bir terbiye metodu olarak öğretmekte ve bu kapıyı mümkün oldukça açık tutmaktadır. Çünkü Allah, hangi durumda olursa olsun, iyiliği ahlâkî bir meleke hâline getiren ve daima iyilik yapabilen kullarını sever.

Hıristiyanların durumu da Yahudilerden farklı değildir. En son Kızıldeniz’de olanları lehine çevirmeye çalışan İsrail, hem özelde Gazze, hem de genelde Filistin’deki barbarlığını (belhüm adal) ve yüzsüzlüğünü unutturmaya çalışıyor.

(Devam edecek…)