Aklediyorsak insanız, peki bunun Corona ile ilgisi ne?

“Kilit Adım” adlı çalışmada Koronavirüs benzeri bir salgın konu ediliyordu. “Kilit Adım” adı verilen simülasyon senaryosuna göre devlet, salgın başlayınca baştan aşağı her şeyi kontrol eder. Daha otoriter bir liderlik ile vatandaşlık haklarını sınırlayabilen, yani insanların temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan bir polis devletinin tanımını yapar…

AÇIK bir bilgidir ki, 2003 yılındaki şiddetli akut solunum yolu sendromundan sorumlu olan SARS-CoV gibi Covid-19 hastalığına sebep olan SARS-CoV-2 de Sarbecovirus altcinsinin (beta-CoV soy B) bir üyesidir.

Yine bilinir ki, diğer beta-Koronavirüslerde olmayan bir özelliği ise polibazik ayrılma alanı ile birleşmesidir. Ki bu, virüsün hastalık oluşturma yeteneği ve bulaşabilirliğini arttırır.

Birçok söylem ve meselâ makalede yer alan “Analizlerimiz açıkça göstermektedir ki, SARS-CoV-2 bir laboratuvar yapısı veya amaca yönelik olarak manipüle edilmiş bir virüs değildir” şeklindeki ifade, bunun teknik olarak olabileceğinin de bir nevi kabulüdür aynı zamanda (https://www.medikaynak.com/n/sars-cov-2nin-proksimal-kokeni)...

***

Tarih, 17 Ekim 2014… ABD’de federal yetkililer tarafından açıklanan politika üzerine, Shi Zhengli ve arkadaşlarının Kuzey Carolina’daki bir patojeni memelilerde daha bulaşıcı veya daha patojenik hâle getiren sözde işlev kazanımı çalışmalarına, bu tür araştırmaların risklerine ve karşı faydalarına ilişkin endişeler nedeniyle finansmanı durduruluyor.

Her iki kurumdaki araştırmalarda liderlik/öncülük yapan “Yarasa Kadın” lakablı Shi Zhengli, bütün bu süreçlerde çok önemli bir isimdir.

Peki, bundan 10 Ekim 2015 tarihli şu habere ne demeli: “Chapel Hill’deki North Carolina Üniversitesinden araştırmacılar, yarasa konakçılarından mutasyona uğramadan insanlara doğrudan atlayabilen yeni bir yarasa SARS benzeri virüs keşfettiler. Bununla birlikte, araştırmacılar, SARS benzeri virüsün atlaması durumunda, insandan insana yayılıp yayılamayacağının hâlâ belirsiz olduğuna dikkat çekiyor. SARS benzeri bir virüsün geliştirilmesi, bilim adamlarının işlev kazanımı araştırmasının risklerini tartışmasına neden oldu…” (https://www.the-scientist.com/news-opinion/lab-made-coronavirus-triggers-debate-34502)

***

9 Kasım 2015’te Helen Branswell yazıyor: “Chapel Hill’deki Kuzey Karolina Üniversitesindeki araştırmacılar, SARS ile aynı aileden bir virüsün -şiddetli akut solunum yolu sendromu- insan solunum yolu hücrelerini enfekte edebildiğini söyledi…”

***

Konu ile ilgili olarak 2015 yılında İtalyan televizyon programı Tgr Leonardo’da yayınlanan belgeselde kullanılan ifadeler se neredeyse bugünkü durumu teyit ediyor: “Bir grup Çinli bilim adamı, yarasalardan aldıkları bir proteini SARS virüsü üzerine aşılıyorlar. Böylelikle yeni tip bir SARS virüsü geliştiriyorlar. Vücûdumuzda bulunan Shc-14 molekülü yeni tip Koronavirüsün solunum yolları hücrelerimize saldırmasını sağlıyor. Ayrıca bu yeni geliştirilen virüs, bir aracıya gerek duymadan, direkt olarak yarasalardan insanlara geçebiliyor. Çinli bilim adamları virüsü, gelecekte SARS benzeri olası bir salgın hastalığın oluşması durumuna karşı tedbir amaçlı olarak geliştirdiklerini söylüyorlar. Ama virüsün yayılma ihtimâli ve oluşturacağı olası fayda oranları hesaplanmadan yapılan bu deney tüm dünya için büyük risk taşıyor…”

***

Nedense dün geliştirdiklerini iddia ettikleri tedbirler, bugün insanlığa açıklanmış değil!

Ve yine Çin’in kaynak olmasına rağmen problemden en az etkilenenlerden olması da…  

Aynı belgeselde ayrıca bu projenin “Wuhan Üniversitesi ve Kuzey Carolina Üniversitesinin ortak yaptığı çalışma” olduğu ifade ediliyor. Kaynaklar teyit ediyorlar ki, bu işin ABD’deki merkezi North Carolina Üniversitesi ve ABD Ordusunun Biyolojik Araştırma Laboratuvarı... Çin’deki merkezi ise Wuhan’daki Biyolojik Araştırma Enstitüsü...

Çin ve ABD, söz konusu ortak çalışmaları 2015 yılında, North Carolina Üniversitesinde yapılan bir ortak makaleyle kamuoyuna açıkladı. Keza 2007 yılından beri Çin’de ofisi bulunan Bill & Melinda Gates Vakfı, her iki kurum ile de yakın ilişkiler içinde bulunmaktadır. Öyle ki, Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping, Koronavirüse karşı çabaları için Bill Gates ve eşi Melinda Gates’e özel olarak teşekkür etmiştir.

18 Ekim 2018’de Rockefeller Vakfı’nın “Kilit Adım” adı verilen simülasyon çalışmasının sunumu, Johns Hopkins Üniversitesi, Dünya Ekonomik Forumu, Bill ve Melinda Gates Vakfı, Johnson & Johnson ve diğer hâkim sınıfların yöneticileri tarafından desteklenip finanse edilerek yapıldı.

Birçok konuda karşımıza çıkan ve küresel(ci) olduğu bilinen Johns Hopkins Üniversitesi burada da karşımıza çıkıyor!

Covid-19 hastalığının dünya üzerinde takibini yapmak için altyapı kuran (https://coronavirus.jhu.edu/map.html) üniversite, 2018 yılında ilginç bir çalışmaya imza attı. Johns Hopkins Sağlık Güvenliği Merkezi tarafından oluşturulan “Clade X” simülasyonu, dünyanın bir pandemik virüsün yayılmasına karşı ne kadar savunmasız olduğunu gösteriyor.

“Orta derecede bulaşıcı” ve “orta derecede ölümcül” bir virüs olmasına rağmen, günün sonunda -simüle edilen süre 20 ay- virüs, 150 milyon insanı öldürürdü.

Senaryonun yaratıcısına göre, aşı yaratma çabaları başarısız olmaya devam ederse, böyle bir hastalık 900 milyonu veya küresel nüfusun yüzde 10’undan fazlasını öldürebilir.

Bir haberde şu not yer alıyor: “Clade X bir biyomühendislik virüsü içermesine rağmen, Toner gerekli cevabın doğal olarak ortaya çıkan bir patojenle uğraşmamız gerekenden farklı olmadığını söyledi. Clade X gibi bir virüs doğal olarak kolayca ortaya çıkabilir; SARS biraz farklı olsaydı, o virüs bile olabilirdi.”

Evet, “SARS biraz farklı olsaydı, o virüs bile olabilirdi” şeklindeki yorum gerçeğe dönüştü ve bugün SARS’tan biraz farklı ama daha etkin ve hızlı yayılan SARS CoV-2 hayatımızı karartıyor!

Diğer yandan “Kilit Adım” adlı çalışmada Koronavirüs benzeri bir salgın konu ediliyordu. “Kilit Adım” adı verilen simülasyon senaryosuna göre devlet, salgın başlayınca baştan aşağı her şeyi kontrol eder. Daha otoriter bir liderlik ile vatandaşlık haklarını sınırlayabilen, yani insanların temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan bir polis devletinin tanımını yapar.

Yine 2010 yılında “Teknoloji Geleceği ve Uluslararası Gelişmenin Geleceği Senaryoları” adlı bir yayında yer alan dört senaryodan biri, hareket, ekonomi ve diğer konularda polis devleti kontrollerinin uygulanmasını kolaylaştıran “Koronavirüs benzeri bir salgını” anlatır.

Özetle, Covid-19’un müsebbibi ve akut solunum yolu sendromuna sebep olan virüs, SARS-CoV-2’nin etkinlik ve bulaşabilirliği art(tırıl)mış versiyonudur.

Bu proje için bütün küresel(ci) isimler ve organizasyonlar bir aradadır.

Bu virüs ister laboratuvar çalışmalarında göreceli olarak kabullenildiği gibi üzerinde geliştirme yapılmış ve yayılmış, ister doğal yol ile evrilmiş olsun, hastalık küresel(ci) akıl tarafından araçsallaştırılarak korku ve panik şekline dönüştürülmüştür. Böylece mevcût demokratik ulus devletlere güven sarsılmış ve nihâî hedef olarak “dünya kaynaklarını riske etmeyecek nüfusa sahip tek dünya devleti” tarzına sahip “sosyalizm soslu küresel-dijital hegemonya düşüncesi” ortaya konuşmuştur.

Peki neden istiyorlar bunu?

Bunu dünya için genel hedeflerinden bağımsız düşünmek doğru olmaz. Dünyayı tüm insanlığın geleceği için değil, kendi gelecekleri için garanti altına almak istiyorlar. Ve bunun için de, kendilerine risk oluşturduğunu düşündükleri insanları kontrol altına almak ve uzun vadede kendileri için makul olduğunu düşündükleri nüfusa çekip tek dünya devletlerini oluşturmak peşindeler.

Dikte edilen örnek mi?

Küreselcilerin Covid-19 ile mücadele vesîlesiyle propagandasını yaptıkları, küresel(ci) kapitalistlerin yönettiği ve yönlendirdiği otoriter ve totaliter Çin Halk Cumhuriyeti elbette!

Ama o da sadece bir ara dönemin başatı olacak, o kadar…