BUNDAN çok uzun yıllar evvel kaleme almıştım “Akıllı Mezarlar” adlı yazının ilkini. Ve şöyle başlamışım: “İnsanlar son zamanlarda her şeyin akıllısına yönelmeye başladı. Akıllı evler, akıllı arabalar, akıllı ofisler, akıllı telefonlar, akıllı makineler… Bunlardan öncelikle akıllı arabalar ile akıllı evler üzerinde duralım…”
Henüz 2015 yılıydı ve elektrikli arabalar yaygın olarak dünya gündeminde yokken elektrikli araçlardan çok daha ilkel olan otomatik araçlarla ilgili yaptığım iki alıntıyı buraya da almak istiyorum.
“Forbes’de çıkan habere göre kendi Toyota Tundra model aracı üzerinde şahsî dizüstü bilgisayarı ile çalışan Thuen, kapıların kilitlerini açmayı, aracı çalışır hâle getirmeyi ve motordan veri almayı başarırken, amacının kontrol edebilmek değil, böyle bir açığı kanıtlamak olduğunu söylüyor. Dongle’deki yazılıma giren ve tersine mühendislik yöntemiyle açıkları bulan Thuen, arayüzün güvenliksiz ve kolayca ele geçirilebilir olduğunun altını çizmekte. Yazılım güncellemeleri, güvenli boot seçeneği ya da şifrelemenin söz konusu dahi olmadığını belirten araştırmacı, ‘Kısaca ortada güvenliğe dair hiçbir şey yok’ diyor.”
İkinci alıntı da şöyle:
“World Economic Forum adına Küresel Riskler 2015’te paylaşılan raporda, otomobillere yapılması olası dijital saldırılar dile getirildi. Raporda işin, verileri ele geçirerek aracın nerede olduğunu öğrenmekten öte, kontrolü ele geçirerek hayatları tehlikeye atmak ile ilgili olduğunun altı çiziliyor.”
“Bir de milyonlarca Türk lirasına aldığımız akıllı evlerimiz var. Dışarıdan, internet üzerinden cep telefonlarınızla kontrol edebiliyorsunuz. İnsanın en korunmasız olduğu zamanlar, kendi evinde güvende olduğunu düşündüğü ve uykuda olduğu zamanlardır. Evde olduğunuzda evinizin kapı ve pencerelerini kilitleyip hayatınızı tehlikeye atmak mümkün müdür? Veya evinizde ne kadar akıllı cihaz varsa sizin dışınızdakiler tarafından kontrol edilebilir mi? Acaba akıllı evler aynı zamanda ‘Biri Bizi Gözetliyor’ evine dönüşebilir mi?”
Bu ve benzeri konular, üzerinde uzun uzun düşünüp ona göre hareket etmeyi hak ettiğini düşünüyorum. Akıllı ev sistemlerinin riskleri ile de ilgili bazı alıntıları sizlere aktarmak istiyorum.
“Daniel Buentello’nun Black Hat teknik oturumunda dediği gibi, günümüz teknolojisinde evimizin termostatları üzerinde uzaktan kumanda kontrolü yapmak artık sadece 15 saniye alıyor. Herhangi bir kimsenin akıllı ev termostatınıza sızmasını zararsız olarak nitelendirebilirsiniz ama evinizi kontrol altına alan, sizinle eğlenmek ve canınızı sıkmak isteyen birileri olabilir. ‘Home Invasion v2.0’ isimli başka bir Black Hat oturumunda Daniel Crowley (bir bilgisayar korsanı) evin ön kapı kilidinin nasıl kolaylıkla açılacağından bahsetmişti.
Güvenlik araştırma analisti Colby Moore, birçok cihazda güvenlik standartlarındaki eksikliklerden yakınıyor. Colby Moore yakınırken, ‘Şu an akıllı evlerdeki güvenlik standartları, doksanlardaki güvenlik standartlarıyla aynı durumda. Cihazları izlemek ve kontrol altına almak konusunda ciddî derecede güvenlik zafiyetleri var’ cümlelerini kullanmaktadır.”
“Hewlett Packard (HP) Uygulama Güvenlik Test Ekibi Fortify’deki araştırmacılar, IoT ile bağlantılı en iyi 10 ev güvenlik sistemini test etmiş ve hepsinde pek çok açık tespit etmiştir. Araştırma sonucu ortaya konulan rapora göre, ‘Ev sahibi, evi izleyen tek kişi olmayabilir’ sonucuna varılmıştır.
Örneğin kötü amaçlı kişiler hırsızlık için kapı kilit sistemlerinin kontrolünü ele geçirebilir, bina içine fark edilmeden girmek için video kayıtlarını kapatabilir ya da suça delil oluşturabilecek kayıtları silebilirler.”
Farklı bir alıntı da şu izaha sahip:
“Amerika’daki güncel bir araştırma, akıllı televizyonlar aracılığıyla milyonlarca kullanıcının takip edildiğini ortaya koyuyor. Kullanıcıların izlediği televizyon programları ve reklâmlar, oynadıkları çevrimiçi oyunlar ve yükledikleri uygulamalar gibi bilgiler, televizyon ile birlikte gelen yazılımla analiz edilerek kullanıcı profili çıkarılıyor.
Nesnelerin interneti (Internet of Things-IoT), açma-kapama tuşu olan her şeyi internete bağlama ve diğer bağlı cihazlarla iletişime geçirmeyi amaçlayan bir teknoloji. Bu, aslında devasa bir ağ üzerinde tüm insanları ve akıllı/akılsız tüm cihazları birbirlerine bağlantı kurarak veri paylaşabilir hâle getirmek anlamına geliyor.”
Bu akıllı araçları üreten sözüm ona iş insanlarının paraya ve kazanca ihtiyaçları yok ve bu cihazları ticaret yapmak ve para kazanmak için üretmiyorlar. Onların binlerce yıllık ve zamanı geldiğinde kullanmak üzere hazırlanan hedefleri ve plânları var.
“En kolay suikast yöntemi: Kaza”
1 Haziran 2021 günü Haber Ajanda NET’te yayınlanan “Ey İsrailoğulları!” başlıklı yazımda İsrailoğulları ile ilgili ayetlerden bir derleme yaparak İsrailoğullarına (bugünkü adı ile Siyonistlere) elimden geldiğince dikkat çekmeye çalışmıştım. Yine 13 Aralık 2021 tarihli ve “En kolay suikast yöntemi: Kaza” başlıklı yazımda da trafik kazalarına atıfta bulunan bazı alıntıları buraya almayı uygun gördüm.
“BAYKAR’da görevli uçak mühendisi 26 yaşındaki Tarık Kesekçi ve yanılmıyorsam yine savunma sanayiine çalışan diğer firmalarda mühendis olan dört arkadaşı, İstanbul-İzmir otoyolu Selçukgazi viyadüğü yakınında buram buram suikast kokan feci bir trafik kazasında 27 Kasım 2021 günü hayatlarını kaybettiler.
34 AFG 020 plâkalı otomobil, aynı yöne giden Mustafa Haldız yönetimindeki 41 HZ 096 plâkalı TIR’a arkadan çarptı. Olay yerinde yapılan incelemelerde otomobilin hız kadranının 145 ilâ 150 kilometre arasında takılı kaldığı, öndeki kamyonun ise 80 kilometre hızla seyrettiği öğrenildi.
Tarık Kesekçi, Baykar’da görevli bir uçak mühendisiydi ve Türkiye savunma sanayiinin en önemli envanterlerinden yerli ve millî Akıncı’nın yapımında görevli performans ve analiz mühendislerinin takım liderliğini yapıyordu. Kesekçi hakkında kilit bilgilere sahip olduğu söylendi haberlerde.
Şunu peşinen söyleyeyim: İşleri milimetrik hesap yapmak olan dört mühendisin saatte 150 kilometre hızla bir kamyona arkadan çarparak ve şahit bırakmayacak şekilde ölmesi, aklınızın alabileceği bir şey mi Allah aşkına? Bindikleri araç, en iyi yolda bile o yükseklikte hız yapmamaları gereken bir araba. Bu mühendislerin dördü de mi hiçbir şey fark etmedi? Frene basmak da mı akıllarına gelmedi? Kaza resimlerini incelediğimde gördüm ki, yolda fren izi yok!”
Ki ben o kazalarda hem araca müdahale edildiğini, hem de akıllı telefonlar üzerinde ölmemiş olanların da kalp krizi ile hayattan koparıldığını düşünenlerdenim. Çünkü ne hikmetse ağır yaralı olarak dahi kurtulan hiç kimse olamamış. Bu bana hiç normal gelmiyor. Bu ve benzeri birkaç kazayı daha inceledim ve bütün kaza süsü verilmiş cinayetlerde araçlarda seyahat eden herkes ölmüş. Yani çok profesyonelce, geride olayın nasıl gerçekleştiğini anlatacak hiçbir şahit bırakmıyorlar.
Biz bu suikastlara “kaza” demeye devam edersek, aklımız başımıza gelene kadar, daha çok kıymetli vatandaşımızı trafik kazası süslü suikastlarda kaybederiz. Artlarından ağıt yakmaktan başka bir şey yapamayız. Sokaktan çevirip sorduğunuzda 10 kişiden dokuzunun “cinayet” diyeceği olaylara “trafik kazası” der, geçeriz.
Devamında şöyle demişiz:
“Bunların hepsi kaza, öyle mi? Hepsi tuhaf! Bu tür olaylara daha ne kadar ‘kaza’ diyeceğiz? Yeterince kıymetli insanımız ve değerimiz ölmeye devam mı edecek? Bu suikastların önüne geçilmeyecek mi Allah aşkına? Yetmedi mi, yetmeyecek mi? Bir daha tekrar edeyim: Vatan için, millet için internet ve uydulara karşı hava savunma sistemlerine acil ihtiyaç var…”
Sadece Çelikkubbe, bizi bu şeytanlardan asla kurtaramaz. Mutlaka (nasıl yapılacağını ve tekniğini bilmesem de) hava savunma sistemlerinden daha elzem olan, “internet ve uydulara karşı farklı savunma sistemlerine acil ihtiyaç var”. Aradan yıllar geçmesine rağmen bir türlü el atamadığım ve bugüne sarkan ikinci yazımı yazamadan, İsrail’in katil yöneticilerinin çağrı cihazları üzerinden 2 bin 800 cana suikast düzenlemiş. Yine Lübnan’da çağrı cihazı ve telsizler üzerinden binlerce kişiye suikast düzenlendi. Lübnan Devlet Haber Ajansı, ikinci saldırıda Beka bölgesinde en az üç kişinin öldüğünü ve onlarca kişinin yaralandığını bildirdi.
Aynı bölgede yaşanan, ancak nasıl oluyorsa Türkiye’deki ana akım medyaya yansımayan şekilde, patlayan diğer cihazlar ve akıllı telefonların haberlerinde resimler ve videolar mevcut. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım; haberlerde esefle izliyor ve okuyorum da, yok şu tarihte satın alınan şu marka cihazlar üzerinden bu suikastlar düzenlenmiş… Bence bilerek veya bilmeyerek çok yanlış bilgiler ve analizlerle karşı karşıyayız. Emin olun, başta hepimizin elinde ve cebinde taşıdığı akıllı cep telefonları olmak üzere, “akıllı” diye satılan tüm cihazlarda bu ve benzeri tuzaklar, bu akıllı ürünler ilk üretilmeye başlandığından beri buna göre üretilmiştir. Bu ürünler hangi ülkede hangi marka ile üretilirse üretilsin, istisnasız hepsi bu potansiyele sahiptir ve hepimiz değişik kanallardan bu ve benzeri tehlikelerle karşı karşıyayız. Hiç kimse kendini hedefte olmayanlar arasında görmesin.
Bu ve benzeri olaylarda ne hikmetse casus yazılımlar, hacklenmek, sanal korsanlar, cihazın içine patlayıcı yerleştirmek ve kötü niyetli insanlar gibi ifadelerle aklanmaya ve dikkatimizi daldaki kuşlara çekmeye çalışan yazı ve anlatımlarla sık sık ve hemen olayların akabinde karşı karşıya kalıyoruz ne hikmetse. Bu gibileri bütün ana akım medyada ilk olarak servis ediliyor. Çünkü daha yapılacak çok iş ve çok büyük hedefler var onlar için. İleride hedefe konulacak hiç kimseyi bugünden panikletmemek lâzım. Neme lâzım, herkes rahat rahat hayatına devam etsin. Tâ ki saati gelene kadar…
“2050’de üçüncü dünya savaşı çıkacak” dosyalarından “Arap devletleri de dâhil edilecek” ya da “Adım adım Gazze 2035 plânı” gibi bizi keklemeye yönelik bir sürü haber ve yoruma acı acı gülüyorum sadece. Bu akıllı araçları üreten sözüm ona iş insanlarının paraya ve kazanca ihtiyaçları yok ve bu cihazları ticaret yapmak ve para kazanmak için üretmiyorlar. Onların binlerce yıllık ve zamanı geldiğinde kullanmak üzere hazırlanan hedefleri ve plânları var.
Sakın ola telefonlarınızı yatak odalarınıza koymayın. Yoksa bütün özeliniz istihbarat birimlerinin arşivlerinde sesli ve görüntülü olarak özenle yerini alır. Lâzım olacağı güne kadar… Kullanım alanı siz mi olursunuz, çocuklarınız mı olur, torunlarınız mı, bilemem. Biraz da siz olabilecekleri tasavvur edin. Değilse rahatınıza bakın ve zihin konforunuzu bozmayın.
Bir de telefonlarınızı kapatmanızın hiçbir işe yaramayacağını bilmenizde fayda var. O akıllı telefonları, akıllı cihazları üretenler, belirli zamanlarda o cihazları kapatılacağını hiç mi akıl etmiyorlar? O kapatma düğmeleri sizin tarafınızı kapatır, diğer tarafı değil.
Rabbimizin vaadi sonucu, bilebildiklerimizle amel edersek bilmediklerimizi de O bize öğretecektir
Başlatılan üçüncü dünya harbi bana göre İkiz Kuleler ile başlatıldı. Gazze’de başlamadı. Çünkü o kulelerin o uçaklarla saniyeler içinde yerle bir olması akıl alacak bir şey değil. Ve o zaman “canlı” diye servis ettikleri o görüntülerin gerçekle çok fazla bir alâkası olduğunu zannetmiyorum. O zamanın ABD Başkanı Bush, “Bu bir Haçlı savaşıdır” demişti ve bizim akıllı bildiğimiz aklıevvellerimiz bunu tevil etmeye uğraşmışlardı. Gazze sadece bu savaşın bilmem kaç yüzüncü evresi sadece.
Üçüncü dünya savaşı bizim ülkemiz sınırlarına geldiğinde (ki gelecek), adınız gibi emin olun, o zaman YPG, Ege Denizi tarafından Yunanlılar ve diğer taraftan Ermenistan, Akdeniz’den de Avrupa ülkeleri ve ABD, İsrail ile dört bir taraftan saldıracaklar. Ama bu kadar değil. Bu zannettiklerinizin hepsi, her öğün düzenli bir şekilde yürek yeseler bile buna cesaret edemezler. Onlara verilen vaatler bizimle savaşmaları değil. Onların işi içeri girip birileri adına belirli yerleri parselleyip tutmalarıdır, daha fazlası değil. Yoksa hayatta hep bir arada bile bize saldırmazlar. Çünkü hadis-i şerifle sabittir ki, “Hainler korkak olur”. Korku onların iliklerine, hatta tüm hücrelerine kadar işlemiştir. Çünkü taklit edilemeyecek tek şey cesarettir. Rabbimiz, “Onlar sizinle ancak korunaklı kuleler ardında savaşır” buyuruyor.
Şeytanî aklın tüm plânlarını tasavvur edemesek de acizane düşünebildiklerim şunlar:Öncelikle içimize yerleştirdikleri çift kimlikliler, son dönemde Devlet büyüklerimizin sıkça telaffuz ettiği karakterler… Nüfusumuzun en az dörtte biri… Tepemize dizdikleri en az 250 bin alçak irtifa uydusu ile neler yapabilirler neler. HAARP sistemleri ile oluşturacakları depremler, seller, kasırgalar ve daha niceleri de mümkün. İnternet, uydular, navigasyon ve başta akıllı telefonlar olmak üzere tüm akıllı cihazlarla ne çok plânları var.
Ayrıca karada, denizde ve havada üretilmiş hayvansı, insansı ve diğer robotik savaş araçları da mevcut. Ne için olursa olsun, çip takılan tüm insanlar ve çip taktırdığınız tüm hayvanlar gece yarısı bir komutla kimlere saldırdığını bir hayâl edin.
Gözü dönmüş bu melun sürüsü, bizim milletimizle normal bildiğiniz ve yüzyıllardır yapılan savaş teknikleri ve araçları ile herhangi bir savaşta baş edemeyeceklerini tarihin değişik evrelerinde çok acı bir şekilde tecrübe ettiklerinden, aynı ahmaklığa bir daha düşmek istemeyecektir. Ancak herhangi bir şekilde ikna ettikleri veya kandırdıkları tüm insan kaynaklarını Ümmet-i Muhammed’in üzerine saldırtacaklar.
Bizim matbaalarımız gazete, kitap veya dergi basarken, bunların matbaaları dünyanın her yerinde dolar ve avro basıyorlar. Sizin tırlar dolusu gazete, dergi ve kitaplarınız olurken, onların tırlar dolusu dolarları ve avroları oluyor. Bu insanlar bu kadar kolay bir şekilde servet sahibi olabilirlerken, neden bunca zahmet ve sıkıntıya maruz kalıp bu kadar büyük organizasyonlarla uğraştıklarını da varın, siz düşünün artık!
Bu kadar felâket tellallığından sonra paniğe kapılıp korkalım mı? Asla ve kata. Herkesin bir hesabı varsa, bunların hepsinin fevkinde Rabbimizin hesap ve plânları vardır. Hem itikadımız gereğince iman ediyoruz, hem de zamanı geldikçe yaşayacağız. Ancak sorumluluk sahipleri olarak fert fert, herkes aklını bu yönde çalıştırırsa, Rabbimizin vaadi sonucu, bilebildiklerimizle amel edersek bilmediklerimizi de O bize öğretecektir.



