Ailenin temel taşı: Gençlik

Sadece diploma üzerinden hayata hazırlandığını zannetmek büyük bir illüzyondur. Diploma kapıyı açacak bir anahtardır, ancak diğer yetenekleri evin içindeki eşyalar gibi düşünmeli genç. Evde eşya yokken nasıl yaşanamazsa, ilâve yetkinlikler olmazsa hayatta zorlanılacaktır.

HERKES birbirine, “Gençlik nereye koşuyor?” diye soruyor. Cevabı için her kafadan başka bir ses çıkıyor. Maalesef ortak fikir yok. Çünkü toplumsal sorunlara bakış açımızın üzerine siyâsî ideolojilerimizi koyuyoruz.


Gelecek korkusu, işsizlik, değer verilmeme duygusu, yorgunluk, eğitim düzeni, hayattan aşırı beklenti ve kültürel yozlaşma, gençlere sorunca ifade edilen sorunlar olarak karşımızda duruyor. Bir zamanlar “Çok çalışırsam başarırım” inancı varken, bugünse “Çok çalışsam da sistem izin vermiyor” algısına yenik düşmüş bir gençlik var. “Mücadele” kelimesini lügatlerinden silmişler adeta.


Hep “Kader gayrete âşıktır” diyerek amiyane tabirle torpili olmadığını söyleyen gençlere ne diyeceğimi bilemiyorum. Biraz dertleşelim dilerseniz…


Mücadele ve gençlik


Bugünün genci neden hayâl kurmak yerine hayattan erken vazgeçiyor? Bu umutsuzluğun gerçek kaynağı ne? Bu iki sorunun cevabını öğrenmemiz gerek. Çünkü sorunun kaynağını kurutmadan bulunan çözüm, sadece günü kurtaracak ve yarınlara faydası olmayacak.


Hayat mücadelesinin ilk basamaklarında sahip olunan tecrübe, gençleri önlerindeki uzun ve çetrefilli sürece hazırlamak için. Bu zor ama öğreten dönem, ömrü boyunca her gence mihmandarlık edecek ve sıkıntılı dönemlerinde sorunlarını çözmek için onlara yardımcı olacak.


Çocukluk, sürekli eğitimin ilk merhalesi ve hayat boyu eğitimin ilk dönemi. Bu dönemde yaşanan olaylar gencin mücadelesinde ne kadar dirençli olduğunu belirler. Ebeveynin çocuklukta kolaylaştırdığı her sorun, gencin hayatına vurduğu bir darbedir. Genç yaşta sorunlarla mücadele etmek, yarınlarda daha büyük sorunları tek başına çözme pratiği sağlar. Sadece diploma üzerinden hayata hazırlandığını zannetmek büyük bir illüzyondur. Diploma kapıyı açacak bir anahtardır, ancak diğer yetenekleri evin içindeki eşyalar gibi düşünmeli genç. Evde eşya yokken nasıl yaşanamazsa, ilâve yetkinlikler olmazsa hayatta zorlanılacaktır. Bunlar, hayatta daha başarılı yapmak için olmazsa olmazlardır.


Diploma var ama iş yok ise suç kimin? Tabiî ki öncelik, yanlış olabilecek meslek seçimini yapanda. Ülkenin ve dünyanın gidişatını anlamadan, tarihsel ezberlerle yapılan meslek seçimi, mezun olunca acı bir gerçek olarak ortaya çıkıyor. Son dönemde sistemsel hataların farkına varılmaya başlandı; farklı bölümlerde kontenjan azaltımı yapılması bu yolda atılan doğru adımlardan bir tanesi. Devamında, bazı üniversitelerin birleştirilmesi ve meslek yüksekokullarının yeniden yapılandırılması gerekli. Meslek yüksekokulları il merkezlerine kilometrelerce uzakta ve adeta kaderlerine terk edilmiş bir vaziyette. Haftada 2-3 gün eğitim varken diğer günler boşa geçiyor.


Bu arada büyük şehirlerden kültür transferi şeklindeki ahlâksız yönü olan kötü huylar, bakir Anadolu kasabalarının sosyolojisini de çürütüyor. Genç, kendini tanıyacağı bir sistemde eğitim almıyor; herkes doktor, avukat, mühendis olmak istiyor. Çünkü bu mesleklerin sahiplerinin geçinme derdi olmayacağını düşünüyor. Bu anlamda yarıca “Herkes üniversite okumalı” algısı gün geçtikçe arttı ve üniversiteye kadar okumuş olup 22-23 yaşında olmasına rağmen evdeki ampulü değiştiremeyecek derecede hayata karşı ilgisiz bir nesil türedi.


Gençliğe bakınca idealizmden eser yok gibi. Aslında idealizmi aşılamak yerine gerçekler daha sert anlatılmalı. Yani diyorum ki, idealizm bir çıkış yolundan çok yeni bir hayâl kırıklığı yaratıyor. Günümüz gençliğine herhangi bir fikri aşılamak kolay değil. Ancak örnek olarak, yaşayarak yönlendirmek mümkün. Ayrıca herkes kendine bir hayat yolu çizme noktasında başarılı olamaz; bu dönemde aile ilgisi olmadığında genç savrulur ve yanındaki arkadaşların etkisi altında kalarak onların ideallerini yaşar. Sorulması gereken şudur: İdealizm kim içindir? Hangi şartta ne idealdir? Sürekli değişir mi? 


İnsanın asıl gayesini unutmadan hedefleri olmalı. Allah’ın rızası olmayan hiçbir ideal, sizi doğruya götürmez.


Genç kim?

Bugün “18-30 yaş arasını” genç olarak tanımlıyorlar. Buna itirazım var. 18 yaşını bitirdikten sonra eğitim hayatı biten herkes bireydir. Yaşı ne olursa olsun, artık sorumlulukları değişmiştir. Üniversite bitirmiş ama iş beğenmiyor, iç çamaşırını annesinin yıkamasından ya da babasından harçlık almaktan çekinmeden yaşıyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. 12-13 yaşından bugüne çalışan biri olarak bu durumu hazmedemiyorum.


Bizim çalışmaya başladığımız yaşlara erişmiş çocuklarını bugünün ebeveynleri alışverişe göndermeye çekiniyor. Küçük yaşta edinilecek çalışma tecrübesi, işsiz kaldığınızda size ilâve imkân sağlar. Hatta çalışırken dahi rakiplerinizin önüne geçmenize güç olur. Buradan bakınca, sizce, gençlere yol göstermek için nasihat mı etmeli, yol gösteren mi olunmalı, gerçek hayatın içine direkt mi atmalıyız? 


Kontrolden çıkan arabanın nasıl bir duvara vurmadan durma ihtimali düşükse, boşluktaki genç de kendine bir dayanak arar. Aile ve sosyal çevrenin alışkanlıkları bir anda onun alışkanlıkları olur bu yüzden. Örneğin camiye gideni görüp camiye, kötü yola gideni görüp o tarafa gider. Burada FETÖ benzeri yapıların dinî hassasiyetleri kullanarak genç kardeşlerimizi vatana ve aileye ihanet noktasına kadar getirdiklerini de unutmamalı, buna dikkat etmeli.


Örnek alınacak genel bir rol model bulmak zor aslında. Peki, benim rol modelim kimdi? Aslında somut biri hiç olmadı. Ama önce babamdan başlayarak yakın çevremdekiler ve Peygamberlerin alışkanlıkları, hayata hazırlanırken kendime örnek aldığım unsurlardı. Kimi zaman siyâsî kimlikler, kimi zaman işadamları… Yani hayatın hangi tarafında neye ihtiyacınız varsa ona göre örnekleri irdelemek lâzım. Zira her doğruyu kendinize göre modifiye etmek zorundasınız. Başkasında güzel duran bir elbise size hiç yakışmayabilir. Yaşanan muhit, arkadaşlar, okul ve benzeri etkenler bazen kötü sonuçlar ortaya çıkarır.


Herkes güçlü ve zengin olmak istiyor. “Çalışmadan zenginlik” mottosu herkesin hedefinde. Bu aralar moda tabirle “influencer” denen ve hayatlarını insanlarla paylaşarak ahlâk sınırlarını zorlayan bir kitle türedi. Her cenahtan kişiler var; mahrem gözetmeksizin, dünyaya dair pek çok gayrimeşru zevk tuzağına düşen onlarca kişi, bu durumu örnek diye dayatıyor. Ve bu hayata ulaşmak için her türlü rezil fedakârlığı yapan kişiler hemen yanı başımızda. Kimse “Benim başıma gelmez” diye düşünmesin!


Gençten önce aile, sonra okul ve en son devlet sorumludur. Aile imam-hatip lisesine çocuk gönderiyor ama evde namaz kılan yok. Ramazan geliyor ama evde oruç yok. Yalan, sahtekârlık ve riya her yerde. Sonra çocuğu okuldaki hocası yetiştirsin kolaycılığına kaçılıyor. Yeteri kadar yetişmeyen çocuk, sokağın sermayesi oluyor. Her işsiz suça meyletmiyor, ancak yetiştirilme ve genetik, buna yatkınlığı artırıyor.


Biz de çok parasız kaldık, aç durduk ama kimsenin malına, işine, eşine, ailesine tevessül etmedik. Şikâyet etmek kolay; ancak çözüm yollarını aramak lâzım. Sorunun çözümü, sorunu kabul ettiğinin ilk günü başlar; bugün satırlarımızda sorunu yazıyorsak, çözüm başlamış demektir. Her sorunda çözümü sadece devletten beklemek kolaycılığından kurtulmak lâzım. En büyük devlet, ailedir. Tüm sorunları çözecek olan, aile yapısının korunmasıdır.


Peygamberimize (sav) ilk inananların çoğu gençlerden oluşmaktaydı. Müşrikler, “Sana küçük yaşta, tecrübesiz gençler ve köleler inanıyorlar. Onları yanından uzaklaştır, belki seni dinlerler, seninle konuşuruz” diyecek oldular. Bunun üzerine Yüce Allah, ayetleriyle Peygamberimizi uyardı: “‘Rablerinin rızasını dileyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanımdan kovayım’ deme...” (En’âm, 52)


Bu uyarıyı alan Peygamberimiz (sav) her zaman gençleri sâhiplendi, onları en güzel şekilde yetiştirdi, onlarla ilgilendi, onlara değer verdi, onları gencecik yaşlarında üst düzey görevlere getirerek onure etti ve geleceğe hazırladı. İslâm’ın gelecek yıllarını bir anlamda onlara emanet etti. O, her şeyden önce tertemiz gençliği ile tüm insanlığa ve özellikle de gençlere en güzel örnek, rol model oldu. Şu iki tanıklık, O’nun peygamber olmadan önce de tertemiz bir geçmişe ve pırıl pırıl bir gençliğe sahip olduğunu anlatmaya yeterli: 


Hazreti Hatice ile evlenirken, nikâh merasiminde söz alan amcası Ebû Talib, henüz yirmi beş yaşındaki yeğenini, “Doğrusu Muhammed, Kureyş’in hiçbir gencine benzemeyen, onlardan hiçbiriyle bir tutulamayan bir gençtir. Çünkü o şeref, asalet, erdem ve akıl bakımından onlardan ayrılır” tanımlıyordu.


Azatlısı olan Zeyd’e, “Sen bizim kardeşimiz ve azatlımızsın” diye iltifat ederdi. Zeyd ise O’nda gördüğü güzellikleri şöyle anlatmıştı: “Yemin ederim ki, ben Sana hiç kimseyi tercih etmem. Sen bana hem annem, hem de babam makamındasın.” 


Hayat düsturumuz Kur’ân, kirli toplumda tertemiz kalmasını bilen Hazreti İbrahim, Hazreti İsmail, Hazreti Yûsuf, Hazreti Yahya, Hazreti Meryem ve Ashab-ı Kehf gibi gençleri toplumlara örnek olarak anlatır. Onların hayatında hepimiz için alınması gereken sayısız ders vardır. Saadet Çağı’nın örgün üniversitesi olan Ashab-ı Suffe’de yetişenlerin de çoğu gençti. Bu okulun mensupları, mescid merkezli bir hayatı benimsemiş, Hazreti Peygamber’e yakın olmuş, O’nu dinlemiş, izlemiş ve O’nun söz ve fiilleri ile yoğrulmuş insanlardır. Onlar iyi bir altyapı ve donanımdan sonra, sahip oldukları güzellikleri başkaları ile paylaşmak için her türlü fedakârlığı ortaya koymuş ve dünyanın her yerine ulaşmışlar. Mesajlarını dünyanın dört bir yanına ulaştırabilmek için hiçbir engel tanımamışlar. 


Peygamberimiz gençlere verdiği değeri, onların liyakatlilerini en yetkin görevlere getirerek tescîl ediyordu. Örneğin Bedir Savaşı’nda henüz 21-22 yaşlarında bulunan Hazreti Ali’yi sancaktar yapmış, Tebuk Gazvesi’nde Neccaroğulları sancağını 20 yaşında bulunan Zeyd Bin Sabit’e vermiş, kırk bin kişilik büyük bir orduya henüz 18 yaşında bulunan Üsame Bin Zeyd’i komutan olarak atamıştı. Ve şöyle buyurmuştu: “Yedi sınıf insan vardır ki, Allah onları, Kendi gölgesinden başka hiçbir gölge olmayan bir günde, Kendi gölgesi/koruması altında gölgelendirecektir: Adil idareci, Allah’a ibadetle yetişen genç…”


Bugün gençliğimizin kıymetini bilmiyoruz. Gençliğimizi günahlarla kirletiyoruz. Oysa gençlik, geleceğimizin temelidir. Temeli çürük olan, gençliği günah bataklıklarında yıpranan kimselerin şahsiyetli müminler olması zordur. İkincisi, gençlerimizin kıymetini bilmiyoruz. Onları iyi yetiştirmiyor, gereği gibi hazırlamıyoruz. Oysa dünyada gelecek, İslâm’ındır. Gençlerimizi İslâmî kimlikle yetiştirerek onları geleceğe hazırlayabiliriz. İslâmsız yetişen gençten, hangi okuldan mezun olursa olsun, hangi makama gelirse gelsin, ailesine ve topluma bir hayır gelmez.


Gençlerimizi Cennet’e hazırlayamıyorsak, onları asıl geleceğe hazırlamıyor, onlara karşı sorumluluklarımızı yerine getiremiyoruz demektir. Bugün dindar camianın sohbet meclislerinde gençlerin sayısı son derece az. Cami cemaatinin çoğu ihtiyarlardan oluşuyor. Hayır kuruluşlarının mütevelli listelerinde gençler az. Buralara alıştırmaya çalıştığımız gençler, ödüllerini aldıktan sonra camiye, cemaate devam etmez oluyorlar. Bu da onları dünyevî vaatlerle yetiştiremediğimizi gösteriyor. Öyleyse onları hasbî olarak yetiştirmenin yollarını aramalıyız. 


Son söz


Unutulmasın ki gençlik, çoğu insanın kıymetini bilemediği, israf ettiği, ama nerede ve nasıl tüketildiği konusunda hesaba çekileceğimiz en önemli nimetlerden biri. Nice insan, daha iyi değerlendiremediği için hayıflanır durur. Bu pişmanlık gençlere ders ve ibret olmalı ama her insanın yaşamak zorunda olduğu bir deneyim olarak görülmemeli. Öyleyse önce genç olanlar gençliklerini ömürlerinin en verimli çağı olarak görmeli, kendisini en güzel ve donanımlı şekilde geleceğe hazırlamalı ve her çeşit tahribattan gençliği korumalıdır.


Günah, gençliği harap eder. Hiçbir günah, merak saikiyle denenmeye değmez. Zira târih boyunca insanların denemediği günah kalmamış, işlenen hiçbir günahın kimseye yararı olmamıştır. Bu nedenle gençler, toplumları nasıl olursa olsun, kendilerini ilim, irfan ve takva ile donatmalıdırlar. Ve büyükler gençlere iyi örnek olmalı, onları her türlü zarardan korumalı, “Nasıl olsa gençsin, önünde nice yıllar var; şimdi herkes böyle yapıyor, tövbe edersin” gibi şeytanî sözlerle gençlerin yanlışlarına kılıf bulmaya kalkmamalıdır.

Kamu ise gençliğin önemini bilmeli ve gençleri iyiye, güzele yönlendirmeli, onları her türlü kötülük odaklarından korumaya yönelik önlemler almalıdır. 


Gençlik gelecektir. Gelecek İslâm’dır. Ahiret ise asıl gelecektir. O hâlde gençlerimizi Cennet’e hazırlayarak geleceğimizi kurtarmaya gayret edelim.