Ahid ve bozgunculuk

7 Ekim 2023 sonrası başlayan soykırımda 7 bin Gazzeli Müslüman öldürüldüğünde karşıt olarak çıkan ses, bugünlerde 24 bin Gazzeli Müslümanın öldürülmüş olmasına rağmen ne yazık ki çıkmamaktadır. Zulme, kana, gözyaşına alışmamalıyız. Nihayetinde onların plânları var ve bu plânlar içerisinde yalnızca Gazzeli Müslümanları yok edip yurtlarından sürmek yok.

ALLAH ile pazarlık yapıp ahidleşen, sonra verdiği ahdi bozduğu için lânetlenen ve bunu realitede de kabul eden bir millet… Tarihin her devrinde “İsrailoğulları” ismi, sorunlu bir ad olarak kayıtlıdır. “Değişim olmuş mudur?” diye düşünmeyi çok istesem bile bugün yaşananlar beni yalanlıyor. Çünkü onlar, bozgunculuğa ek olarak, millet kimliklerine “vahşeti seven, hırsız, cani, işgalci ve ağaç yok edici” unvanlarını da eklediler.

“Yeryüzünün en karmaşık milleti kim?” denildiğinde akla ilk gelen elbette onlardır. “İsrailoğulları” hakkında, gerek Kur’ân-ı Kerim’de, Tevrat’ta ve gerekse kendi kayıtlarında yazılanlara bakıldığında bu görüş açıkça desteklenmektedir. Tek rehber Kur’ân-ı Kerim’de Yüce Allah, onları şüpheye yer verilemeyecek şekilde tarif etmiş ve yaşananları anlatmıştır.

Tanrı ile pazarlık yapmayı, yaptığı pazarlığı bozmayı, kendilerine gönderilen elçi ve peygamberlere sürekli ihanet etmeleri, hatta Allah’ın elçilerini öldürmekten çekinmeyen bir kavim… Elbette bu durum, bu kavmin her bireyinin kötü olduğunu anlatmaz. Tevrat’ın yeryüzünde rehber olduğu dönemlerde Allah, ahde sadık kalanlar ve emrine uyanlar için kurtuluş yolunu açmıştır. Lâkin onlar ahde sadık kalmayarak kendileri için açık olan kurtuluş ve felah yolunu kapatmışlardır.

“Andolsun ki, Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan on iki de nakîb (temsilci) göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: ‘Ben sizinle beraberim. Eğer namazınızı dosdoğru kılarsanız, zekâtı verirseniz, peygamberlerime iman eder ve onları desteklerseniz, bir de Allah rızası için borç verirseniz, andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi mutlaka altından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Artık bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kesinlikle doğru yoldan sapmış olur.” (Maide, 12)

Bu ayet-i kerimede geçen on iki temsilci için kaynaklar, İsrailoğullarının on iki kabilesinden kendisine güvenilir, bilgili ve yetkili kişileri ifade ettiğinden bahsederler. Ancak onlar, kendilerine vaat edilen topraklar ve diğer İlâhî emirler hususunda sözlerinde durmamışlardır. Kendilerine gönderilen İlâhî emirleri değiştirerek, emir ve yasakları unutarak yoldan sapmışlardır. Başka bir ayette bu konu şöyle anlatılıyor: “Ahidlerini bozdukları için onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştiriyorlar. Kendilerine bildirilenlerden (Tevrat) önemli bir kısmını da unuttular. İçlerinden pek azı hariç olmak üzere onlardan daima bir ihanet görürsün. Sen yine de onları affet, hoş gör. Çünkü Allah iyilik edenleri sever.” (Maide, 13)

Bugünkü perspektifle bakıldığında bile ayette bahsi geçen “pek azı” ifadesi, bugün de “pek az” olarak devam etmektedir. Bilindiği üzere Yahudilerin tamamı Siyonist değildir ve bazıları en başından beri Siyonizm’e karşı çıktıkları gibi, hâlen onlara muhalefetleri devam etmektedir. Onları bugünlerde dünyanın herhangi bir yerinde İsrail’in giriştiği soykırıma lânet okurken, onların askerlerine karşı dururken, Kudüs’te ellerinde Filistin bayraklarıyla gösteri yaparken bulabilirsiniz. Çünkü onlar, gerek Kur’ân’da, gerek diğer İlâhî kelâmlarda geçtiği ve kendi kayıtlarında olduğu gibi (Talmut) “Üç Yemin’e” sadık kalmanın gayretindedirler.

Bu yemin yani ahid, zamanı belli olmayan bir tarihte, onlar, Yahudilerin kendilerine biçilen rolü ve görevleri yerine getirdiklerinde Allah’ın kendilerini sürgünden kurtarıp vaat edilen yurtlarına dönüş izni vereceği inancına sahiptirler. Buradaki önemli noktalardan biri yani bu Yahudiler ile Siyonistler arasındaki fark şudur: Siyonistler yakıp yıkarak, katliam ve soykırım ile işgale kalkarken, onlar Allah’ın onlara yurt vereceği inancını taşımaktadırlar. İkisi arasında malûmunuz çok büyük fark vardır.

İsrailoğulları hakkında Yüce Allah, inananları şöyle uyarıyor: “Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.” (Maide, 51)

Onlara dost olmanın onlardan olmak olduğu konusu özellikle inananların dikkat etmesi gereken çok önemli bir noktadır. Zulme karşı olmak ile zulme sessiz kalmak arasındaki farkı Allah, Bizzat Kelâmı ile açıkça ortaya koymaktadır.


Ahid bozulmuş, sürgün ile beraber ceza başlamıştır. Yeryüzünde çıkardıkları bozgunculuk yüzünden “lânetli halk” olarak yafta vurulmuştur.


Yahudiler ve ahidleri hakkında

Tarihin sayfalarında onların kendileri hakkındaki kayıtları ve haklarında tutulan kayıtlar hemen hemen aynı doğrultudadır. Millet olarak özellikleri zaten belli bir kalıbın içindedir ve bu özelliklerini herkes kolayca tanımlayabilmektedir. Lâkin bugün Gazze soykırımı ve yaşanan savaş ortamı onlarla ilgili olarak yeni bir bilgi ekledi.

Siyonist olan Yahudilerin içlerinde taşıdıkları şeyler insanî çizginin dışındadır. “Yerleşimci” kisvesiyle (yalanıyla) işgale girişmek dünyanın alıştığı bir durumdu ancak bu denli kana doymadan soykırım yapmak, eskilere nazaran büyük bir sapmadır. Her milletin kendine özgü davranışları vardır. Yeni bir davranış şekli kolay kolay eklenmez. Yaşanmış olaylar incelendiğinde, vuku bulan meselelerin durum ve şartlarına göre bazı eksen değişiklikleri olabilir. Ama büyük kırılma olması çok zordur. Ancak bugün yaşananlar büyük bir kırılmanın işareti gibi duruyor.

Bunca kelâma rağmen dikkat çeken ve merak edilen bir nokta var: “Ahid” meselesi… Nedir bu ahid?

Ahid, İsrailoğullarına Hazreti Musa aracılığıyla indirilen Tevrat’ta da bildirilen bir konudur. Kur’ân-ı Kerim’de bahsi geçen “Ahidlerini bozdukları için onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık” ifadesi buradan gelmektedir. Yahudilerin değerli saydıkları Talmut’ta bu ahid için “Üç Yemin” ismi de kullanılmıştır.

“Üç Yemin” ifadesine Yahudi bir yazarın romanında da rastlıyoruz. Romanda Üç Yemin’e özel bir ihtimam gösterilmesi ise dikkat çekicidir. Talmut’taki yoruma göre ahdin üç şartı şöyledir: “Bu üç yemin nedir? Birincisi, İsrail’in (İsrail ülkesine) topluca çıkmayacağına; ikincisi, İsrail’in dünyanın milletlerine karşı isyan etmeyeceğine; üçüncüsü, diğer milletlerin İsrail’e çok fazla baskı yapmayacaklarına dair Tanrı’nın sürgünden önce aldığı yemindir.”

Zaten Yahudiler yani o bahsi geçen az sayıdakiler ile Siyonistlerin ayrıldığı nokta da tam olarak burasıdır. Her türlü fenalığı, hainliği ve gerek İlâhî emirleri, gerekse yazılı metinleri değiştirmek sûretiyle zamanı kendilerine uygun hâle getirme çabaları Siyonizm’e ait bir akımın ortaya çıkardığı sentezdir. Bu sentezi diğer Yahudiler kabul etmedikleri gibi Siyonistler yüzünden kendilerinin de ceza dönemlerinin yani sürgünlerinin bitmeyeceği veya geciktirileceği fikrini taşımaktadırlar.

Siyonizm bugün, yazımızı hazırladığımız vakit itibariyle 24 binden fazla Müslümanı katletmiştir ve katliama uğrayan insanların en az 10 bini çocuktur. Binlerce ağacı yok ettiler, on binlerce binayı yıktılar. Din farkı gözetmeksizin kutsal mekânları yine on binlerce ton bomba kullanarak yeryüzünden sildiler. Varmak istedikleri yer tam olarak neresi, bilinmez. Ama ortaya çıkan kara duman ve akan kan ve dahi gözyaşı, yeryüzünde unutulmayacak bir perde açtı. Perdenin önünde kan ve gözyaşı varken barıştan bahsetmek çok zor!

Ahid bozulmuş, sürgün ile beraber ceza başlamıştır. Yeryüzünde çıkardıkları bozgunculuk yüzünden “lânetli halk” olarak yafta vurulmuştur. Yine de o az sayıdaki Musevî yani Siyonist olmayan Yahudi topluluğu en az iki asırdır bir mücadele içinde. Onlardan bir grubun kurduğu yapılanmanın ismi “Neturei Karta” (Şehrin Bekçileri).

Neturei Karta, Siyonistlere karşı amansız bir duruş sergiliyor. Örneğin vergi vermiyor, onların yasalarını dikkate almıyor, ordularına asker vermiyor, bayraklarını yakıyor ve yaşadıkları topraklarda hüküm süren milletin içinden biri olarak kalmaya özen gösteriyorlar. Bu durum zaten onlara emredilen görevlerdendi. Neturei Karta gibi başka Musevî yapılanmalar da var. Onların yayınladıkları belgelerde ve yaptıkları tartışmalarda ortaya koydukları bakış açısı ve genel kanıları şöyle:

“Topraklarımızda yeniden bir araya toplanılması için ettiğimiz duaların ve umutlarımızın sebebi uluslararası bir ulus olarak parlamak değil, o bir araya gelişte vaat edilen ve verilen ve Tevrat’a riayet ettiğimiz için yine vaat edilen toprakta manevî hizmetimizi daha iyi bir biçimde yerine getirmek için bir toprak bulmaktır. Fakat tam da bu görev, Tanrı bizi tekrar kutsal topraklara çağırana dek, O bizi nereye yerleştirmişse orada vatanseverler olarak yaşayıp çalışmamızı ve bize barınak sağlayan devletlerin refahı için tüm fiziksel, maddî ve manevî güçlerle birlikte İsrail’in (Kutsal Toprakların) soylu özelliklerini göstermeye mecbur kılar.”

İsrailli akademisyen Aviezer Ravitzky ise, çalışmalarında şöyle der: “Türklerin hükümdarı -hürmetler üzerine olsun- ya da diğer hükümdarlar, Ezra dönemindeki eski kurtuluş gibi Tanrı’nın insanlarına ata toprakları olan kutsal topraklarına gitme izni verse bile, bu kurtuluş Büyük Kurtarıcıdan (Büyük Kurtarıcı olarak Mesih’in beklenildiği ifade edilmektedir) gelmeyecekse şöyle diyeceğiz: ‘Gerçek kurtuluşun veya uzun zamandır hasreti çekilen amacın yordamı bu değildir. Bunu geçici ve tesadüfî bir kurtuluş olarak bile düşünmeyecek, hevesimizi kursağımızda bıraktığını göreceğiz.’”

Bu fikirlerin özeti kısaca şudur: “Tanrı bizi oraya götürene kadar o topraklarda kurulan devlet bizim için geçerli değildir. Bizler o kutsal gün gelene kadar bize sahip çıkan, barınak sağlayan devlete sadakatle bağlı olmak durumundayız.”

Siyonizm’in kabullenemediği hususlardan en önemlisi de budur. Girişilen katliam ve işgalci zihniyet, onları yalnızca yoldan saptırmamış, inandıkları değerlerde kendilerine biçilen rolün dışına çıkarmıştır.

Kenan ilinde yaşananları bazıları kabul etmese, görmezden gelmeye çalışsa ve akla ziyan yollarla gündemleri değiştirmeye gayret etse bile baki olan Hak sözüdür ve gerçeği kimse değiştiremez. Yaşanacakları yani gaybı ancak Allah bilebilir.

Lâkin biz Müslümanlara düşen görev, her durumda zulme karşı olmaktır. 7 Ekim 2023 sonrası başlayan soykırımda 7 bin Gazzeli Müslüman öldürüldüğünde karşıt olarak çıkan ses, bugünlerde 24 bin Gazzeli Müslümanın öldürülmüş olmasına rağmen ne yazık ki çıkmamaktadır. Zulme, kana, gözyaşına alışmamalıyız. Nihayetinde onların plânları var ve bu plânlar içerisinde yalnızca Gazzeli Müslümanları yok edip yurtlarından sürmek yok. Kaldı ki, zulme uğrayanı ve masum olanı korumak, bizlere verilmiş dinî bir görevdir.

Gazze ve Kudüs’e en kısa sürede barış ve özgürlüğün gelmesi duamızı yineleyerek, hepinize esenlikler diliyorum.