“ÜLKENİN yaşadığı her sınama, CHP siyâsetinin kirli yüzünü açığa çıkarıyor. Meclis’in ikinci büyük partisi, iktidar alternatifi olan partinin kadroları bu. Ne liyâkat, ne ehliyet, ne de memlekete hizmet gibi bir dert var. Şu hâliyle CHP’ye bakıp da kendisi ve ülkesi adına umut gören tek bir vatandaşımız var mıdır? Hırsları boylarını aşan belediye başkanlarına bakıp ülkeyi bunlara emanet edebileceğine inanan biri var mıdır? CHP’ye bakıp Türkiye’nin millî menfaatlerini dünyada savunabilecek bir kadro görebilen var mı acaba? Peki CHP nasıl bu kadar oy alıyor, nasıl bu kadar belediye kazanıyor? Bunun müsebbibi AK Parti olarak biziz. Bu bir özeleştiridir. Açık ve net, iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır, demiş atalarımız. Biz de sorunu önce kendimizde arayacağız. Küresel sorunlar yanlışlarımızla birleşince, milyonlarca insanım istemeyerek CHP’ye oy vermek zorunda bıraktı.”
Bu ifadeler, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 27 Kasım’da AK Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmadan küçük bir alıntı. Sayın Erdoğan’ın millet nezdindeki “delikanlılığı” budur işte. İğneyi kendisine sonuna kadar batırabiliyor. Ancak, acısını da yine bizzat kendisi yaşıyor!
Evet, bu millet, CHP’yi çok iyi tanıyor. Ali gitmiş, Veli gelmiş; Kılıçdaroğlu’nu da tanıyordu, Özgür Özel’i de tanıyor. FETÖ’ye verdiği sınırsız desteği de biliyor, DEM Partiyle eş-partiliğini de biliyor. Kurmaylarının üç beş oy uğruna her tarafa oynadığını da, yalanlarını, çarpıtmalarını, algı yönetimindeki ustalığını da biliyor. İmamoğlu’nun nasıl tehlikeli biri olduğunu da, ikinci seçiminde sıfır icraatla kazanan Mansur Yavaş’ın “gerçeklerini” de iyi biliyor. Nihayetinde bu CHP’nin iktidara gelmesi durumunda ülkeyi ne hâle getireceğini bu millet gayet iyi biliyor.
Bir değil iki seçim sonucunda da milliyetçi-muhafazakâr kesimin oyları CHP’ye ve hiçbir umut vadetmeyen küçücük partilere artarak kayıyorsa, İmamoğlu gibi biri İstanbul’u ikinci defa alabiliyorsa ve hele hele yapılan son ciddi kamuoyu yoklamalarında CHP hâlâ birinci parti çıkabiliyorsa…
Tabii ki milletin çektiği ekonomik sıkıntı AK Parti’nin oy kaybında büyük bir etkendir. Bu sıkıntının elbette küresel sebepleri büyüktür. Ancak maaşlara yapılan dengesiz ayarlamalar neticesinde emeklilerin ihmal edilişinde etkin olan ve “2024 yılı emeklilerin yılı olacak”açıklamasını liderlerine yaptırıp dağa fare doğurtan siyâsetçi ve bürokratlar hâlâ koltuklarında oturuyorsa…
AK Parti kurmayları, aday seçimlerinde yaptıkları dayatmaların ve hataların, seçimlerde ittifak partileriyle istişare eksikliğinden kaybedilen belediye başkanlıklarının bedelini ödemek yerine hâlâ bütün olumsuzlukları ekonomi idaresine indirgeyip topu liderlerine atabiliyorsa…
Seçimlerde havlu atan AK Parti kurmayları hâlâ koltuklarında oturmakta ısrarlı olabiliyorsa ve hatta bu kurmayların nezdinde belde, ilçe ve il kongreleri yapılıyorsa…
Bürokrat atamalarında, mumla aranıyorlarmış gibi nerede muhalif isimler varsa bulunup görevlendirilmeleri hâlâ devam ediyorsa…
Durum hakikaten çok ciddidir…
Bu millet, Reis’i çok sevdi. Mertliğini, merhametini, “delikanlılığını”, çalışkanlığını, millîliğini, mü’minliğini, dik duruşunu, liderliğini ve nihayetinde “Devlet” Adamlığını çok sevdi. Bu millet, Reis’e inandı. Bu millet, Reis’e çok güvendi. Belediye Başkanlığı, Başbakanlığı ve Başkanlığı boyunca da bunu defalarca gösterdi. Son seçimlerde kendisini tekrar seçip AK Parti’ye gösterdiği “sarı” kartla da uyarısını ikinci defa ve net bir şekilde yaptı. Acıdı, acıttı ama mecbur kaldı!
Millet, MİT Operasyonu’nu, Gezi Olaylarını, 17-25 Aralık Darbesi’ni ve 15 Temmuz İşgal Girişimi’ni unutmadı. Ekonomik sıkıntılarımızın da sadece içeriyle alâkalı olmadığını gayet iyi biliyor. Deprem felâketinin acısını da hâlâ yüreğinde yaşıyor. Seçimlerden sonra AK Parti kurmayları nasıl bir “sebepler yumağı” çıkardı, bilmiyoruz ama Millet, Reis’e,“Daha fazla geç olmadan söylediklerine inanacak ve yapacak yeni bir kadro kur!” diyor… Vatan için… Millet için… Devlet için… Ümmet için…



