50’nci yılında 9 Mart 1971 Cuntası

MİT Müsteşarı, Başbakan ve Kuvvet Komutanlarının katıldığı bu toplantıda garip bir diyalog yaşandı. MİT Müsteşarı General Fuat Doğu, ülkede bazı cunta girişimleri olduğunu, bazı kuvvet komutanlarının da bu oluşum içinde olduğunu ifade etmişti. Bu sözden alınan Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur, “Meselâ kim var bu cuntanın içinde kuvvet komutanı olarak?” diye sorunca, MİT Müsteşarı Fuat Doğu, “Meselâ siz!” cevabını vermişti.

1971 Darbesi’ne doğru uygun adım

1965 yılında dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’ın direnmesi üzerine AP iktidarını deviremeyen generaller, 1968 yılından itibaren hükûmeti devirmek için yeni oluşumlar içine girdiler. Bunların başında “9 Mart Cuntası” geliyordu.

9 Mart 1971’e doğru Türkiye yeni bir darbe girişiminin arefesinde iken açığa çıkan isimlerden bir kısmı 27 Mayısçılardı. Cemal Madanoğlu, Osman Köksal ve Numan Esin, 27 Mayıs’ta yarım bıraktıklarını tamamlamaya çalışıyordu. En az onlar kadar Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk ve başka isimler de vardı süreçte…

9 Mart Cuntası

“Askerî darbeye ikna etme ekolü” diyebileceğimiz ulusalcı, yer yer Baasçı sivil bir akım var Türkiye’de. 27 Mayıs’a kadar uzanan bu akımın ilk ve en bilinen aktörü Doğan Avcıoğlu’ydu.

9 Mart 1971 Darbesi, onun ofisinde organize edilmişti. Hasan Cemal, “Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım” kitabında kendisinin de içinde olduğu süreci, askerlerle yürüttükleri işi çok iyi anlatıyordu.

Tevfik Çavdar’ın naklettiğine göre, “darbeciler 9 Mart gecesi bu işi bitirmek üzere bütün plânlarını yapmışlardı; silahlı militanlar ve genç subaylar evlere dağıtılmış bir vaziyette Emniyet Müdürlüklerini basmak, bankaları ve kuyumcuları soymak üzere haber bekliyorlardı” (Çavdar, 2000:204).

Profesyonel darbeci Orhan Kabibay, alt rütbeli subayları “tepeden inme” bir darbe için ikna etmeye çalışmaktaydı. Diğer komutanların fikirleri de pek farklı değildi. Tümgeneral Celil Gürkan da “hiyerarşik bir şekilde düzene müdahale edilmesi gerektiğini savunmaktaydı” (Turhan, 1986:28).

Celil Gürkan, aynı zamanda Muhsin Batur’un akıl danıştığı komutanlardan olup, “Doğan Avcıoğlu’nun ‘Türkiye’nin Düzeni’ isimli kitabını okumayan subayı eksik sayacağını” (Mangırcı, 1999:28) iddia eden bir şahıstı.

Sonraki dönemlerin bütün komuta kademesinin neredeyse tamamı o günlerde 9 Mart Cuntasına dâhil vaziyetteydi. Meselâ, bir dönem Jandarma Genel Komutanlığı yapmış olan Eşref Bitlis, 12 Mart 1971 Muhtırası öncesinde İstanbul'da Harp Akademilerinde binbaşı rütbesiyle öğretim üyesiydi ve “9 Martçılar” olarak bilinen ihtilâlci grubun içindeydi. Hatta bu yüzden 12 Mart Muhtırası’ndan sonra kurmay albay olarak görev yaptığı birimden uzaklaştırılıp Konya’ya tayin edilmişti.

9 Martçılar arasında yer almanın Eşref Bitlis’e maliyeti, terfilerinde üç yıl geride kalmak olmuştu (Mercan, 2004:148).

Sonraki dönemlerin bir başka kuvvet komutanı Doğan Bayazıt, 12 Mart 1971 Muhtırası döneminde, devrim yapmak isteyen 9 Martçı ekibin içindeydi. Emekli Kurmay Yarbay Talat Turhan’ın anlattığına göre Doğan Bayazıt, binbaşı rütbesindeyken 12 Mart 1971 döneminde “9 Martçı” ekip içindeydi ve kod adı “Sefer” idi (Mercan, 2004:213).

Bir başka kadrolu darbeci, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’du. Orgeneral Gürler, Orgeneral Muhsin Batur için şöyle demişti: “Genelkurmay Başkanı olmak istedi. Ancak Semih’le (Sancar) aralarında sekiz sene fark vardı. Nasıl yapabilirdim?” (Mercan, 2004:96)   

Her şey bu minvâlde devam ederken, Ankara Orman Çiftliği’ndeki Marmara Köşkü’nde, gece saat 21:00’da başlayıp sabah 05:00’a kadar süren bir toplantı yapıldı. MİT Müsteşarı, Başbakan ve Kuvvet Komutanlarının katıldığı bu toplantıda garip bir diyalog yaşandı.

MİT Müsteşarı General Fuat Doğu, ülkede bazı cunta girişimleri olduğunu, bazı kuvvet komutanlarının da bu oluşum içinde olduğunu ifade etmişti. Bu sözden alınan Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur, “Meselâ kim var bu cuntanın içinde kuvvet komutanı olarak?” diye sorunca, MİT Müsteşarı Fuat Doğu, “Meselâ siz!” (Arcayürek, 1985:332) cevabını vermişti.

Çünkü “MİT, 9 Mart’ta darbe yapmayı plânlayan bu ekibi, içlerine sızdırdığı Korgeneral Atıf Erçıkan aracılığıyla takip ettiriyordu” (Mısıroğlu, 1995:187).

Esasen Atıf Erçıkan’ın tuvalet bahanesiyle toplantılar sırasında sürekli girip çıkması şüphe uyandırmıştı. Ancak “toplantılara katılan en yüksek rütbeli subay olması münasebetiyle” (Yalçın ve Yurdakul, 2000:160) muhataplarına bir şey diyememişlerdi.

Kurmay Yarbay Talat Turhan, o gün yapılan darbe hazırlıklarını, “9 Mart’ta Silahlı Kuvvetlere mensup 50 yüksek rütbeli subay darbe kararı aldılar” şeklinde itiraf ediyor, kendisinin Gürler, Batur ve Kayacan’a bağlı gruptan olduğunu ifade ediyordu (Turhan, 1986:346).

9 Mart Cuntası’nın elebaşı Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ise, gayet pervasız bir şekilde bir darbe plânını bütün ayrıntılarıyla tasarlayarak ortaya koymuştu. Batur, “Silahlı Kuvvetlerde bir teşkilâtlanma olduğu belliydi, niçin merak edip de bunun faillerini sormadılar?” (Batur, 1985:197) şeklinde pişkin bir soru soruyordu.

Orgeneral Muhsin Batur’un daha sonra anılarında yayınlayacağı üzere, “Doğan Avcıoğlu’nun teorisyenliğinde bir devrim öngörülüyordu ve devlete el konulduktan sonra devletin nasıl işletileceğine dair şema yapılmıştı; buna göre Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler Devlet Başkanı, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur Başbakan olacaktı”. Bakanlar Kurulu listesi de oluşturulmuştu. Darbeciler kendilerine birer kod adı vermişler, plânlarda bu kod adları kullanmışlardı. “Buna göre Devlet Başkanı Selim Bey, Orgeneral Faruk Gürler; Başbakan Yavuz Bey, Orgeneral Muhsin Batur; Başbakan Yardımcısı Tümgeneral Celil Gürkan’dı” (Batur, 1985:215-233).

Dönemin sıkıyönetim savcısı Baki Tuğ, bir röportajında 9 Mart cuntacılarından bahsederken, “Üç milyon kişilik ölüm listesi hazırlanmıştı” diye bir demeç vermişti (Bozbeyli, 2009:338).

Tümgeneral Memduh Ünlütürk de cuntacılardan bahsederken döneminin komutanları hakkında ve özellikle Batur hakkında şu ilginç sözleri söylemişti: “Gördüm ki, Kuvvet Komutanları, Genelkurmay Başkanını devre dışı bırakmış. Muhsin Batur ile Faik Türün devlet başkanlığı kavgası içinde… İkisine bağlı birlikler Bolu civarında karşılaşarak çatışacak, hangisine bağlı birlikler galip gelirse devleti o yönetecekmiş…” (Mercan, 2004:131)

9 Mart Darbe günü yaklaştıkça Baas tipi sosyalist bir darbe olacağından endişe eden ve buna karşı çeşitli ön tedbirler alan ABD ve MİT, kendi plânlarını devreye sokmanın vakti geldiğini düşünürler. Ve plân devreye sokulur. Âni bir gelişmeyle Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, “Bu rejimi korumak hepimizin görevidir” (Kemal, 1974:54-55) açıklamasını yapar.

Gürler-Batur ittifakının altında kurulmuş cunta, 9 Mart’ta müdahale etmek üzere harekete geçerken, Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ise olaya el koymuş ve bir şey yapılacaksa bunun “emir-komuta zinciri” içinde yapılması gerektiğini bildirmiştir (Belge, 2011:638).  

Bunun için ilk etapta 9 Mart Cuntası’nın iki kurmayı Faruk Gürler ve Muhsin Batur, 12 Mart’ta bir muhtıra verileceği vaadiyle niyetlerinden vazgeçirilir. Hava Kuvvetleri Karargâhına gelmiş tepeden tırnağa silahlı subaylar, bir darbe kararı çıkacağı müjdesi beklerken, derin bir sükut-u hayâl içinde “Birliklerinize dönün” talimatı alırlar. Tümgeneral Celil Gürkan, o akşam toplantı sonrası yaşadıkları derin hayâl kırıklığını şu kelimelerle ifade eder: “Şaşkınlık ve eziklik içinde koridora çıktığımızda, Batur’un çalışma odasının yakınındaki odaların ve koridorların müdahale kararı bekleyen subaylarla dolu olduğunu gördük. Bu subaylar toplantıdan darbe kararı çıkmadığını görünce hayli öfkelendiler. Ben kendilerine artık perdenin kapandığını, her şeyin bittiğini söyledim.” (Dursun, 2000:124)

Cuntanın aktörleri

Org. Faruk Gürler: Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanıydı. 9 Mart Cuntası’nın darbesi gerçekleşse Devlet Başkanlığına getirilecekti.

Gazeteci Bedii Faik’in açıklamasına göre, 12 Mart vakasının gerisinde Faruk Gürler’in Cumhurbaşkanı olma ihtirası yatıyordu. 1973 yılında Cumhurbaşkanı olmak arzusuyla Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifa etti. Seçimlerde, Cumhurbaşkanlığını yapılan tüm çabalara rağmen kılpayı bir farkla kazanamamasının ardından hayata küstü. Kanser teşhisiyle hastanede yattı. Daha sonra tedavi için dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in örtülü ödenekten yaptığı yardımla İsveç’e, tedaviye gönderildi. 1975 yılında öldü.

***

Org. Muhsin Batur: Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanıydı. 27 Mayıs’ta Adnan Menderes’i Eskişehir’den Ankara’ya getiren eli Thomsonlu albay olarak o günün gazetelerinde resminin çıkmasıyla ün kazanmıştı. Ordu içerisinde “solcu” diye biliniyordu. “Halkın idareye iştiraki ve idareyi kontrolü, parlamento içinde fikirlerin serbestçe münakaşa edilmesi” şeklindeki yönetim tarzını eleştiriyor, halkın cahil olduğunu, cahil çoğunluğun verdiği oylarla oluşan parlamentonun sağlıklı kararlar üretemeyeceğini savunuyordu.

Kuvvet komutanı olarak katıldığı MGK toplantılarında dönemin Başbakanı Demirel’i hazırladığı raporlarla sıkıştırıyor, Silahlı Kuvvetler içerisinde huzursuzluklar olabileceğini, 27 Mayıs öncesine dönülebileceğini ileri sürüyordu.

Org. Muhsin Batur, 9 Mart’ta plânlanan darbenin elebaşılarından idi. “Yavuz” kod adıyla hareket ediyordu. Eğer 9 Mart’ta darbe gerçekleşse Başbakan olacaktı.

20 Ocak 1970 tarihinde Marmara Köşkü’nde yapılan MİT toplantısında siyâsî literatüre geçecek garip bir diyalog yaşandı. Dönemin MİT Müsteşarı General Fuat Doğu, bir darbe hazırlığı olduğunu, darbeye ordunun üst kademelerinden de bazı şahısların karıştığını belirtti. Toplantıda bulunan Org. Muhsin Batur, bu ifadeden rahatsız oldu. MİT Müsteşarı Doğu’ya sesini yükselterek, “Kimi kastediyorsunuz?” diye çıkış yaptı. Fuat Doğu, “Sizi kastediyorum!” dedi.

Emekli olduktan sonra kontenjan senatörü oldu ve CHP’ye girdi. 12 Eylül’den önce CHP’nin cumhurbaşkanı adayıydı. Daha sonra SHP’ye üye oldu. 12 Mart Muhtırası’nın 25’inci yılında kendisiyle yapılan söyleşide, “askerî müdahalelerin çözüm olmadığını” ifade etti. 1999 yılında öldü.

***

Tümg. Celil Gürkan: 9 Mart’taki cunta girişimi sonuçlansa Başbakan Yardımcılığına getirilecekti. 12 Mart’ın ardından emekliye sevkedildi, bilâhare gözaltına alındı. Ziverbey Köşkü’nde zincire vurularak sorgulandı. Normal döneme geçilmesinin ardından bir süre suskun kaldı. Gelen kamuoyu baskıları üzerine hatıralarını Uğur Mumcu aracılığıyla kaleme aldı. Kitabına, kendisine Ziverbey Köşkü’nde refakat eden askerin, “Parmaklarını gıtlatma ulan!” şeklindeki sözleriyle başlangıç yaptı.

***

Org. Cevdet Sunay: 27 Mayıs Darbesi’nin ardından darbeciler tarafından Genelkurmay Başkanlığı’na getirildi. 12 Mart’ın Genelkurmay Başkanı Tağmaç, Sunay’a bağlılığıyla tanınıyordu. Her iki subay da bir dönem Yıldız Harp Akademileri grubu içinde darbe hazırlıkları yapmışlardı. 28 Mart 1966’da AP’nin “özel” desteğiyle Cumhurbaşkanı seçildi. Dönemin MİT Müsteşarı Fuat Doğu tarafından kendisine verilen ve “Muhsin Batur’un içinde olduğu bir darbe girişimi” olduğunu belirten raporu, olayın tarafı Muhsin Batur’a iletmişti.

Dönemin Başbakanı Demirel’e, “Merak etme, ben ne 22 Şubatlar, 21 Mayıslar gördüm, kaygı duyacak birşey yok! Ben imzamın arkasındayım, herhangi bir müdahaleye fırsat vermem” demesine rağmen, Şubat 1971’de komutanlarla Eskişehir’de bir toplantı yaparak, “bir dönem daha Cumhurbaşkanı kalması karşılığında” 12 Mart darbesine ışık yaktı.

12 Mart Muhtırası’nın ardından Süleyman Demirel’in “Hani imzanızın arkasında duracaktınız, değişen ne oldu?” sorusu üzerine şu tarihî cevabı verdi: “Beni de devreden çıkardılar Süleyman Bey.”

***

Süleyman Demirel: Dönemin Başbakanı… 12 Ekim 1965’te yapılan genel seçimlerle Adalet Partisi’nin Genel Başkanı olarak yüzde 53 oy ile iktidara geldi. 1961 Anayasası için, “Bu Anayasa Türkiye için lükstür. Anayasa Türkiye’ye bol geliyor” diyordu.

10 Mart 1971 günü Cüneyt Arcayürek’in bir darbe geldiğine dair yazısı üzerine kendisiyle görüşüp, “böyle bir şeyden haberi olmadığını, haberdar edilmediğini” belirtti.

12 Mart’ta muhtıra zoruyla askerler tarafından görevinden istifa etmek zorunda kalmasına rağmen, 12 Martçıların emekliye sevkettiği askerlerle ilgili kararnameyi de imzalayarak darbeye katkıda bulunmuş oldu.

***

İsmet İnönü: Dönemin muhalefet lideri... 1965’te yüzde 29 oy alan CHP’nin Genel Başkanı idi. Demirel’in muhtırayla mecburen istifasını “Demokratik bir istifa var” şeklinde niteledi. Ancak daha sonra “Meclis kışla değildir” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu konuşmanın ardından Çankaya’da katıldığı yemekte elini uzattığı Genelkurmay Başkanı Tağmaç tarafından, “Meclis’te başka konuşuyorsun, burada başka konuşuyorsun” ifadesi eşliğinde eli itildi.

***

Albay Sadi Koçaş: 27 Mayıs Darbesi’nin ileri gelenlerinden olan Koçaş, 12 Mart Darbesi’nin ardından Nihat Erim başkanlığında kurulan hükûmette Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. Yazdığı hatıralarında 12 Mart öncesi girişimlerle hiçbir alâkası olmadığını, muhtırayı radyodan dinledikten sonra ancak haberi olduğunu yazdı.

Darbe söylentilerinin çıkması üzerine, dönemin AP’li bakanlarından birinin, “Ordu’dan hiçbir tehlike gelmez, beş yıllık iktidarımızda bunun bütün tedbirlerini aldık; komutan evleri, otomobiller, uçaklar, sık sık dış geziler ve çeşitli imkânlarla onları bağladık” şeklinde cevap verdiğini hatıralarında kaydetti.

***

Doğan Avcıoğlu: 1969 Seçimleri’nin hemen ardından yayın hayatına giren “Devrim” dergisinin başyazarıydı. Daha sonra “Yön” isimli başka bir dergi çıkardı. Parlamentoculuğun Anglo-Sakson çıkarlarına uygun bir politik sistem olduğunu, tutucu güçler koalisyonunun rejimi olduğunu, yeni çözüm yolları aranması gerektiğini” savunuyor, çözümün asker destekli bir darbe girişimi olduğunu ileri sürerek bu konuda girişimlerde bulunuyordu.

***

Uluç Gürkan: Doğan Avcıoğlu’nun “Devrim” dergisinin Yazı İşleri Müdürü idi. Üniversiteli gençlerin cunta saflarına katılması görevinden sorumluydu.

***

Hasan Cemal: “İrtica geliyor” haberleriyle askeri ve zinde güçleri kışkırtma görevinden sorumluydu. Kaddafi ve Saddam gibi üçüncü dünya askerî diktatörlerini model olarak Türk demokrasisine karşı ileri sürüyordu. O günün öğrenci liderlerinden Sarp Kuray’ın ifadesiyle “kaleminden kan damlıyordu”.

***

Altan Öymen: Darbe sonrası oluşturulacak Bakanlar Kurulu listesinde “Basın Yayından Sorumlu Bakan” olarak görünüyordu.

***

Sarp Kuray: Türkiye’yi 12 Mart’a götüren karışıklıkları organize eden öğrenci liderlerindendi. Uzun süre yurtdışında kaçak olarak yaşadı. Yurtdışından döndükten sonra 12 Mart olaylarını bütün ayrıntısıyla anlatan bir kaseti gazeteci Uğur Mumcu’ya teslim etti. “Bu kasette anlattığım olayları niçin anlatmıyorsunuz?” sorusunu yönelttiği Uğur Mumcu’dan, “Ona bizim kudretimiz yetmez” cevabını aldı.