SEDNAYA, Esad rejiminin demir yumrukla yönettiği Suriye’de başkent Şam’ın 30 kilometre kadar kuzeyinde bulunan en gizli ve en şöhretli hapishanesidir. Bu yazımızda bu ibret dolu hapishanenin kapılarını aralayacağız ve bizzat oradaki görgü tanıklarının ifadelerini paylaşacağız.
Burası, 21. yüzyılda zalim Esad ailesinin rejimlerine karşı çıkanların uzun zamandır zulümle tutulduğu esrarengiz yerlerden birisi. Bu karanlık yerin oldukça uzun bir mazisi bulunuyor. İlk mahkûmlar 1987 yılında Hafız Esad iktidarının 16’ncı yılında bu hapishaneye götürülmüş. Bir süre sonra bu insanlara yaşatılanlar arşı titretir bir seviyeye ulaşmış. Buradaki işkence ve vahşetlere şahit olan birçok kurum ve kuruluş bu yapılanları tek tek dile getirmeye başlamış. Bu nedenle ki bu katliam yerinin Uluslararası Af Örgütü tarafından “insan mezbahası” olarak adlandırılmasına asla şaşmamak gerekiyor. Etrafının mayınlarla donatıldığı ve ordunun istihbarat ekibiyle insanlık dışı bir şekilde yönettiği Sednaya Hapishanesi aslında rejimin kirlenmiş yüzünü bizlere net bir şekilde yansıtıyor.
Mimarî olarak oldukça farklı bir düşünceyle inşâ edilen bu zulüm hapishanesi, faaliyete geçtiğinde içerisinde iki tutukevi bulunduruyordu. Uluslararası İnsan Hakları Örgütü verilerine göre alanı incelediğimizde bu hapishane Beyaz Bina ve Kırmızı Bina denilen iki ayrı alandan oluşuyordu. Beyaz Bina, L şeklinde tasarlanmış ve rejime sadık olmadığı düşünülen subaylar, askerler için yapılmıştı. Kırmızı Bina ise rejim karşıtı olan DAEŞ gibi örgütlere üyelikleri bulunanlar için tasarlanmıştı.
Uluslararası Af Örgütü’nün hapishanede görev alan eski bir gardiyanın ifadesine dayandırdığı bir raporda, iç savaşın başladığı 2011 yılında Beyaz Bina’da bulunan mahkûmlar buradan çıkarılmış ve o zamanlar isyan sırasında Esad rejimine aykırı olanlar tutuklanıp buralara yerleştirilmiş. Sayıları binleri bulan protestocu, aktivist, gazeteci, doktor ve öğrenci birer birer bu hapishaneye gönderilmiş. Dolayısıyla bu süreçle birlikte 2011 sonrasında Sednaya, Suriye’nin en önemli siyasî hapishanelerinden biri hâline gelmiş. Rejimin Şam’daki kalesi olan bu önemli yer için güvenlik de üst düzeye çıkarılmış. Sednaya Hapishanesi’nde Kaybolan Tutuklular Derneği (AMSDP)’nin raporuna baktığımızda askerî istihbarattan 250 asker ve inzibat bu hapishaneden sorumlu tutulmuş. Hapishanenin savunmasını rejim bağlısı olan üçüncü orduya bağlı 21. Tugay yapmış.
Ağır dayakların ve psikolojik travmaların yaşandığı, gıdaya ve ilaca ulaşmanın mümkün olmadığı Sednaya Hapishanesi’nde bulunan Beyaz Bina, zulmün adeta merkezi olmuş diyebiliriz. Burada bulunan “İnfaz Odaları” Sednaya’nın vahşet yuvası olarak nitelendirilmiş. Çünkü Kırmızı Bina’da bulunan mahkûmlar asılmak için bir bir buraya götürülüyordu. Rejim binlerce insanı burada öldürüyordu. Uluslararası Af Örgütü raporuna göre gardiyanlar her sabah ölenlerin cesetlerini toplayıp askerî hastaneye götürüyor ve buradaki ölümleri kalp ya da solunum yetmezliği vakası olarak kayıtlara geçiriyorlardı. Sonrasında da kamyonlara yükleyip Şam’ın dışındaki toplu mezarlara gömüyorlardı. Cesetler o kadar çoktu ki rejim güçleri gözleri dönmüşçesine farklı yollara da başvuruyorlardı. Öyle ki Sednaya içerisinde idam edilenler için içeride bile kaya tuzlarından geçici çözümler bulmaya başlamışlardı. Bu caniler Sednaya’da morgların olmamasından dolayı Halep’teki Cabbul gölünden getirdikleri kaya tuzlarıyla cesetleri koruma altına alıyorlardı. Sednaya mahkûmlarından biri bu hücrelerden birine atıldığı sırada ayak bileklerine kadar tuzun dolduğunu görünce şaşırıp şunları dile getirmişti:
“Odaya girince ilk önce kendi kendime ‘Onlarda bu kadar tuz var da bizim yemeğimize niye katmıyorlar’ diye sordum. Sonra soğuk bir şeye bastım. Birinin bacağıydı. Daha sonra tuzun üzerinde yatan diğer cesetleri görünce korkudan dondum. Benim de kaderimin bu olacağını düşündüm.”
Sednaya Hapishanesi’nden kurtulanlardan biri de Nicah adlı bir Suriyeli. Anadolu Ajansı’na verdiği röportajda önce kardeşlerinin, ardından iki oğlunun, sonra da kendisinin bu hapishanede zulüm gördüğünü aktarmış, oğulları ve kardeşlerini kaybettiğini söylemiş ve tüm bu yaşadıklarını da şöyle özetlemişti: “Bana da zulüm ettiler. Sırtımda halen işkence izleri var. Ellerimi tersten bağlayıp havaya kaldırdılar. Halen bir omzum sakat, iyileşmedi.”
ADMSP’e göre 2011 yılında başlayan bu süreçten sonra Sednaya’ya yaklaşık 30 bin kişinin girdiği ve bunlardan yalnızca 6 binin serbest bırakıldığı aktarılmıştır. Uluslararası Af Örgütü’ne göre de 2011-2015 yılları arasında 5 bin ila 13 bin arası idamın gerçekleştiği ifade edilmiştir. Birleşmiş Milletler de 2011 yılından itibaren ülke genelinde kaybolan Suriyelilerin 100 binden fazla olduğunu belirtmiştir. Bunların birçoğu da maalesef ki bu zindandaki hücrelere atılmıştır.
Esad rejiminin devrilmesinden sonra insanların umutla koştuğu ilk yer, zulmün olduğu bu hapishane olmuştur. Suriye İnsan Hakları Ağı Direktörü Fadel Abdul Ghany’ye göre rejimin devrilmesiyle 8 Aralık 2024 Pazar günü hapishaneden yaklaşık 2 bin mahkûm çıkmıştır. Yaklaşık 11 bin mahkûmdan ise haber alınamamıştır. Buradaki arama ve kurtarma çalışmalarına Türkiye AFAD desteğiyle 120 personel, 43 araç ve 4 köpekle yardım sağlamış ve insanlık dışı muameleye bizzat yerinde şahit olmuştur.
Yazımızın bu kısmında yıllarca rejime karşı dimdik bir mücadele veren Suriyeli aktivist El Hamada’nın hikâyesine yer vereceğiz. O aslında zalim Esad’ın işkencelerinin bir sembolüydü. 2011 yılında isyanın patladığı Derra’da sesini duyurmaya çalışan El Hamada, 2012 yılında rejim tarafından tutuklanmış ve ağır işkencelere maruz bırakılmış. Sonrasında Uluslararası İnsan Hakları kuruluşlarının baskıları ve diplomatik girişimleri sonucunda 2013 yılında serbest kalmış. 2014 yılında Hollanda’dan sığınma hakkı almış ve tüm Batılı ülkelerin başkentlerinde rejimin yaptığı işkenceleri belgeseller ve konferanslarla anlatarak davasını anlatmaya çalışmış. Ne yazık ki medeniyetler beşiği dediğimiz Avrupa’nın bu zulme gözlerini kapamasından dolayı bütün umudunu kaybeden El Hamada, rejimin sözde genel affı sonrası 2020 yılında ülkesine dönmüş ve mücadelesini ülkesinde sürdüreceğini ifade etmiş. Zulmün merkezindeki insanlar tarafından bir süre sonra tutuklanmış ve Sedyana’da ağır işkencelerle öldürülmüştür.
El Hamada’nın anlattığı gibi Suriye’nin birçok vilayetinde ağır zulümler yaşandı. Bunların birçoğuna şahit olan Suriyeli kameraman Mohamad İkinci ile yaptığımız röportajla bu yazımızı tamamlayacağız. Suriye’de arka perdede dönen olayları ve sahada yapılan çalışmaları şöyle paylaşıyor Mohamad bizlerle:
“Bakın, Suriye’de sadece bir Sednaya yok, her şehirde bir tane Sednaya var. Yaklaşık 13 yıldır bu konuda farkındalık oluşturulması adına birçok çalıştay ve araştırma yapıldı. Ne kadar gayret etsek, çalışsak da maalesef buradaki yaşanılanları kimse anlayamadı. Esad askerleri buralarda binlerce insanı yok etti. 12.08.2024 tarihi sonrası rejimin devrilmesiyle herkes şok geçirdi ve inanılmaz bir süreç yaşandı. İnanıyoruz ki bunlar uluslararası mahkemelerde hesap verecekler.
Burada Türkiye’ye ayrı bir pencere açmak istiyorum. Türk kardeşlerimiz 2011 yılından bu yana yanımızda durdular ve evlerini bizlere açarak bizi gönülden misafir ettiler. Kendimizi hiçbir zaman yabancı hissetmedik ve artık emin olun tüm Suriyeliler Türkiye’yi ikinci bir vatan olarak görüyor. Zor zamanımızda bize kucak açan Türk milletiyle çok güzel günlerimiz olacak. Bu kardeşlik bağı sonuna kadar daim olacak. Türkiye’de misafir olarak yaşayanlar, eğitim görenler ve yatırım yapanlar iki ülke arasındaki köprünün en önemli mihenk taşları olacak. Allah Türk Devleti’nden ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan razı olsun.”
21. yüzyılda insaniyet namına maalesef binlerce hikâyeye şahit oluyoruz ama Sednaya’da yaşananlar kadar hiçbiri bu kadar ibret verici hikâyelerle dolu olmamıştı. Merhametini, şefkatini ve hoşgörüsünü kaybeden bu dünyada Sednaya Hapishanesi, zihinlerimize asrımızın zulüm merkezi olarak şimdiden kazınmış durumda. Umuyoruz ki bundan sonraki süreçte Suriye’de nefretin yerine sevginin, savaşın yerine barışın ve zulmün yerine adaletin tohumları ekilir…



