İstikbal göklerde mi?
“Göklerine hâkim olamayan milletler, yerlerde sürünmeye mahkumdur.” Nuri Demirdağ
BİR devleti büyük yapan ya da büyümesine yol açan üç unsur vardır: Coğrafya, nüfus ve kabiliyet… Geniş coğrafyanın barındırdığı yerüstü ve yeraltı kaynakları, kaynakları işleyerek ekonomisini yükseltecek ve değerlerinin savunmasını yapabilecek yeterli nüfus, ilk iki şart… Asıl önemli olan bunları en elverişli şekilde (optimum) değerlendirecek müteşebbislere ve idarecilere sahip olunmasıdır. Yani kabiliyetli bireylerin mevcudiyetidir. Kabiliyet vasfı yalnız zekâyı barındırmaz. Her türlü fedakârlığı yapabilecek vatan sevgisi ve insanının istikbalini gözetecek millet sevgisi beraberinde hercümerç olmalıdır. Bahis olunan kabiliyetlere sahip olmayan halklar dağılmaya, devletler yıkılmaya mahkûmdur. Tarih bunun misalleriyle doludur. Allahutaala’nın lütfudur ki milletimizin içinde bu tür kabiliyetli fertlerin sayısı oldukça fazladır. Her ne kadar birçoğu kasıtlı olarak ihmal edilmiş ise de hakikatlerin günün birinde gün yüzüne çıkma gibi istidadı vardır. Bahis mevzuu kahramanlardan birkaçını tanıtmaya çalışacağız…

Nuri Demirağ (1986-1957)…
Nuri Demirdağ
1886’da Sivas’ın Divriği ilçesinde doğdu. Babası Mühürzade Ömer Bey, annesi Ayşe Hanım’dır. Üç yaşında yetim kaldı. Mali durumun zayıflığından talebe iken çalışmaya mecbur kaldı. Başarılı bir talebe idi. Hem okuyor hem de okulundaki öğretmen yardımcılığı görevini yürütüyordu. 17 yaşında mezun oldu. Ziraat Bankası’nda işe girdi. Bir yıl sonra maliye vekaletinin imtihanını kazanarak mal müdürü olarak göreve başladı. Aynı zamanda Maliye Mektebi Alisi’nin gece bölümüne devam ederek yüksek öğrenimini tamamladı.
Maliye müfettişleri ile tartışma sonucu istifa ederek serbest hayata atıldı. Millî mücadele döneminde ticaret hayatına devam ederken bir yandan Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin Maçka şubesinde yöneticilik yapıyordu.
Sigara kâğıdı piyasası yabancıların elindeydi. Sigara kâğıdı imalatına başladı. Ve ürününün adını “Türk Zaferi” koydu. Millî mücadele yıllarında halk içinde büyük alaka gördü. Düşman yurt sathından kovulmuş ve Cumhuriyet ilan edilmişti. Harpten yeni çıkmış Türk Devleti iktisadî yönden zayıftı. Samsun-Sivas demiryolunun müteahhitliğini üstlenen Fransız şirketi 1926 yılında işi bıraktı. Nuri Bey cüzi bir kârla bu işe talip oldu. Deneme olarak 7 kilometrelik ihale Nuri Bey’e verildi. Güzergâh tamamlanınca bunu yenileri takip edecekti. Samsun-Erzurum, Sivas-Erzurum, Afyon-Dinar, 1012 kilometre demiryolu hattını bir yıl gibi kısa bir sürede tamamladı (Fotoğraf 1). Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk demiryolu müteahhidi olarak haklı bir üne sahip olacaktı.

FOTOĞRAF 1: Türkiye’nin ilk demir yolu müteahhidi Nuri Bey, 1012 kilometre demir yolu hattını 1 yıl gibi kısa bir sürede tamamladı.
Nuri Demirağ’ın girişimci ufku ve çalışmaları
Osmanlı Devleti’ne başkentlik yapmış olan İstanbul, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ticarî ve sanayi merkezi durumundaydı. Taşradan gelen göçlerle nüfus günden güne artmaktaydı. Anadolu ve Avrupa yakalarında ulaşım gemilerle sağlanıyordu ve bunun sürdürebilirliğinin imkânsız olacağı açıktı. Nuri Bey’in zihni, boğazın iki yakasını birbirine bağlayan bir köprünün yapımıyla meşguldü. Sene 1931… Amerika, San Francisco’daki “Goldon Gate’’ köprüsünün bir benzeri boğazımızı neden süslemesindi ki? Yurt dışında uzmanlar getirtti. “Goldon Gate”i inşâ eden firmayla temaslar kuruldu. Dört sene süren araştırmalar, çalışmalar bir proje hâlinde hükümete sunuldu. Proje, mali kaynak yetersizliği ve İstanbul’un imar planını bozacağı gibi nedenlerle reddedildi.
Boğaz köprüsü çalışmaları aşamasında, tarımdaki verimliliğin artması için sulama ihtiyacını ve sanayi için gerekli enerji ihtiyacını karşılayacak büyük bir barajın Keban’da yapılması fikrini oluşturdu. Sene 1933… Keban Barajı’nın bulunduğu yere uzmanlar getirip fizibilite çalışmaları yaptırdı. Maliyetini kendisinin karşılayacağı projeyi yetkililere sundu. Fakat boğaz köprüsü gibi bu da hükümet tarafından reddolundu. Ancak bu düşünce 33 sene sonra 1966 yılında faaliyete geçecek ve 1974 yılında baraj tamamlanacaktı. Boğaza ilk köprü ise Adalet Parti hükümeti döneminde 20 Şubat 1970 tarihinde yapımına başlanacaktı. Dönemin CHP muhalefeti, “Zenginlerin rahatı için köprü yapılıyor’’ diye karşı çıkmıştı. Köprü, tamamlanarak 30 Ekim 1973 tarihinde hizmete açıldı.
Çimento imalatı yabancı firmaların elindeydi. Aralarında anlaşarak tekel oluşturmuşlardı. Nuri Bey, çok daha ucuza satmayı taahhüt etmesine rağmen çimento fabrikasını kurmasına yetkililer izin vermedi.
Müteahhitliğe devam eden Nuri Bey, ihalelere girerek Bursa Sümerbank Merinos Tesisleri’ni, Karabük Demir Çelik Tesisleri’ni, Sivas Çimento Tesisleri’ni, Eceabat Havalanı ile Haliç Hal Binası’nı başarıyla tamamladı.
Milletine hizmet etmeyi şiar edinmiş olan Nuri Bey, devlet memuru iken 1906-1909 yıllarındaki kıtlık süresinde depolarda birikmiş olan buğdayları halka ucuz fiyatla vermişti. Bu kararından dolayı hakkında soruşturma açıldı. Yapılan tetkikler sonucunda haklı bulunarak aklandı. Müteahhitlik işlerine devam ederken hayır işlerini de ihmal etmiyordu. Tarihî çeşmelerin ihyası ile beraber toplam 48 çeşme yaptırdı.
Türk Hava Kurumu’ndan güçlendirilmesi için yeni uçakların satın alınması gerekiyordu. Yurt sathında bağış kampanyası düzenlendi. İlgililer bağış için devrin büyük müteahhitlerinden olan Nuri Bey’e başvurdular. Girişimci ufkunda yeni şimşekler çakacaktı. “Benden bu millet için bir şey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Mademki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşamı başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu tayyarelerin (uçakların) fabrikasını yapmaya talibim…” dedi. Niyetini açıklayan mektubunu dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak Paşa’ya iletti.
Paşa, “Memleketimizdeki hava sanayiine yardım hususunda gösterdiğiniz vatandaşlık duygusu, şayanı takdirdir. Bu iş, büyük mali fedakârlıklara ihtiyaç gösterdiğinden bu uğurdaki maddî ve manevî azminizden de sizi tebrik ederim. İstanbul’daki etüt atölyesiyle Divriği’ndeki tayyare fabrikasının açılarak faaliyete geçmesini dilerim. Saygılarımla…’’cevabını yazarak takdirlerini ve müsaadesini belirtecekti.
Genelkurmay Başkanı’ndan olumlu cevap alan Nuri Bey, büyük bir coşku ile kolları sıvadı. O imal edeceği uçağın, Türk tipi bir model olmasını arzu ediyordu. “Avrupa’dan, Amerika’dan lisanslar alıp uçak yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise büyük bir sır, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır…’’ demektedir. Modası geçmiş tipleri imal etmenin zaman kaybı olacağını ifade eden Nuri Bey, yepyeni bir Türk modeli meydana getirmek isteyecektir. Yıl 1936… Çekoslovakyalı bir şirketle anlaştı. İstanbul, Beşiktaş boğaz sahilinde günümüzde müze olarak kullanılan yerde dönemin en modern binası olarak kabul edilen fabrika yapıldı. Temeli 17 Eylül 1936’da atıldı. Burada uçaklar ve planörler imal edilecekti.
Selahattin Reşit Alan
Nuri Demirağ Tayyare Atölyesi (NuDTA) 1 Şubat 1937’de kurulmuş oluyordu. Nuri Bey, çalışmalarının başına Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Reşit Alan’ ı görevlendirdi.
Reşit Alan, Türk Tayyare Cemiyeti tarafından 1926’da uçak mühendisliği eğitimi için Fransa’ya gönderilen ilk beş kişilik grup içinde yer almıştı. Ecole Superieure Daeronautique Enstitüsü’nden uçak mühendisi olarak 1928’de mezun oldu. Fransız Hanriot şirketinde staj yaptı. 1931 yılında askerî bröveli pilot olarak yurda döndü. Askeriyeye bağlı Eskişehir Tayyare Tamirhanesi’nde göreve başladı. Burada “Selahattin-1’’ adı ile kodladığı eğitim ve keşif uçağı projesini hazırlayarak prototip imalatına girişti. Çift kanatlı, iki kişilik, tek motorlu, uzunluğu 7,4 metre, kanat uzunluğu 15 metre olan uçağın prototip imalatını Ekim 1932’de tamamladı. Motorunu ve pervanesini ABD’den getirttiği uçağın diğer tüm aksamını yerli olarak Kayseri ve Eskişehir uçak tamir fabrikalarında imal olundu. Sürati saatte 200 kilometre olan ve havada 2,5 saat kalabilen uçağın test uçuşlarını başarıyla gerçekleştirdi. Fakat uçağın seri üretimi için gerekli desteği bulamadı. O aralar Nuri Bey, hayalini gerçekleştirmek için kadro hazırlığındaydı ve Selahaddin Alan’a iş ortaklığı teklifinde bulundu. 1933’te görevinden istifa eden Alan, Nuri Bey’le birlikte çalışmaya başladı. (Fotoğraf 2)

FOTOĞRAF 2: Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Reşit Alan. Eskişehir tayyare tamirhanesinde bizzat kendisi de işçi olarak çalışarak ilk uçak prototipini Ekim 1932’de tamamladı.
Selahattin Alan, kurmuş olduğu ekibiyle Almanya, Fransa, İngiltere ve Amerika’daki uçak fabrikalarını ziyaret ederek teknolojinin son aşamasına dair tetkikler yaptı. Türkiye’ye dönerken bazı Alman mühendisleriyle anlaşarak ekibini güçlendirdi. İlk yerli Türk uçağı imal edilebilirdi artık.
“Nu.D-36” kod adı ile ilk olarak tek motorlu uçak imal edildi. Sene 1936… Nuri Bey, Türk yapımı ilk uçakla İstanbul’dan memleketi Divriği’ye uçtu. Uçağın pilotu, açmış olduğu pilot okulunun ilk mezunlarından oğlu Galip Bey’di. (Fotoğraf 3a) Yapılan geliştirme çalışmalarıyla çift motorlu 6 kişi taşıyan uçak yapıldı. “Nu.D-38” adı verilen bu yolcu uçağı aynı zamanda savaş uçağına dönüşebiliyordu. Hızı saatte 325 kilometreye ulaşabilmekte ve 6000 metreye yükselebilmekteydi. Sene 1938... Türk Hava Kurumu (THK) Demirağ Uçak Fabrikası’na 10 adet uçak ve 65 adet planör siparişi verdi. Sene 1939’da Nuri Bey, ilk yerli paraşüt üretimini gerçekleştirerek bir yeniliğe de imza atıyordu. “Nu.D-38” modeli 1944 yılında Dünya Havacılık Otoritesi tarafından “A Sınıfı Yolcu Uçağı’” kategorisine alınacaktı. (Fotoğraf 3b)

FOTOĞRAF 3a: Nuri Demirağ Bey… İstanbul’da imal ettiği ilk yerli uçakla Ağustos 1941’de İstanbul’dan doğum yeri olan Divriği’ye başarılı bir uçuş yaptı. Pilot, oğlu Galip Demirağ’dır.

FOTOĞRAF 3b: Çift motorlu, 6 yolcu taşıyan, hızı saatte 325 kilometreye ulaşabilen ve 6000 metreye yükselebilen “Nu.D-38” modeli, 1944 yılında dünya havacılık otoritesi tarafından “A Sınıfı Yolcu Uçağı” kategorisine alındı.
Selahattin Reşit Alan Bey, tayyarelerin tasarımında ve imalatında bizzat başında bulunarak çalışıyordu. “Nu.D-36”nın Yeşilköy’deki test uçuşlarını pilot olarak kendisi yapmıştı.
Gök Okulu
Beşiktaş’taki uçak fabrikasında imal edilen uçakların testi için Yeşilköy’de büyük bir arazi satın alındı. Nuri Bey, burada, büyük bir uçuş pisti, hangarlar, uçak bakım atölyeleri inşa etti. Daha sonraları İstanbul Atatürk Havalimanı olarak kullanılacak olan bu alan, dönemin Avrupa’sının en büyük hava alanı olan Amsterdam Havaalanı’ndan daha büyüktü. İmal edilecek tayyareleri kullanacak Türk pilotlarına da ihtiyaç vardı. Nuri Bey, Yeşilköy ve memleketi Divriği’nde “Gök Okulu”nu açtı. Sivas’ın hiçbir ilçesinde orta okul yok iken Divriği’ndeki mektepte orta öğretim eğitimi verilmekteydi. (Fotoğraf 4)

FOTOĞRAF 4: Nuri Bey, İstanbul Yeşilköy de ve memleketi Divriği’nde, pilot yetiştiren “Gök Okulu”nu açtı. Bütün masraflarını kendisinin karşıladığı mektepte 1943 yılına kadar 290 pilot yetişecekti.
Talebeler 250 yataklı yurtta ücretsiz kalıyor, bütün ihtiyaçları ücretsiz karşılanıyordu. Buradan mezun olanlar İstanbul’a getirilerek uçuş dersleri alıyorlardı. Nuri Demirağ, Divriği’nde bir “Gök Üniversitesi” kurmayı amaçladı fakat yetkililerden izin alamadı. İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde “Uçuş Mühendisliği Bölümü” kurulması için çalıştı.
Gök Okulu’nda 1943 yılına kadar 290 pilot yetiştirildi. Tayyarelerle 16.000 saatten fazla uçuş yapıldığı hâlde hiçbir kaza meydana gelmedi. Reisicumhur İnönü’nün oğulları da talebe olarak kaydolmuşlardı. Durumdan haberdar olan İnönü, ekip göndererek oğullarını okuldan aldıracaktı.
THK’den alınan planör siparişleri teslim edilmiş, tayyarelerin ise teslim edilmeden önce son olarak Eskişehir’de test uçuşunun yapılması istenmiştir. Pilot olarak havalanan Reşit Alan, “İnönü Havaalanı”na inişi sırasında pist kenarındaki hendeği fark edemeyerek içine düşmüş, kaza sonucu hayatını kaybetmiştir. 13 Temmuz 1938… Hendeğin hayvanların piste girmemesi için açıldığı beyan edilmiş ise de bu kazanın sabotaj olup olmadığı araştırma mevzusudur.
Bu kazanın ardından THK, “Nu.D-36”nın yetersiz olduğunu belirterek tüm siparişleri iptal etti. Nuri Demirağ, kazanın pilotaj hatası olduğunu söylese de yetkililere dinletemedi. THK’nu mahkemeye verdi. Mahkemenin tayin ettiği bilirkişiler kazanın kırım olmadığına dair rapor vermelerine rağmen dava reddedildi. Nuri Demirağ’ın imal edilmiş tayyareleri yurt dışına satışından başka çaresi yoktu. İran, Irak ve İspanya’dan siparişler alındı. Fakat CHP hükümeti tayyarelerin ihracının yasak olduğuna dair kanun çıkartınca, Nuri Demirağ şoke olacaktı. Görüşmek isteyip de görüştürülmediği Reisicumhur İsmet İnönü’ye mektup yazıp aman dileyecekti…
“Cumhurreisimiz İsmet İnönü’nün Yüce Huzuruna
Büyük şefim,
Af buyurunuz, muztar kalmasam rahatsız etmezdim. Kendimi, kazması omuzunda bir iş emireriniz adederim. Milletin mâkus talihini yenen siz büyüğümüzden aldığımız kuvvetle memleketin demiryolları, fabrikaları, büyük binaları yapıldı, yapılıyor.
Göklerine hâkim olmayan milletlerin yerlerde sürüneceğine, daha doğrusu yerin dibinde çürüyeceğine kâni bulunduğum cihetle bundan üç buçuk sene evvel bütün personelini, levazımatını tedricen vatanın sinesinden belirtecek ve memleketin ihtiyacına tamamen cevap verecek büyük bir tayyare endüstrisi kurmak tasavvurunda bulundum ve bu tasavvurumu Mareşal Fevzi Çakmak Hazretlerine, o mübarek zata bir mektupla arz ettim ve bana bu hususta muin ve müzahir olup olmayacağını sordum. Cevabı ve buna eklenilen millî müdafaa ve iktisat vekaletlerine yazdığı tezkerelerin sureti ilişiktir.
Bunun üzerine dünyanın en mükemmel tayyare ve teferruatını yapan memleketlere mütehassıslarımla birçok kereler seyahat ettim. Tetkikat yaptım, yaptırdım. Ecnebi memleketlerde müteaddit, kıymetli Türk gençlerinden mühendisler ve işçiler okuttum, yetiştirdim ve yetiştirmekteyim. Fabrikamı sanat mekteplerinden yetişen en kıymetli Türk işçileriyle, en yeni ve modern makinelerle tezyin ederek buna müteallik muhtelif sanat şubelerinde kurslar açmak, bilgilerini ameli, nazari genişletmek suretiyle de elemanlar hazırladım.
Beşiktaş’ta kurduğum tayyare atelyesiyle Yeşilköy’de yapmakta olduğum modern uçuş meydanı, tamir atelyesi ve hangara ait plan ve krokiler ilişiktir. Divrik’te kurulacak esas fabrikaya ait planlar ve bu maksatla satın alınan 1.500 dönümlük arazi ve maden taharri ruhsatnameleri ve su kuvvetlerinden elektrik istihsali için değirmen ve baraj mahalli krokileri ve bu maksada hizmet emeliyle yaptırılan 250 mevcutlu orta mektebe ait fotoğraflardan bir takımları eklidir. Maahaza ahvalin inkişafına talikan Divrik’te fabrika inşaatına henüz başlanmamıştır.
Geçenlerde Beşiktaş’taki atelyenin senevî imâlat kabiliyetinin tayini istendi. 300 mektep veya 150 antrenman yahut 50 avcı tayyaresi yapılabileceği cevaben bildirildi. Zaman zaman takdirler ve teşekkürlerle maddî, manevî yardımlar yapılacağı ve siparişler verileceği hava kuvvetlerinden tahriren ve şifahen bildirildi. Şimdiye kadar asarı fiiliyesi görülmedi. Bu babtaki emirlerin ve takdirnamelerin suretleri melfuftur.
Hava Kurumu’ndan bidayette verilen ve arkası gelmeyen 65 planör kuruma teslim edilmiş ve 10 mektep tayyaresi, uçuş melekesi az olan bir mühendisimizin rızam hilafına tayyare ile Eskişehir’e giderken İnönü’nde yapılmakta olan törene iştirak etmek isteyerek, sahanın darlığı, planör, tayyarelerin ve ziyaretçilerin çokluğu yüzünden meydanda yer bulamamasından ekin tarlası içerisinde yere konuş esnasında bir metrelik çukuru göremeyerek mühendisin ölümüyle neticelenen bir kaza vukua gelmiş idi. Bunda tayyarenin kabahati yoktur.
Hava Kuvvetleri’nin bir çok yüksek tayyare mühendislerinden mürekkep tetkik komisyonu tarafından ilk Türk tipi olarak belirttiğim bu tayyareye ait, sandıklar dolusu yüzlerce aerodinamik ve statik resimleri ve hesapları mezkûr komisyonca aylarca tetkik ve performans tecrübeleri yapılarak mükemmel normal mektep tayyaresi olduğunu Hava Kurumu’na tebliğ ve uçuş müsaadesini verdiği hâlde Türk kuşu, memlekette yegâne salahiyettar bu fen komisyonunun kararını dinlemeyerek tayyareleri kabulden imtina etmekte ve kaza hadisesi yüzünden vukua gelen teahhürü nazarı itibara almayarak tayyareleri almamakta ısrar ve teminat mektubu muhteviyatı olan 14.000 liramı zapt ve avans verdikleri 40 bin lirayı istirdat etmişlerdir. Buna müteferri evrak eklidir.
İşçilerim ve fabrika personelleri işsiz kalmıştır. Esasen şimdiye kadar tam ve kâmil bir mesai sahası da bulamamışlardı. Bu müessese memleket müdafaası için faydalı bulunuyorsa derhal sipariş verilerek yaşatılmasının temini ricasını havi Mareşal Hazretleri’ne çekilen ve şimdiye kadar cevabı alınamayan telgraf sureti ilişiktir.
Bu uğurda şimdiye kadar harcanan 1,5 milyon lira ile -hoş, karakterim buna müsait değil ya- farzı muhal 15-20 adet han apartman yaptırır, senede 150-200 bin lira irad alarak istediğim yerde gezer, tozardım.
Hülasa: Türk’e ecdadından miras ve dünyaya nümune-i imtisal olmuş olan sipahiliğin, süvariliğin, serden geçtiliğin, bugünkü şekli de tayyareciliktir. Şimendüfer siyasetinizin verimli neticeleri meydanda, bidayetteki tenkitler, târizler, muhalefetler hatırlardadır. Bu feyizli eseriniz eğer haline terk olunsa veyahut inşaatın askerî idare altında amele taburlarına götürülmek sistemi takip edilseydi bu netice elde edilir miydi? Lüzumu hâlinde bu vasıtaların evvel beevvel askerî hidemata terk olunacağı tabii olduğu gibi tayyare levazım ve vesaitinin ilişik teskerelerle memleket müdafaası emrine hasr ve tahsisi emir olunmaktadır.
Gece gündüz, kış yaz, yağmur çamur, bora fırtına manialarını bertaraf edecek vatanın her bucağında şimdilik en az 60-70 yerinde modern uçuş meydanları, yanı başında tamir atelyeleri, hangarları, müteaddit sınıf ve derecelerde mektepleri ve birkaç yerde tayyare ve motor fabrikaları yaparak havacılığımıza binlerce ihtiyat, yapıcı, uçucu, yaratıcı elemanlar ve vesait yetiştirmek iktidarındayız.
Tayyare süratlidir, mütemadiyen de süratleniyor. Havacılık işlerinin bu sürate ayarlanması için hepsi aynı rütbede ayrı ayrı noktai nazar taşıyan hava kumandanlarının başlarına, tepeden tırnağa, başından sonuna kadar mesuliyeti nefsinde toplayan üzerine toz kondurulmamış yırtıcı, yaratıcı bir şahsiyetin her memlekette olduğu gibi bu mühim ve hayatî işin başına geçirilmesi suretiyle tevsiini ve mahdut çerçeve dahilinde bırakılmamasını vatanın yegâne kurtarıcısı siz büyük millî şefimden YALVARARAK kemâl-i hürmetle arz ve niyaz ederim.”
Nuri Bey’in Reisicumhur İnönü’ye yazmış olduğu mektup, adeta hayatının özetidir. Mazide yaşananlardan ders çıkarmak, bu dersin mihmandarlığında istikbale doğru rota çizebilmek için mektubun ihtiva ettiği hakikatleri insafı akıl ile değerlendirmek mecburiyetindeyiz. Bunda herkesin hissesine düşen pay vardır…
1) Nuri Bey, af dileyerek mektubuna başlıyor. “Muztar kalmasam rahatsız etmezdim”diyor. “Muztar” kelimesinin açılımı, her yönü denedim, çaresiz kaldım, şartlar beni size başvurmaya mecbur bıraktı, demektir. Bu mesuliyetin ağırlığı altında ezilmiş, perişan bırakılmış, sermayesi ve bütün emekleri heba edilmiş, acı içinde çırpınan yaralı bir kalbin feryadıdır.
2) Devamla, göklere hâkim olmanın ehemmiyetine ve hava savunma endüstrisinin önemine binaen vatanperverlik mesuliyetiyle, genelkurmay başkanına yazmış olduğu mektupla izniyle beraber “muin” ve “müzahir” yani yardımcı ve devamlı suretle destekleyici olup olmayacağı soruluyor. Cevabın müspet (olumlu) olduğunu, takdir ve tebrikleriyle beraber “Milli Müdafaa ve İktisat Vekaletlerine” gerekli yardımın yapılmasına dair tezkereler yazdığını beyan ediyor. Evrakların suretinin mektup ekinde olduğunu bildiriyor. Nuri Bey bu açıklamalarıyla, uçak sanayiine girişiminin kendi başına keyfi olmadığını, devletten izin aldığını, izinle beraber biteviye yardım edileceğinin sözünün verildiği bilgisini vurguluyor.
3) Mektubun gelişme bölümünde yapılan çalışmalar anlatılmaktadır. Kurulmuş olan atölyeler ve fabrikalar pilot yetiştirmek için açılmış yurtlar ve mektepler, havaalanı için 1.500 dönümlük arazinin alınışı anlatılıyor. Bu çalışmalar esnasında Türk Hava Kuvvetleri’nin, zaman zaman takdir ve teşekkürlerini ihtiva eden yazılı ve sözlü desteklerinin olduğu, maddî ve manevî yardımların yapılacağı vaadedildiği hâlde “şimdiye kadar aşari fiiliyesi görülmediği” yani vaadlerin havada kaldığı, gerçekleşmediği bildiriliyor.
4) Bir ara senelik tayyare imalat kapasitesinin istendiği (pilotların yetişmesi için) 300 mektep tayyaresinin, 50 avcı (savaş) tayyaresinin yapılacağı cevabı verildiği, THK’nun (ayıp olmasın diye herhalde) 65 planör ve 10 mektep tayyaresi sipariş verdiği, planörlerin teslim edildiği, Selahattin Alan’ın hayatını kaybettiği elim kaza sonucu, siparişin iptal olduğu anlatılıyor. Nuri Bey’in, mektubunda kazanın oluş nedenini açıklaması dikkat çekicidir. Pist alanı insanlar ve araçlarla tamamen doldurulmuştur. İniş için yeterli boşluk görmeyen merhum, alandaki insanlara zarar vermemek için yandaki ekin tarlasına inmek mecburiyetinde kalmıştır. Tarlada hendek açılmıştır. Ekinlerden dolayı hendeği fark edemeyen pilot, uçakla birlikte hendeğin içine düşer. Kazanın pilotaj hatası olduğunu, tayyarelerde herhangi bir kusur bulunmadığını defaatle anlatan Nuri Bey, yetkilileri ikna edemez. Siparişleri iptal ettikleri gibi teminat olarak verilen 14.000 liraya da el koyarlar ve avans olarak verilen 40 bin lira haczedilir. Bu rakamlar o devir için büyük meblağlardır. Nuri Bey, mektubunda siparişten önce tayyarelerin nasıl tetkik edildiğini şöyle anlatır:
“Hava Kuvvetleri’nin birçok yüksek tayyare mühendislerinden mürekkep tetkik komisyonu tarafından ilk Türk tipi olarak belirttiğim bu tayyareye ait sandıklar dolusu yüzlerce aerodinamik ve statik resimleri ve hesapları mezkur komisyonca aylarca tetkik edilmiş ve performans tecrübeleri yapılarak mükemmel normal mektep tayyaresi olduğunu Hava Kurumu’na tebliğ ettiği ve uçuş müsaadesini verdiği halde, THK memlekette yegane salahiyettar bu fen komisyonunun kararını dinlemeyerek siparişleri iptal ettikleri gibi teminata ve avansa el koymuşlardır.”
5) Teminata el konulması ve avansın istirdat edilmesinden sonra “Mareşal Hazretleri’ne çekilen ve şimdiye kadar cevabı alınamayan telgraf sureti ilişiktedir” ifadesiyle elem durumunu Devlet’e bildirdiğini yazıyor.
Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa, işin başında kendisine danışıldığı, takdirleriyle beraber, muin ve müzahir olacağının cevabını verdiği hâlde neden sessiz kalmıştır? Demek ki daha yüksek bir mâkâm Genelkurmay Başkanı’na engel olmaktadır. Bu mâkâm sahibinin kim olduğunu bilecek kadar zekâya sahip olan Nuri Bey, son çare olarak kendisine müracaat ediyor. Arzuhalini ifade ettikten sonra “Siz büyük Milli Şefimizden YALVARARAK kemal-i hürmetle arz ve niyaz ederim” cümlesiyle mektubunu sonlandırıyor.
Nuri Demirağ’ın yalvarması da bir fayda sağlamayacaktır. Tek çare kalmıştır, mahkeme kararı ile mağduriyetini gidermek... Mahkeme, dosyayı bilirkişiye havale eder. Bilirkişi, Nuri Bey lehine rapor verdiği hâlde mahkeme davayı reddeder. Bu hadise sonradan gerçekleşeceğinden mektupta yer almaz.
6) İmal edilmiş tayyarelerin yurt içinde hizmete sokulması imkânı kalmayınca tek çare yurt dışına ihraç edilmesi olacaktır. Elde kalan tayyarelerin satışı için İran, Irak ve İspanya devletleriyle yapılan temaslar sonu siparişler alınır. Fakat CHP hükûmeti yeni çıkarmış olduğu kararla tayyarelerin yurtdışına satışını yasaklar. Bu mali olarak Nuri Bey’in idamı demektir. Uçaklar hangarlarda çürümeye terkedilir. (Fotoğraf 5)

FOTOĞRAF 5: Yurtiçi siparişleri iptal edilen, yurtdışı satışları da yasaklanan imal edilmiş uçaklar, hangarlarda çürümeye mahkûm edilmişlerdir.
Nuri Bey, uçak sanayiin tesisinde, atölye ve fabrikaların yapımı, hava alanı tesislerinin meydana getirilmesi ve pilot eğitimi mekteplerin açılması için yapılan harcamaların ceman bir buçuk milyon lira tuttuğunu bildiriyor. O devre kıyasla bu değer muazzam bir meblağdır. Bu servet ile onlarca hanlar, apartmanlar yapılabilmekte, bunların getireceği kira ile 150-200 bin lira senelik gelir elde edilebilmektedir.
Böyle basit ve kolay bir yol varken Nuri Bey, Devlet’in bile yapmadığı (veya yapmak istemediği) uçak sanayi gibi mesuliyetli ve riskli bir işe neden girişmiştir? Bir asır boyunca damgalanan “Hasta adam, aciz millet” zihniyetini yıkmak, Türk insanının zekâ ve kabiliyetini, çalışma hırsı ve azmini, tüm dünyaya ispatlamak için olabilir mi?
Yurt dışından satın alınacak uçaklar için düzenlenen kampanyaya yardım etmesi için gelindiğinde vatana hizmet etmenin, millete faydalı olmanın en zirvesini seçmiş, elzem olan uçak sanayi teşebbüsünün ilk öncüsü olarak büyük bir coşku seli ve azmi ile yola koyulmuştur.
Yurtdışındaki temasları, imalat plan ve projeleri, tesis edilecek alanları ve yerleri, işçisinden mühendisine istihdam edilecek personeli, malzemeden maaşlara kadar maliyetleri velhasıl tüm teferruatları hesap ettiği hâlde memleketinin başında olan CHP hükûmetinin bir heyula gibi aşılmaz bir engel olarak karşısına dikileceğini hesap edememiştir. Bu yanılma Nuri Bey’in hatası değil mevcut CHP hükûmetinin vefasızlığı, ayıbı ve ihanetidir.
Vatana ve millete hizmet etmeyi şiar edinmeyi genç yaşındaki mezuniyetinden itibaren yaşadıklarıyla, yaptıklarıyla ispat etmiş olan Nuri Bey’in akıbeti böyle mi olmalıydı?
Büyük bir coşku ve heyecanla başlayan teşebbüs, onca akıtılan ter, atölyelerde, fabrikalarda, mekteplerde sarf edilen onca emek, göklere hâkim olmak uğruna harcanan muazzam servet, bir hiç uğruna heba mı edilmeliydi?
Devletin zirvesindeki idareciler, uçak sanayi gibi elzem bir hayırlı teşebbüsü, takdir, teşvik ve yardım yerine tekdiri, horlamayı ve cezalandırmayı mı reva görmeliydi?
Bir yabancı devlet faraza İngilizler, İstanbul’u işgalden sonra terk edip gitmeselerdi de memleketimizi idare etmeye kalksalardı, milletine hizmet etmek için çırpınan bu vatan evladına, başına gelenlerden ziyade daha ne engel ne kötülük yapabilirdi?
7) İngiliz yayın kuruluşu BBC, yetmişli yıllarda programa koyduğu dizilerden biri “Güneşi Batmayan İmparatorluk” adlı dizidir. Bir zamanlar “Dünyanın her tarafını sömürdüğümüzden bizim üzerimizde güneş batmazdı” demeye getiriyorlar. Amerika kıtası, Avusturalya gibi en uzak mekânlara sömürgeler kuran İngilizler, İkinci Dünya Harbi’ne kadar yeryüzünün süper devletiydi. Sömürdüğü diyarlarda hâkimiyetlerinin devamını sağlayabilmek için yöre halkını birbirine düşürmek en mahir planlarıydı. “Bir nehirden geçerken balıkları kavga ediyor görürseniz bilin ki oradan bir uzun bacaklı (İngiliz kastediliyor) geçmiştir” meşhur bir Kızılderili atasözüdür. BBC’deki dizide sömürgelerden ayrılış bölümünde şu ifadeler geçiyor: “İdare olunan halk, huzursuzlandığında, bağımsızlıklarını elde etmek için ayaklandığında, orada durulmaz hâle gelindiğinde, memleketten ayrılırken yerimize idareci olarak onlar arasından çıkmış fakat bizim gibi düşünen ve bize saygılı olan (yani hizmetçi olan) kimseleri iş başına getiririz.”
Bilhassa Afrika ve Ortadoğu’da, yirminci yüzyıl başlarından günümüze kadar, yapılan zulümlerin, çatışmaların, savaşların, dökülen kanların, yaşanan acı ve ızdırabın kaynağı, sebebi, bu cümledeki ifadede yer almaktadır.
8) Dünyanın sayılı şirketlerinden The Boein Company, uçak, helikopter, uydu, telekominikasyon ekipmanları ve füzeler tasarlayan, imal eden bir Amerikan şirketidir. Wiliam Boeing tarafından 15 Temmuz 1916’da Washington’da kurulmuştur. Verilere göre 2015 yılı geliri 96,114 miyar dolardır. 2016’daki çalışan sayısı 15.6921 kişidir.
Almanya’nın ulusal havayolu şirketi “Deutsche luft Hansa”nın kuruluşu 1926’dır. Çalışanları tarafından 6 Ocak 1953’te “Luftag” adıyla yeni bir şirket kuruldu. 1954’te “Lufthansa” adını ve logosunu aldı. Şirketin 2024 hasılatı 37,581 milyar avrodur. 2023 yılındaki çalışan sayısı 96.667 kişidir.
Eğer Nuri Demirağ’ın 1930’larda başlattığı uçak sanayi teşebbüsü dönemin CHP hükûmetinin engeline takılmasaydı Boeing ve Lufthansa gibi dev uçak sanayi şirketlerinin yanında bir Türk şirketinin de yarışmakta olduğunu görmemiz içten bile değildi. Nuri Bey’in THK tarafından alınmayan, yurt dışına da satışı yasak getirilen uçakları, bir müddet Türk semalarında, milletin heyecanlı bakışları altında gösteri uçuşları yaparak veda edecekti. Hangarlara alınan uçaklar çürümeye terk edildi. Bir kısmı sökülerek hurda olarak kullanıldı. (Fotoğraf 6)

FOTOĞRAF 6: Yurt içindeki siparişleri iptal edilen ve de dönemin CHP hükûmetinin çıkardığı kanunla İran, Irak, İspanya devletlerinden alınmış olan siparişlerine de yasak getirilen uçaklar, hangarlarda çürümeye terk edilmeden önce bir müddet daha Türk semalarında gösteri uçuşu yaparak veda edecekti. Seyredenleri heyecanla coşturan bu gösteriler, günün gazete manşetlerinde yer aldı.
Nuri Bey’in doksan sene önce başlattığı uçak sanayi teşebbüsünün bugün dünyanın dev şirketleriyle yarışabileceğinden şüphesi olanlara, Türkiye Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin son senelerdeki icraatlarına bakmaları tavsiye olunur.
Cumhurreisimiz Recep Tayyip Erdoğan Bey’in önderliğinde Türk semalarına hâkim olmanın son bayraktarı, vatan evladı Selçuk Bayraktar Bey’in ilk yerli üretim insansız hava aracı (İHA) ve silahlı insansız hava aracı (SİHA), TB2 ve de ilk insansız savaş uçağı KIZILELMA’nın kısa denilebilecek bir zaman diliminde imal edilerek süper devletlerdeki emsalleriyle yarıştığını hatta fark attığını ibretle görecekler. (Devam edecek…)



